Yazı Detayı
02 Mart 2015 - Pazartesi 09:03
 
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Üniversitede kamu yönetimi okuduğum için, şimdilerde maliyeci de olsam, lisans eğitimi nosyonumdan pek kurtulamıyorum. Aslında laf aramızda kurtulmak da istemiyorum. Bölüm kamu yönetimi olunca doğal olarak yönetim bilimine ilişkin dersler de aldım. Yönetmek ayrı, yönetişmek ayrı… Benim okuduğum zamanlarda pek bilinmiyordu ama zamanla yaygınlaştı yönetişim kavramı... Eski tarz yöneticilerin pek kavrayamadığı bir terim bu… Eski ve yeni yönetim bilimi profesörlerinin bu konuda tartıştığını duymuştum kamu yönetimindeki arkadaşlardan…

Elbette kavramsal bir saplantım yok. Governance (gavırnıns) artık Türkçe literatüre girmiş yönetişim olarak doğru bir şekilde karşılık bulunmuştur. Kabaca kurumsal yapının sadece belli bazı kişilerin iki dudağı arasından çıkartılarak, yönetilenlerin de fikrini alıp katılımlarını sağlamak maksatlıdır. Bu tarz yönetim, katılımcı, şeffaf hesap verebilir bir yönetim biçimine imkan verir. Zor olandır bir başka deyişle… Zira her kararın sizden çıkması, kimsenin de buna itiraz edememesi gayet kolay bir yönetim tarzıdır. Bir nevi diktatörlük-tiranlıktır.

Yönetişim kamuya ait yönetimler arasında rekabeti de gerektirir. Toplam kalite yönetimi gibi.

Yönetişimle yönetmek kavramları arasında her ne kadar benzerlik olsa da, hükümet etmek anlamındaki yönetim kavramı, hiyerarşik nitelikteki bürokratik yapıya dayalı yönetim anlayışını öne çıkarırken; yönetişim kavramı, yönetim sürecinde rol oynayan aktörlerle örgütler arasındaki etkileşimi ve formel ya da resmi sıfatı bulunmayan kişilerin, grupların ve kuruluşların katılımını, hiyerarşik bürokratik yapı yanında, hükümet dışı aktörlerin de etkin bir şekilde yönetim faaliyetinde yer almasını ifade etmek üzere kullanılmaktadır.

Yönetim ve yönetişim kavramları arasındaki tarihsel sürece dayalı genel bir karşılaştırma yapılacak olursa; 21. yüzyılın yönetişim anlayışının; 20. yüzyılın yönetim anlayışını oldukça kapsamlı bir değişime uğrattığı, merkeziyetçilik yerine, yerelliği, üniter yapı yerine federalizmi, katı bürokrasi yerine katılımı, kapalılık yerine açıklığı, hiyerarşi yerine hesap verebilirliği ve sorumluluğu getirerek, adeta “yönetsel bir devrimin altına imzasını” attığı söylenebilir.

Yönetişim kavramı, dışarıdan bir baskı olmadan, aralarında etkileşimin olduğu aktörlerin etkilediği bir yapıyı ya da düzeni belirtmektedir. Bu durum, toplumsal eylem için hem kısıtlayıcı hem de aynı zamanda ona yetenek kazandıran, ya da onu güçlendiren bir koşul olarak görülmektedir.

Artık önceden belirlenen bir ortak amacı gerçekleştirmek için, tek özneli, tek merkezli, hiyerarşik bir iş bölümü içinde, rasyoneliteyi ön plâna alarak, yapan, üreten, bunun için kaynakları ve yetkileri kendilerinde toplayan yönetimden, önceden belirlenen bir yöne doğru değil, insanların görüşlerini dikkate alan, çok aktörlü, iletişimsel bir rasyonellik anlayışı içinde, kendisi yapmaktan çok toplumdaki aktörleri yapabilir kılan, yönlendiren, kaynakların yönlendirilmesini kolaylaştıran yönetişim anlayışına geçilmektedir. Bu özellikleriyle yönetişim gücün daha yaygın dağılımını da içermektedir. Yönetişim kamu kuruluşları ile özel sektör kaynaklarının karışımını öngörmekte ve hizmet üretimi ve dağıtımı için alternatif yöntemler gündeme getirmektedir. (alıntı)

Yönetişim, bütün aktörlerin ortak çabalarıyla elde edilen sonuçların oluşturduğu yapı ya da düzeni ifade eder. Yönetişim birbirine bağlı olan ilişkilerin, karşıt çıkarları olan aktörlerin oluşturduğu, farklı yapıları koordine eden bir süreç olarak da görülmektedir. Kısaca yönetişim değişik aktörlerin etkileşiminin ortaya çıkardığı bir süreçtir. Yönetişim, iktidar gücünün sınırlarına ve hükümet dışı örgütlerin rolüne ilişkin yeni bir bakış açısına yönelik talebi yansıtmaktadır.

Bu gerçekler karşısında yönetişim kavramı, yukardan aşağı tek yanlı bir yönetim tarzı yerine hep birlikte yönetmeyi öngören bir sistemi önermektedir. Katılımcılık dolayısıyla sivil toplum kuruluşlarının ve özel kesimin de yönetime, karar almadan denetime kadar her aşamada katılması, kavramın temelini oluşturmaktadır.

Bugün yaygınlıkla uygulanan ve Churchill’in tanımlamasıyla, “berbat” bir tönetim biçimi olan demokrasi, sadece insanlığın keşfettiği arasında “en az berbat” olanıdır. Geçmişte % 51’in % 49’a tahakkümü anlamına gelen çoğunlukçu demokrasi, günümüzde katılımcı demokrasiyi ifade etmek üzere şeffaflaştırılmıştır. Çoğulcu demokrasi olarak bilinen bu yöntem, % 49’un görüşlerini de dikkate almayı gerektirir. Aslında bize öğretilen tanımıyla; “halkın kendi kendisini yönetmesi” hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. İlk ve yalın haliyle uygulandığı Atina site devletlerinde bile köle ve kadınların yönetime katılması söz konusu değildi.

Demokrasi en iyi yönetim biçimi midir bu ayrı konu ama en yaygın yönetim biçimi olduğu şüphesiz… Şimdilik dünyaya hakim olan bu anlayışın, demokrasiyi alternatif yönetim biçimleriyle tartışmak gibi bir derdi yok. Muhafazakarı da liberali de sosyal demokratı da Hristiyan demokratı da…. kendisini demokrasi merkezli tanımlamamaktan kaçınamıyor. İstisnalar var elbet…

Aristo’nun ifadesiyle, demokrasi kısa zamanda “demagoji”ye dönüşmüştür. Ona göre demagoji, bir toplumun duygularını çelerek kendi çıkarlarını yürütme yolu idi. Aslında kim ne derse desin siyaset, bir toplumdaki kaynak paylaşımı için yapılan çabaları betimliyor. (alıntı) Ne şekilde ve nerede olursa olsun, demokrasilerde azınlığın hakimiyeti söz konusudur. Modern demokrasilerin bir çoğu aslında belirli sosyal sınıfların, elit tabakaların veya çıkar gruplarının egemenliğinden başka bir şey değildir. Halkın ağzına sürülen ise bir parmak baldır.

Dünyada pek çok yönetim biçimi vardır, ama esasen iki çatı altında yer alın bunların tamamı: Üniter ve federal… Bu iki yapılanmanın ayırt edici özelliği, devlet olmanın vazgeçilmezi olan “egemenliğin” paylaşılıp paylaşılmaması durumudur. Üniter devletlerde egemenlik merkezi yönetimde iken, federal devletlerde, farklı seviyelerde de olsa, “yerinden yönetim” birimleri tarafından paylaşılmaktadır. Bunlar kimi zaman federe devlet, kimi zaman eyalet kimi zaman kanton şeklinde ifade edilir. Ama herbiri alt yönetim (sub-government) birimidir.

Asıl kavram ise “yerinden yönetim”dir. Yerinden yönetim daha çok üniter devletler için de söz konusudur. Üniter devletlerde egemenliği ilgilendiren hususlar paylaşılmaz ama idari ve mali açıdan yetki devri söz konusudur. Örneğin bizde belediyeler böyledir. Bütçeden doğrudan aldığı pay yanında, kendi uhdesinde yer alan vergi, harç gibi bazı gelirleri de olsa da bunlar tamamen merkezi idarenin inisiyatifindedir. Azaltamaz, artıramaz, kaldıramaz değiştiremez. Ancak bu kaynakların kullanımında özerktir.

Çok bilinmez ama aslında üniversiteler de birer “yerinden yönetim” birimidir. Ancak belediyelerin aksine coğrafi açıdan değil, “hizmet” açısından yerel yönetim biçimi olarak kabul edilir. Zira idari ve mali özerkliği vardır. Merkezden aldığı bütçesel imkanlar yanında öğrencilerin geçmişte “harç” daha sonra “katkı payı” olarak isimlendirilen ödemeleri söz konusuydu. Bu uygulama halen ikinci öğretim öğrencileri için devam ediyor ama normal öğretim öğrencilerinden kaldırıldı.

Burada iki türlü sorun var; bunlardan birisi zaten yüksek olan ödemenin ikinci öğretim öğrencisinde devam etmesine rağmen, normal öğretimde sıfırlanması, ikincisi, normal öğretim de olsa verilen hizmetle karşılaştırıldığında zaten sembolik diyebileceğimiz ödemenin kaldırılmış olmasıdır. Maliye teorisinde “yarı kamusal” olarak isimlendirilen ve zorunlu olmayan eğitim hizmetlerinin bir kısmının eğitimden yararlananlarca ödenmesi esastır. 5.5 milyon öğrenci için teker teker önemsiz denebilecek olan bir miktardaki bu ödeme üniversiteler için önemli bir kaynaktı. Üniversitelerin bu kaynaktan mahrum bırakılması daha az gelir ya da bütçeden daha fazla pay anlamına gelir ki, bütçe açığı anlamı taşıyan bu ikinci durumla birlikte her ikisi de olumsuzluk demektir.

Bugün genel yönetimlerde var olan bu anlayışın üniversitelerdeki yansımalarından bahsetmedik. Konuya ilişkin bir sonraki değerlendirmemizde bunun üzerinde yoğunlaşacağız.

 

 

Dar kadro

İstişare

Yerinden yönetim

Son söz

Liderlik

Doğu-batı toplumları

Kurumsallık

Japonya başbakanı

Temsili liderlik

Yönetemeyen demokrasi

 
Etiketler: NASIL, BİR, ÜNİVERSİTE-III, (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Aralık 2019
MASUMİYET Mİ ZAAFİYET Mİ…
01 Aralık 2019
POLİTİK BAKIŞTAKİ SAKATLIK
25 Kasım 2019
YERLİ VE MİLLİ DURUŞ
18 Kasım 2019
BÜYÜK YANILGI
11 Kasım 2019
ZUHURAT...
04 Kasım 2019
ÖZGÜRLÜK YA DA HUZUR
21 Ekim 2019
ZOR OYUNU BOZAR MI
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı