Yazı Detayı
04 Ocak 2016 - Pazartesi 09:47
 
MONŞER DİPLOMASİSİ
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Doğrusu dış politika, ihmali en az tolere eden alanlardan birisidir. Belki de bu yüzden bazı ülkelerin başbakanlarından cumhurbaşkanlarından daha fazla tanınıyordur dışişleri bakanları… Bu biraz da ilgili ülkenin bölgesel-global etkinliğine bağlı tabii ki… Elbette dışişleri bakanları; bürokratları, daha spesifik tanımla diplomatları vasıtasıyla yürütüyor politikalarını…

Malum, diplomasi anlaşmazlıkların barışçıl yolla çözümünü esas alır. Savaşın zıttıdır bir başka deyişle… Hani atalarımız demiş ya; insanlar konuşa konuşa anlaşır diye, işte tam onun uluslararası adıdır diplomasi... Birleşmiş Milletler de bu maksatla kurulmuştur; küresel ya da bölgesel sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesi, bir başka deyişle yıkım anlamına gelen savaşların yeniden çıkmasını önlemek için… Ne kadar başarılı olduğu tartışılır elbette… Mesela bizim Kıbrıs sorunu öylesine duruyor yıllar yılı… Elbette bu örgüt II. Dünya Savaşı sonrası şekillenen yeni dünya düzeni etrafında kurulmuştur. Hani der ya Cumhurbaşkanımız; dünya beşten büyük diye… onu kastediyorum.

Savaşlar birden bire çıkmıyor elbette… Küçük küçük ayak sesleri geliyor önce (bölgesel çatışmalar gibi) ve gerilen ilişkiler adeta bir kıvılcıma bakıyor. Her iki dünya savaşı öncesi de bu türden çatışmalar yaşanmıştı. Büyük ülkelerin savaşa girmesi ise bilinen yıkımı getirdi. Elbette bütün ülkeler biliyor ki yeni bir dünya savaşı insanlığın sonu demektir. Zira bilinen kitle imha silahları dünyayı onlarca kez yok edecek büyüklükte… Kuzey Kore, İsrail, gibi ülkeler hariç son ana kadar bunu göze almak mümkün değil elbette. Bir de bölgemizdeki Deli Petro, pardon Putin var elbette… Bu silahlarının kullanılması kullanan ülkelerin de sonu anlamına gelmektedir. Zira II. Dünya Savaşı öncesinden farklı olarak ve bu silahların yayılmasını önleme anlaşmalarının varlığına rağmen, bir çok ülke bu silaha sahip... Umulur ki; silahların caydırıcı etkisi savaşın çıkışını engeller.

İnsanda egemen olma dürtüsü geçmişte de çok büyük savaşların yaşanmasına neden olmuş: Moğollar, Büyük İskender, Timur, Napolyon, Hitler, Japonlar bunların örneği… Bu çok büyük savaşlar sonrasında haritalar da değişmiştir. Ülkelerin bu harita değişikliğine ilişkin çekinceleri yüzyıllar da geçse devam etmektedir. O yüzden ülkelerin sürekli dostlukları olmaz denir. Sadece bir süreliğine rafa kaldırılmıştır düşmanlıklar. Çok uzun vadeli politikalarla müsait zaman kollanır. Yunanistan böyle kurulmamış mıdır mesela… Hızını alamayıp “megola ideayı” hayata geçirmek için en zayıf anı kolladı ve 1919’dan itibaren Anadolu’yu işgale kalkıştı. İşte tam bu yüzden de caydırıcılığın önemi bir kat daha artıyor.

Yakın tarihimizde Türkiye’nin aynı zamanda ilk cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün aktif dış siyaset izlediği, Musul-Kerkük’ün geri alınması için savaşı göze alacak kadar gözü kara olduğu, Hatay’ın anavatana katılmasında da bu politikanın etkili olduğu söylenir. İnönü’nün ise daha temkinli, riski sevmeyen bir profili vardır. İyi midir kötü müdür bilinmez ama en büyük başarısı da Türkiye’yi II. Dünya Savaşının dışında tutmayı başarmış olmasıdır. Bunda diplomatik yeteneği fevkalade etkili olduğu kabul edilir. Başarısı tartışmalı olmakla birlikte Lozan görüşmelerinde Türkiye’yi de sonradan kendisini milli şef ilan eden zatı şahanelerinin temsil ettiğini hatırlatalım. On iki ada göz göre göre elden çıkmıştı ama neyse konumuz İnönü değil...

Monşer asında pozitif anlamı olan bir hitap şeklidir. Bir başka deyişle diplomatik bir nezaket ifadesi… “Davranışlarında Batı özentisi içinde bulunan" anlamına da geliyor. Ancak birçok kelimede olduğu gibi bu da anlam kaymasına yol açmış ve galata dönüşmüş. Bir anlamda Kasımpaşalı olmanın tam tersini ifade ediyor. “One minute” monşer diplomasisi ile açıklanabilir bir politika değil… Uluslararası ilişkiler okuyanlar bilir. Diplomaside hemen her şeyin bir kuralı vardır. Aksi halde “sosyeteye rezil olmak” vardır işin içerisinde… Uluslararası saygı ve nezaket kurallarına uymak her şeyin önündedir. Bu öylesine kurumsallaşmıştır ki, çok yakın geçmişte dış politika sadece belli ailelerin tekeline bırakılmıştı adeta…

Monşer diplomasisi dış politikada “dünya ile birlikte hareket etmeyi” esas almıştır. Bunun açılımı şudur. Dış politikada duygusallığa yer yok, güçlü olanın yanında yer almalıyız. Fincancı katırlarını ürkütmenin ne faydası olabilir ki… Big Brother bizim yerimize bizim çıkarlarımızı da düşünür. Tek başımıza global oyuncuların planlarının aksine politika üretemeyiz. Söz dinleyen, cici çocuk olmak asıldır. Zaten stratejik bir konu olup da Türkiye’nin itiraz ettiği görülmemiştir geçmişte. Ya da ağzına çalınan bir parmak bal ikna olması için yeterli gelmiştir. Türkiye bu diplomasinin bir gereği olarak uzun yıllar düveli muazzamaya paralel adımlar attı. Örneğin Ortadoğu gibi dünyanın en çetrefil problemlerinde sürekli İsrail’in politikalarını destekledi. İsrail işte tam da bu yüzden Türkiye’yi kaybetmenin derin acısını yaşıyor. Geri kazanmak için neredeyse vermeyeceği şey yok ama, emin olmadığından bu adımı atmakta çekinceli davranıyor.

Monşer diplomasisine öylesine angaje olunmuştu ki Türkiye, aralarında Arapça bilen neredeyse bir tane diplomata sahip değildi. Rusça da bilmezlerdi ama batı dillerine kimi zaman ana dillerinden daha hâkimdiler. Oysa Ruslar, Çinliler, Koreliler, Japonlar, Amerikalılar Türkçeye hâkim diplomatları ülkemize gönderiyordu.

2000’li yıllardan itibaren bozulan ezberlerden birisi de monşer diplomasisine dönüktü. Zira biraderlerin babadan oğula geçen düzeninin altında yavaş yavaş kazan kaynamaya başlamıştı. Çok tecrübelilerdi ama, yeni sistem için onlara ihtiyaç yoktu ve gönderildiler. Zira teknik direktör de, kulüp başkanı da, oyun stili de değişmişti. Rakiplerin hamle yapmasını zorlaştıracak yeni bir strateji belirlemek gerekiyordu. Bu yüzden birçoğu “emekli büyükelçi” statüsünde kanal kanal dolaşıp tecrübe ve birikimlerini anlatmakla meşguldü.

Elbette geliştirilen yeni stratejilere karşılık global oyuncuların da taktikleri değişti. Türkiye “komşularla sıfır sorun” politikasını yerleştiremedi. Arap Baharı olarak isimlendirilen ve bana göre spontane oluşan ancak süreç içerisinde global oyuncuların devreye girmesiyle içinden çıkılmaz bir hal alan süreçte, Türkiye de politikasında değişikliklere gitme gereği hissetti. Zira stratejik derinliğin parametreleri yeni işbirliği alanları gerektiriyordu. Kimi zaman İran’la işbirliği yapıldı, kimi zaman Brezilya ile… Kimi zaman da Barzani ile… Zira caydırıcı olmak güçlü olmayı, güçlü olmak da işbirliğini gerektiriyor. Bu işbirliği çalışmalarının da somut yansımaları olmadı değil. Hiç beklenmedik bir şekilde Irak ordusunun Musul’u tek kurşun atmadan IŞİD’e terk etmesiyle, esir alınan büyükelçilik çalışanları çok profesyonel bir operasyonla kimsenin burnu kanamadan teslim alındı. Süleyman Şah türbesinin taşınması da öyle…

Güçlü olmak uzun vadeli düşünmeyi gerektirir. Büyük devletler büyük riskler alırlar. Bu riski; İngilizler Musul-Kerkük’ü teslim etmezken, Ruslar nükleer çalışmalara dair teknik bilgilerini İranlılarla paylaşırken, Amerikalılar Afganistan da Sovyetlere karşı mücahitleri desteklerken ve Fransa Humeyni’yi kollarken almıştı. Güçlü olmak tek başına çıkar odaklı politika üretmek demek değildir. Bu politika emperyalistlerin bize dikte ettirdiği batı tarzı eğitimin bir yansımasıdır. Örneğin bu politikanın devam ettirilmesi Suriye savaşında kapıları kapatmamızı gerektirirdi. Oysa hiç bir ülkenin savunması sınırından başlamaz, ki, Suriye sınırımızdaki bir ülkedir. ABD, Rusya, hatta Çin neden Suriye’de zannediyorsunuz. Ekonomik çıkarlar elbette var ama güvenlik kaygılarını on bin km öteden başlatıyorlar.

Elbette değişim sancılı olacak, yol kazaları yaşanacaktır. “Dünya ile birlikte hareket eden” monşer diplomasisi gidince bu sıkıntılar yaşanmaya başladı. Sovyetlerin tehdidinden bütün dünya korkarken, Türkiye’nin Putin’in kimyasını bozması yine bu politikanın bir yansımasıdır. Pakistan eğer aktif bir politika izlemeseydi, dünyaya rağmen nükleer silah geliştiremez, Hindistan’ın oyuncağı olurdu.

Malum; Türkiye'ye saldırı arttı son zamanlarda... Ülkenin dört bir yanı ateş çemberine döndü. İçeride-dışarıda, büyük-küçük, yasal-yasadışı, Şii Sünni... Müslüman-kafir-münafık, Türk-Kürt, gazeteci-televizyoncu, siber-askeri... bilumum "İslam" düşmanları dört bir yandan saldırıyor. Bu bile Türkiye'nin politikalarının ne derece isabetli olduğunu gösterir.

 

 
Etiketler: MONŞER, DİPLOMASİSİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı