Yazı Detayı
13 Kasım 2017 - Pazartesi 11:43
 
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Üniversitede öğrenciyken, idare hukuku hocamız rahmetli Prof. Dr. Süleyman Arslan “düşünce özgürlüğünden” bahsederken kayıtsız tavrımızdan anlam çıkarmış olmalı ki, “çocuklar bakın, bu düşünce özgürlüğünü küçümsemeyin, eski zamanlarda insanlar farklı düşündükleri için ayırımcılığa tabi tutulur, takibata uğrar, sürülür hatta öldürülürdü” anlamında açıklamalar yaparken, konuya her zaman öncelik veren ben; “ne olacak düşününce, açıklayamadıktan sonra…” diye kendimce Hocaya katılmaz, doğrusu biraz da hafife alırdım… Yaşımın genç olmasından mıdır, henüz hayatı tecrübe etmediğimden mi yoksa Rahmetli Özal’ın kelle koltukta çabasıyla, hem de 12 Eylül sonrasında oluşturduğu nisbi özgürlük ortamından mıdır bilinmez; farkına varamadığımız şeyin aslında sahip olduğumuz özgürlük olduğunu 28 Şubat sürecinin o karanlık dehlizlerinde kaybettiğimizde anladım. Hep öyle değil midir zaten… Genellikle var olan şeyin kıymeti bilinmez ve kaybedildiğinde ah-vah çekilir. Bunu da, eğer yine susturulmazsak, bir ara anlatırız.

 

Kavram (susturulmuş akademik camia) şahsıma ait değil… “Eski” bir YÖK Başkanına (Gökhan Çetinsaya) ait… Fikir üretilmesi gereken, ezber bozan, eleştirel düşüncenin temsilcisi olarak mesleğini tam da bu nedenle yapması gereken bir akademisyen ‘ideolojik’ çerçeveyi sorguladığı için takibata uğruyor öyle mi… Yuh olsun, yazıklar olsun, veyl olsun, sizden korkan da sizin gibi olsun! Asıl olan para ve makam sahibi olmak değildir; özgür olmaktır. Özgürlük de kişinin vazgeçilmezidir. “Özgürlüğün en büyük düşmanı ise halinden memnun olan kölelerdir.”

 

Ben şahsen, geçmişte deneyimlerim olsa da, bundan birkaç yıl önce bilimsel bilgiyi sıradan insanın anlayacağı bir noktaya taşımak, bilgi, donanım ve yeteneklerimin toplumdaki karşılığını görmek gibi nedenlerle önce sosyal medyada, sonra da davet üzerine çeşitli internet sitelerinde ve popüler dergilerde yazı yazmaya başladım. İlkem ve inancım odur ki; toplumun bana verdiğinden ‘daha fazlasını’ onlara geri verme görevim var… Çok fazla bir akis yaptığını söyleyemem. Ama benim için asıl olan da bu değil zaten… Zira kendimi zaferden değil, seferden sorumlu hissediyorum.

 

Hasbelkader dergi editörlüğü, makale hakemliği, TÜBİTAK’ta proje değerlendirme üyesi, TÜBİTAK panel moderatörlüğü yapmış, ulusal-uluslararası, Türkiye-yurtdışı tebliğler de sunmuş, şükürler olsun ki bulunduğu pozisyonu bileğinin hakkıyla kazanmış olmaktan fevkalade mutluyum. Beni yakından tanıyanlar bilir; popülariteyi, ortalıklarda gözükmeyi, imaj-imge oluşturmayı, X’e Y’ye bulunduğu pozisyondan dolayı yakın durmayı hiçbir zaman hayatımın merkezine taşımamışımdır. 28 Şubat döneminde, mesleği maliyeci olan birisi olarak, üniversite hastanesinde yaptığım-yapacağım ödeme nedeniyle ‘makbuz’ istediğimde takibata uğramış, hakkımda işlem yapılmıştı. Daha açıkçası üniversiteden atılmam için süreç başlatılmıştı. Arı kovanına çomak soktuğumu sonradan öğrendim. Elle tutulur hiçbir haklı tarafları olmadığından işlem yapamadılar ama tabii olay yaşanırken verilen tepkiler ‘baki’ olarak duruyor ilk durduğu yerde…

 

Marifet takibata değil iltifata tabidir. Hayatımda kendimi sürekli “baskılanmış” htim. Bir akademisyen olarak görüşlerimi sürekli risk alarak açıkladım. Klişe şeyleri tekrarlamak benim işim değil… Onu ezberciler yapsın… Derslerde bile öğrencilere ezbere dayalı soru sormamaya çalışırım. Analitik ve kritik düşünmektir benim için asıl olan… Yaşım elliye dayandı (1970 doğumluyum)… Ne zaman içimdeki volkandan bir sızıntı aksettirsem, statükodan beslenenlerin “şimdi de zamanı mı canım…” merkezli anlamlı bakış ve uyarılarına muhatap oldum. Dikkate almadım tabi… Adım da inatçıya çıktı, varsın olsun… Onlara kalsa hiç vakti gelmeyecek…

 

Mobbingi, yani psikolojik şiddeti kılcal damarlarıma kadar htim, hala da hissediyorum. Buna yıldırma politikası ya da iş yerinde psikolojik terör de diyebilirsiniz. Akademisyeni susturup, fikir üretmesini engellemek yani… Ya da daha ağır şeylerle tehdit… Bunu hala hissediyor ya da htiriyor olmak ayıp olarak yeter… Vizyonu olana elbette… Yetkiyi elinde bulunduranlar resmi ideolojiden sapma olarak gördükleri düşüncelere uzun süreli sistematik baskılar uygulamışlardır. Oysa bu faşist ya da komünist rejimlerin ideolojik bir dayatmasından farklı bir şey değildir. Eğer bugün ABD dünyanın bilim merkeziyse, en iyi bilim adamları ilk fırsatta bu ülkeyi tercih ediyorsa; bunun nedeni kendilerine verilen fırsat, düşünce ve yaşam tarzlarına duyulan saygıdır. En aykırı şeylerin bile rahatlıkla ifade edebilmesi bunun somut göstergesidir.

 

Fırsat eşitliği denen şey, kişilere kendilerini ifade edecek yasal-kurumsal altyapı imkânlarının sunulması ve herhangi bir endişeye mahal vermeksizin kendisini ifade etmesine ortam hazırlanmasıdır. Üniversiteler parayı verenin düdüğü çaldığı yer de olmamalıdır. Farklı yeteneklere sahip kişilerin kendilerini ifade etmesi statükoya aykırıdır ama mesele elbette bu statükonun aşılmasını gerektirir. Bir fikir üretme merkezi olması gereken üniversitelerin sadece resmi düşüncenin tekrarlandığı yer olmaktan çıkarılması bu anlamda fevkalade önemlidir. İnsanlık aynı şeyleri tekrar etmeye devam etseydi, hala mağaralarda yaşıyor olurduk. O halde ezberleri bozmak, eski köyle yeni adetler getirmek gerekir.

 

Yıllar önce izlediğim bir belgeselde batılı bir bilim adamının şu ifadesi dikkatimi çekmişti: Akademisyen olmanın en iyi tarafı; bu kürsünün arkasına geçtiğinizde özgürce her şeyi söyleyebilmenizdir. Bilim adamı doğru söylüyordu ama bu kendi ülkesi için böyleydi elbette... Düşünen, düşünce üreten, olaylara şüpheyle yaklaşan, sorgulayan, tartışan, tartışmaya açık olan veya olması gereken bu akademik kürsüde hocalar uzun yıllar kendilerine dikte ettirilen şeyleri tekrarladılar. Zira zihinlere kazınmış ideolojik saplantılar “dersin dışına” çıkılmasını yasaklıyordu. Sosyal etkinliklerde bulunmak, sivil toplumlara üye olmak, bir “camia” içerisinde bulunmak” ise idare için çok somut bir atılma nedeni idi.

 

Eski YÖK Başkanının isabetli tespitiyle; yükseköğretim sistemindeki sorunlar yasalarla değil ancak ortak akıl ile çözülebilir. Akademik özgürlük ve etik ortam sağlanmadan, akademisyenlere mobbing uygulayarak sorunları katmerleştirmeden ve ertelemeden daha başka bir işe yaramaz. Akademik kültür ve zihniyet meselesi bunlar. Çuvaldızı kendimize de batırmamız lazım. Üzerimizde haklı olarak bir tedirginlik, çekingenlik var.

 

Elbette akademisyenler de suç işleyebilir. Belki yüz kızartıcı suçlar bir tarafa bırakılırsa yasaların-yönetmeliklerin ifade özgürlüğünü genişletici şekilde yorumlanması gereklidir. Bir başka deyişle yasa ve yönetmelikler akademisyenlerin tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanarak yıldırma politikasına araç edilmemeli... Ancak ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bir zihniyet dönüşümü yaşanmadıkça sorunların tam olarak üstesinden gelmek mümkün değil maalesef... Bu zihniyet değişimi bir taraftan resmi ideolojinin tabularını tartışmaya açmayı gerektirirken, diğer taraftan heterojenik yapının akademisyenlerce içselleştirilmesini kapsar. Akademik camia içinde yaşadığımız zihniyet ve akademik kültür, etik sorunlarından da kaynağı... Asıl aşılması gereken şey de bu…

 

Elbette susturulmuşlukla şiddeti ayırt etmek gerekir. Üniversiteler bir düşünce merkezidir ve bu yüzden akademisyenlerin sivil hayatında olmasa da mesleğinin icrasında siyasetten, daha da spesifik olarak politikadan, yani belli bir parti angajmanından kurtulması gerekir. Üniversitelere siyaseti sokmanın acı tecrübesini geçmişte yaşadık. Yollar yürümekle aşındı bir başka deyişle... Akademik özgürlüğün şiddet değil, ortak akıl olduğunu hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekir. Bir ülkede bilim adamlarının bile kral çıplak diyememesi, siyasi tabuların halen varlığını devam ettiriyor olması anlaşılır gibi değil… Etrafımızda siyasal ve şahsa bağlı tabuları olan pek çok rejim yıkıldı. Önce Doğu Bloku, sonra Arap Dünyası... Eğer sıranın kendisine gelmesini beklemiyorsa Türkiye’nin bütün bunlardan ders çıkarması, öncülerini takibata muhatap kılmak yerine teşekkür etmesi gerekir.

 
Etiketler: SUSTURULMUŞ, AKADEMİK, CAMİA…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı