Yazı Detayı
18 Ocak 2016 - Pazartesi 09:48
 
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

İnsana ekmek-su ne kadar gerekliyse devletlere de “enerji” o kadar gereklidir. Bir başka deyişle insanın yaşaması için vazgeçilmez olan fizyolojik ihtiyaç, devlet için vazgeçilmez olan enerji ile eşdeğerdir. İşin esasında savaşların temel nedeni de enerji kaynaklarına sahip olma mücadelesidir.

1700’lü yıllarda; sanayi devrimi ile başlayan ve hammadde ve enerji ihtiyacı, o dönemlerde sömürgeciliğin gerekçesini oluşturmuştu. Kitlesel üretimin yaygınlaşması ve tüketim çılgınlığının had safhaya ulaşması bu ihtiyaca çarpan etkisi oluşturmuştur. Sürekli yeni kaynaklar araştırıldı. Bunda başarılı da olundu. Bu kaynakların en stratejik olanı şüphesiz petrol ve türevleridir. Ancak tahminler bu kaynağın yarım yüzyıl kadar sonra biteceği yönündedir.

Nükleer enerji ise bir başka açıdan stratejiktir. Zira Sovyet zamanından kalma ve Türkiye sınırına yalnızca 16 km uzaklıktaki Metsamor nükleer santrali bile Ermenistan gibi küçücük bir ülkeye stratejik üstünlük sağlamaktadır. Olayın salt enerji üretimi ile sınırlı olduğunu kimse düşünmüyor elbette. Bu yüzden Batı bir bütün olarak İran’ın bu teknolojiyi elde etmesini engelleme çabası içerisinde. Nitekim 17 Ocak 2016 itibariyle de bunu başarmış gözüküyor. İsrail anlaşmadan memnun olmasa da Batı şimdilik İran’ı nükleer silah üretmeme konusunda istediğini elde etmişe benziyor. Zafer İran’ın mı, Batının mı yoksa İsrail’in mi tartışılır elbette, ama İranlı yetkililer anlaşma karşılığı başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin ambargosunun kalkmış olmasından fevkalade mutlu gözükmekteler. Böylece İran bütün küfür erbabı ile açık işbirliğine girmiştir. Malum Rusya ile açık, İsrail ile örtülü ilişkisi öteden beri devam ediyor. İran Batı ile geliştirdiği iyi ilişkilerle orantılı olarak İslam dünyası ile arasını açmaktadır. Bu durum İran için hiç de hayra alamet gözükmüyor.

Türkiye özellikle de petrol ve doğalgaz bakımından tam bir enerji “fakiridir.” 1923’te yeni sınırlar belli olduğunda Türkiye’nin fiziki sınırı aynı zamanda petrol sınırı idi adeta… Sınırın hemen ötesinde Irakta, Suriye’de Batum’da petrol vardı ama Türkiye’de buna ulaşmak mümkün olmuyordu. Bunu elbette başka nedenlerle de açıklamak mümkün. Lozan’ın açıklanmayan maddeleri mesela… Hani vardır ya 2023 vizyonu… Acaba bu kuru bir hamaset mi yoksa 100 yıllık bir parantezin kapatılması mı? Üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Devlet yetkilileri bunu davul-zurnayla ilan edecekler değil ya… Kamufle ediyorlar işte. Tabii bu kamuflajı bütün taraflar da biliyor ve dört koldan saldırıyorlar.

II. Dünya Savaşından yenik çıkan, Almanya, Japonya gibi ülkeler; galip tarafta gözükse de bitmiş tükenmiş ve sömürgelerini kaybetmiş Fransa ve İngiltere, Soğuk savaşın demirperde gerisi ülkelerinin hamisi Sovyetler, diğer iddialı ülke Çin bu süreç içerisinde farklı bileşenleri kullanarak enerji kaynaklarını güçlendirdi ve çeşitlendirdiler. Bu ülkeler ilk fırsatta nükleer silah elde etmek yarışına da girdiler. Değişik tarihlerde bu teknolojiye sahip olduktan sonra, hiçbir konuda anlaşamayan bu ülkeler iki kutuplu dünya şartlarında “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasını” imzaladılar. Etkili de oldu. Birkaç ülke hariç (Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore gibi) nükleer teknolojiyi elde etmeye çalışan ülkelerin dünyayı başlarına yıktılar. Birçoğu da buna teşebbüs bile edemedi ya da etmedi.

Türkiye de öyle gözüküyor. 1990’a kadar bir anlamda NATO korumasında olan Türkiye, stratejik hiçbir alanda kendi projelerini üretemedi. 90’lı yılların kayıp yıllar olduğunu bilmeyen yok elbette. 1999’da depremle birlikte çöken siyaset 2001 krizi ile mevta haline gelince Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Yaklaşık 13-14 yıldır yaşanan süreç bir çok ezberi bozdu. Bunlardan birisi de enerji alanında idi. Bir taraftan yerel kaynaklar harekete geçirildi. Diğer taraftan da yapılan uluslararası anlaşmalarla öteden beri gündemde olan ama bir türlü başarılamayan nükleer santral projeleri hayata geçirildi.

Yerel kaynaklardan kastım; hidro elektrik santraller, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji ve bio enerji gibi “yenilenebilir” ve “çevreci” kaynaklar ama, ülkemdeki “garaib güruh” buna da çevre adına karşı çıkmayı başardı. Meşhur medeniyetler çatışması projesinde Huntington Türkiye’ye ayrı bir başlık açmış ve Türkiye’yi diğer İslam dünyası ülkelerinden ayırmış... Birkaç defa okuduğum makalede Türkiye “nev’i şahsına münhasır-su-i generis” bir ülke olarak ele alınmış çalışmada... İşte çevrecilerin “çevreci” bir enerji kaynağına karşı çıkmaları bu türden bir örnek…

Avrupa Birliği ülkeleri enerjilerinin yarısına yakınını kendi öz kaynaklarından karşılıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu da yenilenebilir enerji kaynakları... Güneşin neredeyse hiç yüzünü göstermediği İngiltere'de bile evlerin üzere güneş panelleriyle dolu... Rüzgar enerjisine gelince gök yüzünden baktığınızda neredeyse bütün ülke sathı rüzgar tribünleriyle donatılmış... Bizim kaynak olarak bile düşünmediğimiz bio enerjiye gelince o da AB'nin temel teşvik alanlarından birisi... Japonya ise aynı işi nükleer santraller vasıtasıyla çözüyor. Tam elli adet nükleer santral var bu ülkede... Diğer önemli bir bilgi de şu ki; kamuoyuna yansıyanın Avrupa’da nükleer santraller kapatılmıyor, sadece yenileniyor. Nükleer fizik Profesörü bir hocamdan bu bilgiyi aldığımda şaşırmıştım. 1986’da nükleer kazanın yaşandığı Çernobil santrali birinci nesil ve fevkalade eski bir teknoloji… Metsamor da öyle hemen hemen... Bu tesis deprem bölgesinde olmasına rağmen SSCB zamanında Türkiye'ye bir tehdit olsun diye kurulmuştu. Nitekim 1988’deki depremde ciddi zarar gördü ve devre dışı kaldı bir süre…  AB'nin ciddi uyarılarına rağmen, Ermenistan hükümeti enerji ihtiyacının % 40’ını karşıladığı bu santrali 2026 yılına kadar kullanmayı kararlaştırmıştır.

Nükleer santraller elbette büyük bir risk barındırıyor. Bu risk Çernobil’de açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak başka da ciddi bir kaza yoktur hemen hemen. Nükleer santrallerdeki kaza riskini uçaklardaki riske benzetebiliriz. Zira bir taraftan en güvenli, diğer taraftan en tehlikeli vasıtadır uçaklar… Güvenlidir, çünkü sayısal olarak uçak kazaları çok azdır. Tehlikelidir, çünkü uçak kazalarında genellikle kurtulan olmaz. Beşinci nesil santrallerin inşa edildiği günümüzde, bu santrallerde kaza olma riski dünyaya meteor çarpma riskinden daha azdır.

Türkiye'nin nükleer santrale hangi sebepten ihtiyaç duyduğuna gelelim: Büyük devletlerin hedefleri ve planları da büyük ve uzun vadelidir. Söyler misiniz bana İngiltere neden savaş noktasına gelmesine rağmen, savaş sırasında değil de, Sevr anlaşmasındaki bir hükme dayanarak sonradan işgal ettiği Musul ve Kerkük'ü Türkiye'ye vermediler? Bu hedefe ulaşmak için iç isyan bile çıkarttılar (Şeyh Sait isyanı). Çünkü büyük devlet olan İngiltere yüz yıl sonrasının hesabını ve planını yapıyordu... Sadece bir örnek bu elbette... Büyük ülkeler ve liderler hedeflerine sessiz ve derinden giderler... Ülkemizde gerek geçmişte gerekse günümüzde bunun örneği de yok değildir. Türkiye büyük bir ülkedir, misyonunun farkındadır... Bunu Batı görüyor da bizim tatlı su balığı çevreciler göremiyor.

Sizce Pakistan nükleer güç sahibi olmasaydı dünyanın gelecekteki en güçlü ülkelerinden birisi olarak gösterilen Hindistan'a karşı denge kurabilir miydi? Peki İsrail'e ne dersiniz. O küçücük ülke eğer nükleer silahı olmasa varlığını uzun vadede garanti edebilir mi? İran..?  İslam dünyasına sürekli ayak bağı olmuş halen de olmaya devam eden bu ülkenin nükleer silah sahibi olması Türkiye'ye karşı aşılması mümkün olmayan bir üstünlük vermez mi? Kurulduğumuz koltuktan biraz doğrularak düşünmeye ihtiyacımız var, daha fazla gecikmeden!..

 
Etiketler: TÜRKİYE’NİN, NÜKLEER, ENERJİ, İHTİYACI,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı