Yazı Detayı
18 Ocak 2016 - Pazartesi 09:43
 
TÜRKİYE’DE VE OECD DEVLETLERİNDE ÖZELLEŞTİRME
Mehmet KARAGÜL
karagul@karagul.org
 
 

Geçmişten bu güne, güçlü bir devlete sahip olmadan hiçbir toplumun, güvenli bir ortamda refah içinde kısa bir sürede de olsa varlığını sürdürebilmesi mümkün olmamıştır. Hatta güçlü ve büyük bir devlete sahip olmayan hiçbir millet yoktur ki Dünya üzerinde söz sahibi olabilsin. Ve bu gün İslam topraklarında Müslümanlar perişan bir vaziyette ise bunun yegâne sebebinin, toplumuyla barışık güçlü bir devleti kurup, bu siyasal yapının sürekliliğini sağlayamamaları gerçeği yadsınmamalıdır.

 

Konunun İslami boyutu ise hiç de farklı değildir. Çünkü Hz. Muhammed, 622’de Hicret’in hemen ardından, Müslümanların iktisadi ve siyasi güvenliğini sağlayabilmek amacıyla ilk iş olarak, Medine’de bulunan; Yahudiler, Paganlar, Müslümanlar ve şehrin ileri gelen aileleri ile Hazrec ve Evs kabileleri arasında bir sözleşme yaparak, Müslümanların ilk devletinin temellerini atmış oluyordu.

 

Devletin varlığı ve gerekliliği her haliyle ortada iken, bunun iktisadi ve sosyal hayattaki rolünün ne olacağı temel tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyadaki her şey mutlak bir denge ve nizam üzere iken, devletin etkinliği ve rolünde bunun aranmaması düşünülemez.

 

Devletin ekonomideki payının ne olması gerektiği meselesi, hem siyaset alanında hem de iktisat çevrelerinde en fazla tartışılan konulardan olduğu muhakkaktır. Bu alandaki görüş ayrılıkları; devleti ortadan kaldırmaya varına kadar ekonomiden olabildiğince uzaklaştırmayı hedefleyen Neo liberal görüş ile her şey devletin mülkiyetinde ve kontrolünde olmasını savunan, Sosyalist düşünce arasındaki iki uç noktada savrulmaktadır.

 

Devlet, toplumsal menfaatler için ortak düşmana karşı, toplumun müşterek değerlerden aldığı sosyal enerjiyle oluşturduğu sosyal temelli iktisadi, siyasi ve askeri bir yapılanmadır. Bu yapılanmadan hedeflenen daha güçlü olma arzusunun, somut en önemli besleyici değeri şüphesiz iktisadi faaliyetlerdir. Bundan dolayı devleti iktisadi faaliyetlerden dışlamak mümkün olmadığı gibi, tek amacı iktisadi hedefler olmadığından, ekonominin tek sorumlusu olarak da görmemek gerekir.

 

Bu çerçevede, tek amacı kar maksimizasyonu ile sermaye birikimi oluşturmak olan özel sektöre piyasayı bırakarak, iktisadi ve sosyal hayatta dengeli bir yapıyı tesis edebilmek de mümkün değildir. Bu manada; kamunun piyasada dengeleyici bir ekonomik güce sahip olması gerekliliği, gıda ve stratejik alanların piyasa mantığına bırakmanın doğuracağı sıkıntılar, sosyal politikaların etkin bir şekilde yürütülebilmesi ve ayrıca eğitim, sağlık, güvenlik ve alt yapı harcamalarının ancak kamu ile amacına uygun bir şekilde icra edilebileceği gerçeği, devletin ekonomide ağırlıklı bir şekilde var olmasının zaruretini ortaya koymaktadır.

 

Bugün liberal iktisadi görüşü bütün dünyaya dayatan gelişmiş OECD ülkelerinde kamunun payı ortalama yüzde 45’ler düzeyindedir. Oysa Ülkemizde finans sektörünün % 60’tan fazlası yabancılara ait iken, Almanya'da sadece kamunun finans sektöründeki payı yüzde 80 düzeyindedir. Ayrıca, Wolkswagen gibi bir dünya markası olan otomobil firması yine devletin mülkiyetindedir. Benzer şekilde Fransa'da kamu bankalarının toplam sektördeki payı yüzde 60 dolayındadır. Ayrıca Fransa’da; Air France, Renault, Fransız Telekom gibi küresel firmalar hala kamunun elinde faaliyet göstermeye devam etmektedir.

 

Ülkemizdeki durum ise yüzde 25’lerin altına inen bir rakam ile bu ülkelerle kıyas edildiğinde, kaygı verici bir hal sergilemektedir. Vaziyet bu iken; boğaz köprülerinin, limanların, santral ve fabrikaların içinde olduğu 20’nin üzerindeki kamu mülkünün önümüzdeki dönemde satışa çıkarılması planları, bizleri endişelendirmektedir. Çünkü söz konusu kurumların satılmasıyla, bir taraftan; kamunun payı ve dolayısıyla Devlet iyiden iyiye küçülürken, öte yanda küresel güçlerin hem hareket imkânı, hem de alanı daha da genişleyeceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

 

Bütün bunlarla birlikte, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde özellikle ekonomide yabancılara verilen imkân ve imtiyazların, Cihan Devleti için nelere mal olduğunu bir kez daha hatırlamakta yarar olduğu kanaatindeyiz.

 

E-posta: karagul@karagul.org

 
Etiketler: TÜRKİYE’DE, VE, OECD, DEVLETLERİNDE, ÖZELLEŞTİRME,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mayıs 2020
Düşüncemiz Davranışımız, Davranışımız ise Halimizdir.
18 Nisan 2020
KORONANIN KARARTTIĞI “KARA GÜN KARARIP KALMAZ”
01 Şubat 2019
KÜRESELLEŞMEYİ ANLAMAK
26 Şubat 2018
İçimizdeki Mutluluğu Keşfetmek
19 Şubat 2017
Kendisiyle Barışık; İdrak Eden ve Üreten Bir Gençlik
07 Aralık 2016
Cumhurbaşkanının Çağrıları ve Yabancı Para Kullanmak
31 Ekim 2016
Batı’nın Yüzyıllık Planı
22 Ekim 2016
Bilimde İlerleme ve Yurt Dışı Yayın
05 Ekim 2016
Bilimsel İlerlemede Yurt Dışı Eğitim
20 Eylül 2016
DÜNDEN BUGÜNE BİLİM DÜNYAMIZ
17 Ağustos 2016
DARBE GİRİŞİMİNİN SONUÇLARI
29 Temmuz 2016
Darbe Girişimi ve Üç Önemli Mesele…
19 Temmuz 2016
15 TEMMUZ KÂBUSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
01 Temmuz 2016
TATİLE Mİ, BAYRAMA MI?
24 Haziran 2016
Ben Neyim?
17 Haziran 2016
PERİŞAN HALİMİZ VE DEĞERLERİMİZ
06 Haziran 2016
“BACASIZ SANAYİ TURİZMLE” ALDATILDIK!
10 Mayıs 2016
“Tehdit” İçeride mi, Yoksa Dışarıda mı?
26 Nisan 2016
28 Şubat’tan Bugüne Türk Hukukunun İmtihanı
12 Nisan 2016
Faizde Hak ve Adalet Yoktur. Çünkü… II
29 Mart 2016
Faizin İktisadi ve Sosyal Maliyeti - I
15 Mart 2016
Başınıza Talih Kuşu Konarsa…
01 Mart 2016
MERKEZ BANKASI; ENFLASYON VE İŞSİZLİK KISKACINDA
24 Şubat 2016
ÜRETEN Mİ YOKSA TÜKETEN Mİ?
10 Şubat 2016
KAPİTALİZM, SOSYALİZM VE AHİ İKTİSADI
02 Şubat 2016
ÖZGÜR OLMAK VE ÖZGÜRLÜK
04 Ocak 2016
YAŞINIZI MI MERAK EDİYORSUNUZ!
22 Aralık 2015
ÜNİVERSİTELERDE MESLEK VE AHİLİK EĞİTİMİ
14 Aralık 2015
BOŞANIYORUZ Çünkü…!
07 Aralık 2015
Zenginlik, Çok Kültürlü Olmak Mıdır?
28 Kasım 2015
KELİMELERDEKİ SOSYAL DEĞİŞİM VE FİKİR DÜNYAMIZ
20 Kasım 2015
CİHANŞÜMUL OSMANLI DEVLETİ’NİN DAĞILMASININ TEK SEBEBİ
12 Kasım 2015
OSMANLI BEYLİĞİ, NASIL OSMANLI İMPARATORLUĞU OLDU?
Haber Yazılımı