Yazı Detayı
07 Mayıs 2016 - Cumartesi 10:55
 
Turgut Özal, Hilmi Özkök ve Ahmet Davutoğlu
Ahmet Yaşar Zengin
ahmetyasarzengin61@gmail.com
 
 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ister kendi, ister başkasının isteğiyle istifa etsin. Erdemli bir davranış sergiledi. Kırgın olduğu belli ama küs olmadığını ifade etti. Bir bayrak yarışıdır dedi. Nefsine hakim oldu, ihtirasına yenilmedi. Hem partiyi hem siyaseti hem ekonomiyi asıl olan da devleti bir kaos ortamına  sürüklemeden genel başkan olduğu partiyi olağanüstü kongreye götürüyor hem de “22 Mayıs’ta AKPARTİ genel başkanlığına aday olmayacağım” dedi.   Genel başkanlıktan ve başbakanlıktan ayrıdı. Cumhuriyet tarinde bir ilk.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, muhalefet liderlerine hem de koltuğa yapışıp kalanlara güzel hem de çok güzel bir ders verdi. Sonuçta fitne, fesat, yalan, iftira, kıskançlık ve kibir gibi tohumların ekilmesine müsaade etmedi. Genel başkanlıktan ve başbakanlıktan ayrılırken eğitici ve birleştirici özelliğini ortaya koydu. Her şeyden önce devletini düşündü…

Değerli okuyucularım, geçmişte devletimizin şahit olduğu tepedeki kavgaların fitne, fesat ve iftiralara nasıl yol açtığını hatırlamaya çalışalım…

1990’lı yılların başında Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakan Süleyman Demirel arasındaki bir olayı nakletmek istiyorum.

 

Karadeniz Ekonomi İşbirliği Toplantısı için komşu devletlerin başbakanları ve Cumhurbaşkanları Türkiye’ye gelecek. Her zaman olduğu gibi misafirleri, ev sahibi sıfatıyla Cumhurbaşkanı Turgut Özal karşılaması gerekiyordu. Süleyman Demirel ise,

 

  • Hayır, olmaz ben karşılayacağım.
  • Teamül gereği Cumhur Başkanı, karşılar.

 

Bu tartışmaya medya da katıldı. O kadar katıldı ki irtica ve laik kelimelerini, havada birbirleriyle kavga ettirdiler. Yerde ise işçilerin, memurların, çiftçilerin ellerinden ekmek alındı. Ekonomide kriz belirtileri başladı. Birileri ünvan aldı, makam sahibi oldu. Birileri ünvanını ve makamını kaybetti. Durumu gören Turgut Özal,

 

  • Toplantıya katılayım, açılış konuşmasını yapayım daha sonra ayrılırım.

Demirel, acımasız ve sert siyasetini ortaya koyarak…

 

  • Olmaz.

Nihayet Turgut Özal, tepede yapılan kavganın ekonomiye zararı vardır anlayışıyla toplantıya katılmadı....

 

"Dindarların laikleri ötekileştirdiği ve üzerlerinde baskı kurduğu" iddiasını "mahalle baskısı" adıyla tartışırken, tam tersi bir örnek gündeme geldi.


“Emekli paşalar arasında bir söz düellosu patlak verdi. Tartışılan konu, Ordu’nun yüksek komuta kademesinde, emir-komutanın da devreye sokulduğu mahalle baskısıydı. Hadise iki açıdan temsil edici. Birincisi alkollü içki tüketmenin, laik olmanın ön şartı olarak kabul edilmesi. Eski Genelkurmay başkanlarından Kıvrıkoğlu, halefi Hilmi Özkök`ü engellemeye çalışıyor. Gerekçesi laiklik konusunda yeteri kadar hassas olmaması. Kıvrıkoğlu`nun Özkök hakkında böyle bir kanaati var. Mahkûm olan ve rütbeleri sökülen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil`in gündeme getirdiği olay da, güya Hilmi Özkök`ün "laiklik zaafına dair. Bu zaafın göstergesi olarak nakledilen "mahalle baskısı", ikinci temsil edici örnek. Kıvrıkoğlu Özkök`ü, şarap içmediği için azarlıyor, garsona dönüp, "Oğlum şuradan bir şarap getir. Hilmi de doğru dürüst içki içsin" diyor.

 

Tartışma Türk Silahlı Kuvvetleri`ni doğal olarak rahatsız etti ve bu rahatsızlık "resmen" ifade edildi. Bir eski komutanın, "İhaleye fesat karıştırmak" suçuyla kendisini mahkemeye gönderen eski komutanı laiklik üzerinden suçlamaya kalkması, aslında bir yığın fuzulî laiklik tartışmasına da ışık tutuyor. Bu kavgaya noktayı, Hilmi Özkök Radikal`den Murat Yetkin`e gönderdiği "savunma" ile koydu. Bu savunma çok önemli ve anlamlı. Çünkü bir eski komutan kendi askerlik onurunu korurken, çok önemli kurumsal eleştirilerde bulunuyor. Özkök`ün savunması, 28 Şubat süreci, asker-siyaset ilişkisi ve generallerin hükümete müdahaleleri gibi çok kritik sorunlara, ordunun en tepesinden güçlü bir ışık tutuyor.


Özkök, kendisinin 28 Şubat dönemi komutanları gibi hükümetle kavga etmediği için eleştirildiğini söylüyor. Bir Genelkurmay Başkanı, hükümetle kavga etmediği için diğer komutanlar tarafından suçlandığını ifşa etmiş oluyor. Silahlı Kuvvetler bünyesinde hükümetle kavga etmeyi doğal kabul etmenin ötesinde, aksi durumu kabullenemeyen bir anlayışın egemen olduğunu açıklıyor. Özkök kavga etmemesinin gerekçesini, "Halkımı, ekonomiyi, dış politikalarımızdaki dengeleri olumsuz etkilemekten kaçınma..." olarak sıralıyor. Özkök`ün, savunması tersinden okununca, bu hassasiyete sahip olmayanların baskısı öne çıkıyor.


Hilmi Özkök`ün, 28 Şubat`ı değerlendirdiği şu satırlar, mutlaka özenle not edilmeli: "Ben iyi niyetlerle ne yapıldığını, kimleri göndermekle kimlerin yollarının asfaltlandığını gördüm. Evvelki olayları incelediğimde asker elinin dokunmasının siyasetçiler için ne kadar `hayırlara vesile` olduğunu öğrendim. Bu nedenle benim tarzım farklı oldu.


Ben ulusun bütün dinamiklerinin harekete geçmesinin ve yapılacak işin, yapması gerekenler tarafından yapılmasının daha doğru olacağını değerlendirerek hareket ettim. Demokrasinin erdemine, onun zor, ama çok güvenli bir yol olduğuna daima inandım."


Hilmi Özkök, onurlu bir asker. Savunmasının her satırında mesleğinin onurunu yücelten, yüksek bir sorumluluk anlayışını öne çıkaran bir askerin ahlaki prensiplerine bağlılığı görülüyor. Hareket noktası duygusal; ama sürdürdüğü muhakeme tamamıyla akıl ve mantık üzerine kurulu. Hilmi Özkök`ün, çizdiği sınırların dışına çıkan bir ordunun, ülkesinin çıkarlarını savunması ve koruması imkânsız. Enerjisini siyasete müdahaleye, siyasetçilerle kavgaya harcayan bir ordu sadece "paşaların kavgasına” sahne olur.


Bu tartışmanın bir ucunda, yolsuzluktan mahkûm olup rütbeleri sökülen bir eski Oramiral var. Bu eski amiral, bu onurlu komutana, şarap içmediği gerekçesiyle "laiklik karşıtlığı" imasında bulunuyor. Diğer tarafta kendisini istemeyen selefi Kıvrıkoğlu var. Kıvrıkoğlu, "Özkök`ü istemiyordum. Ben 2 yıl kendisini komutan olarak izledim. Bunun sonucunda da irtica ile mücadeleyi daha iyi yapacak birinin gelmesini istedim." demişti. Özkök`ün savunması bu "irtica ile mücadelenin "hükümete müdahale ve siyasetçilerle kavga" anlamına geldiğini gösteriyor.

 

Hilmi Özkök`ün, savunması, askerlik onuruna dair güçlü bir retorik metni olarak her askerin başucunda durmalı.”

 

Büyüklerin, güçlerini korumak ve yönetimde söz sahibi olmak için yaptıkları kavgalardan halkımız, ekonomi ve dış politika zarar görüyor. Faturayı da biz ödüyoruz… Saygılarımla…

 

Gelişmiş ülkelerde devlet başkanı, başbakan, genelkurmay, mit, emniyet gibi kurumlar uyum içinde oldukları için hem ekonomileri gelişmiş hem de dünyada saygın bir konuma gelmişlerdir. Yapılan işlerin yanlış olup olmadığını tartışma yerine kavgaya dönüştürürsek, faturayı halk olarak biz öderiz.

 

Ekonomiyi zarara uğratmayacak, faturayı halka ödetmeyecek şekilde, ülkenin dışarda saygınlığını sarsacak eylemlerden de kaçındıkları için  Eski Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’a, Genel Kurmay Eski Başkanı Hilmi Özkök’e bugün de Başbakan Ahmet Davutoğlu’na  selam ve saygılar…

 
Etiketler: Turgut, Özal,, Hilmi, Özkök, ve, Ahmet, Davutoğlu,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Haziran 2020
Muhalefetin, Yine Projesi Yok…
17 Haziran 2020
Türkiye’nin, Libya’da Ne İşi Vardır?
07 Haziran 2020
Yargı Paketi
02 Haziran 2020
Öz Eleştiri
23 Mayıs 2020
Evrensel Hukuk
18 Mayıs 2020
Halkın Derdi, Din ve Laiklik Değildir!
11 Mayıs 2020
Darbe ve Tehdit İması
06 Mayıs 2020
Darbeye Hayır!
17 Nisan 2020
ABD, Bağımsızlığını İlan Etmiş…
08 Nisan 2020
Korona Virüs İle Hızlanan Savaş
02 Nisan 2020
Korona Virüs ve Charlotte kuralı
08 Mart 2020
Mağdur Ediliyor Algısı
24 Şubat 2020
“Papalık” Makamı Lağvedilsin! ve “Hristiyan Terörist” İfadesini Kullanalım...
22 Şubat 2020
Seni Yarattım Ya!
12 Şubat 2020
Boğaziçi aşireti ve Bugünkü Bürokratlar
08 Şubat 2020
Üçüncü Hava Limanını Kapatalım (!)
17 Ocak 2020
Arap Baharı Yazı Dizisi (3)
13 Ocak 2020
Arap Baharı Yazı Dizisi (2)
11 Ocak 2020
Tunus Arap Baharı
07 Ocak 2020
ABD öldürdüğü İçin Sevinemedim… Neden?
04 Ocak 2020
Algı Üretenlere Kızmayın, Belgeler ile Olumsuz Algıyı Çürütün
01 Ocak 2020
Sinan Aygün ve Mansur Yavaş Tartışması
30 Aralık 2019
Tank Palet Fabrikasını Doğru Anlayalım!..
27 Aralık 2019
Kanal İstanbul ve Batı
04 Aralık 2019
Kanal İstanbul ve CHP’ye Kumpas…
29 Kasım 2019
Siyasi Bürokratlar, Siyasi Liderlere Eksik Bilgi Veriyor…
14 Ekim 2019
YPG, PKK, DAEŞ ve Siyasal Meşruiyet
16 Eylül 2019
Saray, 'Aba Altından Sopayı Gösterdi'
22 Ağustos 2019
Terör Faaliyetleri Karşısında Demokrasi mi?
10 Temmuz 2019
AK Parti, Kan Kaybetti… Neden?
28 Mayıs 2019
Kushner’in Ekibinde, Türkiye’den Hangi İsimler Yer Alıyor?
18 Mayıs 2019
Reis Dönemini Bitirmek mi?
12 Nisan 2019
Her İki Başkan Adayı, Benim Gönlümde Meşru Başkan Olmayacak…
20 Mart 2019
AK Parti, Sizin Eseriniz Değil Midir?
11 Mart 2019
HDP, Kürt Vatandaşlarımızı Temsil Etmek İstemiyor…
18 Şubat 2019
AK Partinin Medyası Yoktur…
10 Şubat 2019
“Evangelist” ve “Evangelistler”
04 Şubat 2019
Allah, Siyasi Liderlere Sabır Versin…
17 Aralık 2018
AK Partinin Bürokrat Tipi Yerel Yöneticileri
20 Ekim 2018
ABD, CEMAL KAŞIKÇI’YI ÖLDÜRTMÜŞ OLABİLİR Mİ?
09 Ekim 2018
Moskova, Pekin, Ankara ve Tahran Hattı
26 Temmuz 2018
Sayın Milli Eğitim Bakanına;
18 Temmuz 2018
Gezi Olayları, Irak, Bölgesel ve Küresel Dinamikler
27 Haziran 2018
Hoş Geldin Yeni Sistem, Hedefimiz 2071
01 Haziran 2018
DOLAR, NEDEN AMERİKA'NIN PARASI DEĞİLDİR
14 Şubat 2018
Allah'ı Memnun Et, Gerisine Karışma Evladım!
06 Şubat 2018
15 Temmuzdan Sonra Türkiye'nin Ordusunda Komutan Kalmadı (!)
16 Ocak 2018
Araplar, Bizi Arkadan Vurdu…
25 Aralık 2017
Amerika’nın Hegemonya Krizi ve Karşı Hegemonya
20 Aralık 2017
İstanbul’a Sahip Çıkmak ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Barışçıl Kararları
09 Aralık 2017
ABD'nin Kudüs Konusundaki Kararını Kınıyorum
08 Kasım 2017
Dalkavuğun Lidere Baskısı
23 Ekim 2017
İsrail ve ABD’nin Tuzağı, Tuzağı Göremeyen Barzani…
09 Ekim 2017
Dünya, Yeniden Şekilleniyor veya Amerika, Kalp Krizi Geçiriyor…
05 Ekim 2017
Bireysel Özgürlükler
03 Ekim 2017
İnsan Sevdiğine Küser
07 Ağustos 2017
Batı ve Batı Hayranı Boğaziçi aşireti
26 Temmuz 2017
Neden CHP?
16 Temmuz 2017
Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Küçük Esnaflar
12 Temmuz 2017
Adalet Yürüyüşünün Amacı; Terör Örgütlerini Barışçı, Hükümeti Kavgacı Göstermek…
03 Temmuz 2017
Ortadoğu’da ABD’nin Ne İşi Vardır?
24 Nisan 2017
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve CHP
10 Nisan 2017
Okuma Yazma Bilmeyen Dışişleri Bakanı
05 Nisan 2017
Faşist Liderlerin Demokrasi Mazereti (!)
10 Mart 2017
Sayın Başbakanım ve Cumhurbaşkanım,
20 Şubat 2017
Referanduma Bir Adım Kala - 3
11 Şubat 2017
Referanduma Bir Adım Kala – (2)
27 Ocak 2017
Referanduma Bir Adım Kala – (1)
16 Ocak 2017
Galü Beladan Başlama ve Anayasa Değişikliği Teklifi
07 Ocak 2017
Batı’nın Derdi DAEŞ Değildir!
24 Aralık 2016
Birinci Dünya Savaşında Rusya Kışkırtıldı, Osmanlı Savaşa İtildi
07 Aralık 2016
Toplumda İnfial Yaratmak İsteyen Bazı Bürokratlar…
20 Kasım 2016
Donald Trump ve Derin Güçler…
09 Kasım 2016
Suç Duyurusunda Bulunuyorum…
03 Kasım 2016
Başkanlık Hükümeti
19 Ekim 2016
"İnce Eleyip Sık Dokumak"
03 Ekim 2016
Birlik ve Güç
22 Ağustos 2016
Amerika, Gülen’i Verir Ama…
20 Ağustos 2016
“HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR”
30 Temmuz 2016
Devlet “Kılı Kırk Yaran Bir Hassasiyet” Göstermelidir…
17 Temmuz 2016
Cumhurbaşkanı Benimdir!.. Devlet Benimdir!..
23 Haziran 2016
DAMAT FERİT PAŞA – SELADDİN DEMİRTAŞ
19 Nisan 2016
Terörü, Destekleyenler de BEDEL Ödemelidir!
Haber Yazılımı