Yazı Detayı
14 Aralık 2015 - Pazartesi 09:40
 
RUSYA KRİZİ
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Ruslarla Türklerin tarihi Çinlilerle olan kadar eski olmasa da bin yılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Bugün Rusya’nın bir “federasyon” olmasının en önemli nedeni de yine “Türkler” ya da Müslümanlardır. Zira hali hazırda yüzden fazla etnik unsurun bir kısmı Müslüman olmayan Türkler, diğer bir kısmı da önemli ölçüde Türk boylarından oluşan Müslümanlardır.

Geçmişi 1000’li yıllara dayansa da Rusya bugün Putin’in rol modeli olan Petro döneminde ancak güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere Rusların köklü bir geçmişi yoktur. Dünyaya medeniyet adına sundukları katkı da pek azdır.

1453’e kadar İstanbul Fener Rum Kilisesine bağlı olan Rus Ortodoks kilisesi bu tarihten sonra kendisini Doğu Roma İmparatorunun halefi ilan etmiştir. Rusların sıcak denizlere inme politikasının da bir parçası olan İstanbul’u geri alma hayali, neredeyse iki defa gerçek oluyordu. 93 Harbinde Çatalca önlerine kadar gelmişler ve payitahtı tehdit etmişlerdi. Bir diğeri ise Birinci Dünya Savaşında Osmanlının savaş dışı bırakılması halinde Sykes-Picot Anlaşması gereğince İstanbul ve boğazların Ruslara bırakılacak olması garantisi idi. Rusya bu şartla Çanakkale’den dönen işgal girişimine sesini çıkarmamıştır. (Bir not: Rusya’da Ekim devrimi olunca, yeni yönetim Osmanlı’nın kağıt üzerinde paylaşımını içeren anlaşmayı deşifre etmiştir).

Rusların bu politikası Sovyet döneminde de devam etmiştir. Stalin’in boğazda üs istemesi bunun bir yansımasıdır. Rusların geçmişte Mora Yarımadasındaki Yunan ayaklanmasına aktif desteğini de hatırlatmak gerekir. Her ne kadar şu ana kadar bunu başaramamışlarsa da boğazlarda seyrü sefer eden savaş gemilerine Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereği müdahale edemeyişimiz yine de bir şeylerin başarıldığının göstergesidir.

Sovyetler Birliği uzun dönem dünyaya korku saldı. Avrupa Birliği’nin kuruluş nedenlerinden birisi de dibindeki bu Sovyet tehdidi idi. Yine Türkiye NATO’ya apar topar bu tehdit yüzünden girmiş, soğuk savaş bu yüzden neredeyse yarım yüz yıl devam etmiştir. Doğrudan olmasa da Kore Savaşı gibi, Vietnam Savaşı gibi, Afganistan savaşı gibi sıcak savaşlar ve pek çok bölgesel savaşlarda başat ülke yine Sovyetlerdi. Kudretli SSCB'nin 1990’lı yıllarda dağılmasından sonra Rusya Federasyonu da kendi içerisinde sarsıntı geçirdi. Otorite boşluğu tankların bile özel mülkiyete geçmesine, tank parçalarının başka ülkelerde satışa sunulmasına yol açtı. Hatta nükleer silahların bile pazarlandığı konuşuldu.

Batının pompaladığı Yeltsin komünizmin çöküşünde önemli rol oynadı ama komünizm sonrası ülkeyi toparlayamadı. Ülke adeta mafyanın kontrolüne geçti. Rüşvet aldı başını gitti. Koca Sovyet ordusu Çeçenistan'da aciz kaldı. Rus askerleri kendi silahlarını düşman askerine satarak para kazanmanın derdine düştü. Yeltsin, masaya oturmak zorunda kaldı. Ülke oligarklar tarafından adeta işgal edildi. Dünya zenginlik sıralamasına çok sayıda kişi bu ülkeden girmeye başladı. Bir tarafta da sefil bir hayat süren geniş bir kitle oluştu.

Yeltsin işi beceremeyince giderayak ülkesine bir iyilik yaptı ve yerine genç, dinamik, tecrübeli ancak kamuoyunda tanınmayan ve eski bir KGB ajanı olan Putin’i önerdi. Putin uyguladığı politikalarla tekrar tekrar başkan seçilmeyi başardı. Rusya'yı eski ihtişamlı günlerine kavuşturamasa da dünyada tekrar sözü geçer bir ülke haline getirdi. Ülkesini güçlendirdi ve zenginleştirdi. Haksız mal edinen oligarkların hepsinin "canına okudu." Çoğu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Kanaatimce bu başarının altında iki temel neden yatmaktadır. Bunlardan birincisi Putin'in cesur liderliğinde; devlete kafa tutan, siyaseti şekillendirmeye kalkan, onların deyimiyle oligarkları, (bizdeki vesayetçilere karşılık gelir) yani mafyanın bertaraf edilmesi, dolayısıyla devlet otoritesinin tekrar tesisi... Bu son derece önemli... İkincisi ise eğitim altyapısı güçlü olan SSCB’nin insan potansiyelinin ülkeye yeniden kazandırılmasıdır.

Rusya’nın tarih sahnesine çıktığı 1600’lü yıllardan itibaren yaşanan pek çok savaşta kaybeden taraf genellikle Osmanlı olmuştur. Ülkelerin dostlukları geçicidir zaten... 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk zamanlarda Sovyetlerle iyi ilişkileri olmuşsa da, çok geçmeden süreç tersine dönmüştür. 1991 sonrası ise Türkiye’nin Rusya Federasyonu ile ilişkisi hızlı bir ivme kazanmıştır. Zira Rusya’nın toparlanması için bugün gayri safi hasılasının 2/3’ünü elde ettiği doğalgaz ve petrolün Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanması gerekiyordu. Türkiye ile Rusya bu süreçte bir numaralı partner oldu. İki güçlü lider Putin ve Erdoğan, Batıdan muzdaripti ve çıkarlarının çakıştığı pek çok işbirliği alanı vardı.

Suriye’de karşı cephelerde yer alan bu iki ülke, Rusya’nın pasif desteğini aktifleştirmesiyle yavaş yavaş gerildi. Toparlanan Rusya; Gürcistan’da, Ukrayna’da, Osetya’da Abhazya’da Batıya karşı mevzi kazanmış, arka bahçesi olarak gördüğü Eski Sovyet Cumhuriyetlerinde Rusya’ya rağmen hiç bir şey yapılamaz olmuştu. Neredeyse Rusya bu ülkeleri tekrar mı işgal edecek sorusu akla gelmeye başlamıştı. Böylesine özgüveni kendisine gelen Rusya, stratejik bir karar aldı ve Eski Sovyet toprakları dışında yer alan Suriye’de önce üs kurdu sonra da havadan ve denizden saldırıya geçti.

Türkiye ile bu bölgede politikaları çatışan Rusya, bir taraftan da Türkiye’ye gözdağı veriyordu. Basına yansıyan bilgiye göre Rus uçakları, Türkiye’nin desteklediği Türkmenleri vurmak bir yana, Türkiye’nin bir şey yapamayacağı varsayımı altında tam on altı defa Türk hava sahasını ihlal etmişti. Ağır tahrik vardı bir başka deyişle… Belki yaşananlar Sovyetler Birliği döneminde olsa Rusya’nın varsaydığı gibi olacaktı ama, artık ortada ne Sovyetler Birliği ne de o dönemin Türkiye’si ve dönemi yöneten Türk politikacılar vardı. Bir başka deyişle gözü kara olan sadece Putin değildi.

Türkiye’nin beklenmedik adımı karşısında ne yapacağını şaşıran Putin tam bir ergen tavrı sergileyerek ortalığı birbirine katıyordu ama bir şey de yapamıyordu. Süreç içerisinde Rusya büyük bir devlet ve medeniyet olmadığını bütün dünyaya gösterdi. Yardım konvoylarını bombaladı. Ekmek fırınlarını imha etti. Kendi ülkesinde misafir sayılacak kişilerin önüne suni engeller çıkarttı. Devlet başkanı düzeyinde görüşmeyi kabul etmedi. Uluslararası kural ve teamülleri göz ardı etti.

Putin’in rol modeli Çar Deli ya da Büyük Petro… O da sonucunu hesaplamadan oraya buraya saldırıyordu. Osmanlı yeniçerilere güvenebilseydi Prut’ta (1711) Rus tarihini birkaç yüzyıl geriye götürebilirdi. Osmanlının elinden yalvara yakına zor kurtuldular. Putin'in kimyası bozulmuş... En son Brejnev'in kimyası bozulduğunda ve "davet edildiği" için sarhoş haliyle Kızıl orduya Afganistan'a girme emri vermişti...

Bir Rus atasözü vardır; “beyaz ayı sıcak sularda yüzemez.” O kocaman ülke yüzyıllardır sürdürdüğü sıcak denizlere inme politikasını bir türlü tam olarak hayata geçiremedi. Şimdi yeni bir hamle peşinde… Ama Afganistan’da aldığı ders nedeniyle hiçbir zaman kara savaşını göze alamayacak… Nükleer silah mı… Hiç endişeye mahal yok… Kimse kendisini de yok edecek bir silahı kullanmaya cesaret edemez. Batıya yı da NATO’yu filan kastetmiyorum. Sizce ateş neden Hz İbrahim’i yakmadı… Ya da bıçak neden Hz. İsmail’i kesmedi… Kur’an-ı Kerimdeki bu menkıbeler sadece geçmişe dair bir masal mı? Bugüne bir mesajı yok mu sizce… Düşünmeye davet ediyorum.

Öte yandan Türkiye şu anda hiç olmadığı kadar emin ellerde ve geçmişle kıyaslanamayacak kadar güçlü… Eminim her şey hesaplanmış ve ona göre adım atılmıştır. Putin belki hata yaptığını çoktan fark etti de iç politikayı riske edemiyor. Türkiye belki savaşın bir aşamasında Suriye’ye hava saldırısında da bulunacak. Ben bunu bekliyorum doğrusu… Zira açık bir şekilde desteğini açıkladığı muhaliflere ve sınırındaki bu tecavüze yine bu ülkelerle doğrudan karşı karşıya gelmeden müdahale edecektir.

Kimse Esed’in kalıcı olduğunu düşünmüyor. Rusya’da koruyamayacak onu… Savaştan kaybetmiş ama geride büyük bir yıkıntı bırakmış olarak ayrılacak olan Putin’in bir sonraki seçimi kazanması pek de mümkün gözükmüyor. Ekonomisi büyük oranda doğalgaz ve petrole dayalı olan Rusya’nın, halkın sıradan ihtiyaçlarını karşılayacak bir altyapısı yok halihazırda. Çok güçlü doğal kaynakları olmasına rağmen, Sovyetler Birliği ağır sanayii önceliklediğinden, insan kaynakları diğer sektörleri harekete geçirme potansiyeli taşımıyor kısa vadede…

Rusya doğalgazı filan kesemez. Öncelikle iki ülkeyi de bağlayan uluslararası anlaşmalar var. İkincisi Türkiye’nin Rusya’ya ihtiyacından çok daha fazla Rusya’nın Türkiye’ye ihtiyacı sözkonusu... İlişkilerin bitmesi halinde Türkiye’nin kaybı 5-6 milyar dolar olabilir ki bunun telafisi mümkündür. Rusya’nın sadece doğrudan kaybı 30 milyar dolar olacaktır. Zira Rusya’nın Türkiye’ye büyük çoğunluğu doğalgaz olan mevzubahis miktar kadar ihracatı vardır. Rusya Ukrayna’nın bile gazını kesememiştir. Kısa dönemli kesintilerin nedeni Ukrayna’nın borcunu ödeyememiş olmasıdır. Türkiye’nin böyle bir sorunu yoktur, ama % 50’nin üzerindeki bu bağımlılığından bir an önce kurtulmanın yollarını da aramalıdır.

Rusya tarihte ceddimiz olan Osmanlıya çok sıkıntılar yaşatmış bir devlet... Bir anlamda Osmanlı tarihinin son çeyreğinin belirleyicisi olmuş. Ama Osmanlının da Rus tarihinde önemli belirleyici etkisi olmuştur. En önemlisi Çanakkale’nin geçilememesi sonucu Çarlık Rusya’sının yıkılması ve 20. Yüzyıla damgasını vurmuş olan SSCB'nin kuruluşudur.

Rusya hiç bir şekilde SSCB'nin gücünde değildir. Dünya da değişti zaten... Gürcistan ve Ukrayna’daki politikaları nedeniyle Avrupa Birliği ile de arası açık... Aynı şey ABD için de geçerli. Ambargo uyguluyor bu ülkeler zaten... Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyesi olduğunu da bir tarafa not etmek lazım...

Devletler olmasa da neredeyse bütün İslam dünyası Türkiye’nin arkasında... Türkiye öyle höt denecek bir ülke değil... Tarihte de böyleydi şimdi de... Bütün sıkıntılarına rağmen Kıbrıs savaşı esnasında ABD'ye rest çekmiştir mesela... Bosna savaşında Bosnalılara yardım etmiştir.

Türkiye 2001 krizine göre çok daha ileri bir noktadadır. Her açıdan. En fazla da savunma sanayii açısından... Bağımlılığı son derece azalmış, bağımsızlığı o derece artmıştır. Anlaşılan Putin kötü bir final yapmaya hazırlanıyor.

 
Etiketler: RUSYA, KRİZİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı