Yazı Detayı
01 Şubat 2019 - Cuma 16:24
 
KÜRESELLEŞMEYİ ANLAMAK
Mehmet KARAGÜL
karagul@karagul.org
 
 

KÜRESELLEŞMEYİ ANLAMAK:

Küreseselleşenler ve Küreselleştirilenler

 

Eski Türkçe cihanşümul, yeni Türkçe küresel, İngilizce kökenlisi globalleşme olan ve son yıllarda Dünya’nın aldığı yeni yapıyı anlatmaya çalışan bu kavramlar, günümüzde çok sık kullanılmasına rağmen toplum, bu kavramın veya olgunun gerçek anlamından oldukça uzak gözükmektedir.

 

Dünyada her varlığın, düşüncenin ve olayın, mutlaka değişik tonlarda müspet ve menfi yönlerinin bulunduğu bir gerçektir. Dolayısıyla hiçbir olgunun mutlak doğru ve yanlışlardan oluşması mümkün değildir. Bu nedenle, üzerinde çok yönlü tartışmalar yapılan, küreselleşmeyi de aynı doğrultuda değerlendirmek zorundayız.

 

Küreselleşme karşıtı olmak ya da savunmak bir yana, küreselleşme sürecini bütün boyutlarıyla iyi tahlil ederek, olumsuzluklarına karşı önlem alırken, fırsatlarını değerlendirebilmek için ihtiyatlı olunması gerektiği kanaatindeyiz. Küreselleşme olgusu yansız bir kavram olup genel anlamda; küre üzerindeki her türlü iletişim ve ulaşım imkânlarının artması, buna bağlı mal, hizmet ve finansal sermayenin hareketliliğinin çoğalması, üretim ve tüketim kalıplarının benzeşmesi ile kültürel etkileşimin yoğunlaşması şeklinde tanımlanabilir.

 

Ancak yaşanan bu sürecin homojen bir yapıda olduğunu söyleyebilmek olası değildir. Çünkü yaşanan küreselleşme sürecinden en üst düzeyde faydalanma çabasında olan etkin güç merkezlerin, her türlü hâkimiyet alanını genişleterek, küreselleşmenin doğurduğu fırsatları menfaate çevirdikleri görülmektedir. Lakin “Dünya küreselleşiyor” ya da “Küreselleşiyoruz” ifadelerinde Dünyadaki bütün insanlığın aynı ölçüde ve etkinlikte küreselleşme eyleminde rol aldığı ya da etkilendiği vurgusu bulunmaktadır!

 

Oysa küreselleşme hakkındaki söz konusu bu ve benzeri bütün pozitif söylemlere rağmen, böyle homojen bir etkileşimin ve paylaşımın gerçekte olmaması, bütün tartışmaların temelini teşkil etmektedir. “Yoğun kütlenin, hafif kütleye doğru hareket etmesi ya da onu baskı altına alması” şeklindeki en basit fizik kuralının, sosyal bilimlerde de geçerli olduğunu söylemek mümkündür.

 

Nasıl ki ortadan ikiye bölünmüş bir havuzdan dolu olandan boş olana doğru bir basınç varsa ve ortadaki bölme/engel kaldırıldığında doludan boşa doğru yoğun bir akım gerçekleşiyorsa, bugünkü Dünyadaki küreselleşme hareketi de bundan pek farklı değildir. Üretim miktarı, sermaye birimi, yüksek teknolojik seviye, kültürel derinlik ve askeri güç itibariyle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden kat kat ileride olan gelişmiş ülkelerin sahip olduğu değerler, gelişmiş ülkelerden azgelişmiş ülkelere doğru yoğun bir baskının yaşanmasına neden olmaktadır.

 

Devletlerarasındaki sınırların, Neo-liberal politikalarla kaldırılması ya da gevşetilmesi, gelişmiş ülkelerden azgelişmiş ülkelere doğru yoğun bir mal, hizmet, sermaye, kültür ve siyasi değerin akmasına yol açmaktadır. Dünyadaki güç dağılımının homojenlikten uzak olması, küreselleşmenin çok yönlü ve karşılıklı değil, tek yönlü bir süreç olarak yaşanmasına yol açmaktadır. Bu da netice itibariyle, Dünya’daki güçlü ülkelerin; kültürel, ekonomik, siyasi ve askeri etkinlik sahasını, kendi alanının dışına taşıyarak, Küre’nin geri kalanına yayılması anlamına gelmektedir.

 

Küreselleşme olarak ifade edilen bu yapısal dönüşüm karşımıza, etkinlik sahasını genişletenlerden oluşan küreselleşenler ile bu oluşum karşısında mevcut etkinlik sahasını daraltmak zorunda kalanların teşkil ettiği küreselleştirilenleri çıkarmaktadır. Bağımsızlığını ilan eden bir ülkenin en temel hakkı olan para basma yetkisi ve bu parayı egemenliğinin bir göstergesi olarak, sınırları içinde kullanma hakkına karşılık, aynı coğrafya üzerinde Merkezi ülkelerin paralarının kullanılabilir olması bu anlamda tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Benzer şekilde her türlü teknolojik ve sanayi malını gelişmiş ülkelerden ithal etmek zorunda olan ve buna karşılık, ancak sınırlı miktarda tarım ve ilkel sanayi mallarını ihraç edebilen bir ülkenin küreselleştiğini iddia edebilmek nedenli doğrudur?

 

Öte yandan yetersiz ihracatı nedeniyle karşılaştığı dış açığı telafi edebilmek için gelişmiş ülkelerden borç almak durumunda olan herhangi bir ülkenin küreselleştiğini iddia edebilmek mümkün müdür?

 

Ayrıca kendi kültürel değerlerini merkezi ülkelerin hayat tarzı ve düşünce sistemiyle ikame eden, bu bağlamda giyim kuşam, tüketim alışkanlıkları, eğlence şekli hatta konuştuğu dilini dahi kısman ya da tamamen gelişmiş ülkelerin diliyle değiştiren bir ülkenin küreselleştiği söylenebilir mi?

 

“Uluslararası standartlar” söylemiyle kendi karar alma organlarında yine Merkezi ülkelerin talepleri doğrultusunda karar alan ya da almak zorunda kalan, bir ülkenin küreselleşme sürecinde küreselleşenler arasında olduğunu savunabilmek ne denli sağlıklı bir düşünce ürünüdür?

 

Görüldüğü üzere, yukarıdaki olaylara muhatap olan ve dünyadaki ülkelerin çoğunluğunu teşkil eden ülkelerin herhangi birinin, küreselleşme sürecinde küreselleşenler arasında yer aldığını söyleyebilmek mümkün değildir. Çünkü yukarıda zikredilen olaylara baktığımızda; bir grup Merkezi ülkenin ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri alanlardaki mevcut etkinlik sahasını genişletmelerine karşılık, diğer ülkelerin daraltmak zorunda kaldıkları görülmektedir. Dünya genelinde yoğun bir şekilde yaşanan bu olaylar, küreselleşenlerle, küreselleştirilenlerin ayırt dilmesi gerçeğini ortaya koymaktadır.

 

Küreselleştirilen Dünya üzerinde, her türlü hareketliliğin artması, ulaşım ve iletişim imkânlarının çoğalması, üretim ve tüketim kalıplarının tek tip hale gelmesi, Anglo sakson kültürünün bütün insanlığın ortak kültüreymiş sunulması, hatta yasal düzenlemelerin dahi tek şekle dönüşmesini, karşılıklı etkileşimden öte, tek taraflı bir yapısal dönüşüm olduğunu vurgulamak durumundayız. Diğer bir ifade ile sanayileşmiş ülkelere ait değerler, Küre üzerindeki diğer toplumlara insanlığın ortak değerleriymiş gibi küreselleşme adı altında adeta pazarlanırken, kendi geleceklerinin teminatı olan kısıtlı varlık ve değerlerin ayaklarının altından kayıp gidişinin ne ölçüde farkındadırlar acaba?

 

 
Etiketler: KÜRESELLEŞMEYİ, ANLAMAK,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
26 Şubat 2018
İçimizdeki Mutluluğu Keşfetmek
19 Şubat 2017
Kendisiyle Barışık; İdrak Eden ve Üreten Bir Gençlik
07 Aralık 2016
Cumhurbaşkanının Çağrıları ve Yabancı Para Kullanmak
31 Ekim 2016
Batı’nın Yüzyıllık Planı
22 Ekim 2016
Bilimde İlerleme ve Yurt Dışı Yayın
05 Ekim 2016
Bilimsel İlerlemede Yurt Dışı Eğitim
20 Eylül 2016
DÜNDEN BUGÜNE BİLİM DÜNYAMIZ
17 Ağustos 2016
DARBE GİRİŞİMİNİN SONUÇLARI
29 Temmuz 2016
Darbe Girişimi ve Üç Önemli Mesele…
19 Temmuz 2016
15 TEMMUZ KÂBUSUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
01 Temmuz 2016
TATİLE Mİ, BAYRAMA MI?
24 Haziran 2016
Ben Neyim?
17 Haziran 2016
PERİŞAN HALİMİZ VE DEĞERLERİMİZ
06 Haziran 2016
“BACASIZ SANAYİ TURİZMLE” ALDATILDIK!
10 Mayıs 2016
“Tehdit” İçeride mi, Yoksa Dışarıda mı?
26 Nisan 2016
28 Şubat’tan Bugüne Türk Hukukunun İmtihanı
12 Nisan 2016
Faizde Hak ve Adalet Yoktur. Çünkü… II
29 Mart 2016
Faizin İktisadi ve Sosyal Maliyeti - I
15 Mart 2016
Başınıza Talih Kuşu Konarsa…
01 Mart 2016
MERKEZ BANKASI; ENFLASYON VE İŞSİZLİK KISKACINDA
24 Şubat 2016
ÜRETEN Mİ YOKSA TÜKETEN Mİ?
10 Şubat 2016
KAPİTALİZM, SOSYALİZM VE AHİ İKTİSADI
02 Şubat 2016
ÖZGÜR OLMAK VE ÖZGÜRLÜK
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’DE VE OECD DEVLETLERİNDE ÖZELLEŞTİRME
04 Ocak 2016
YAŞINIZI MI MERAK EDİYORSUNUZ!
22 Aralık 2015
ÜNİVERSİTELERDE MESLEK VE AHİLİK EĞİTİMİ
14 Aralık 2015
BOŞANIYORUZ Çünkü…!
07 Aralık 2015
Zenginlik, Çok Kültürlü Olmak Mıdır?
28 Kasım 2015
KELİMELERDEKİ SOSYAL DEĞİŞİM VE FİKİR DÜNYAMIZ
20 Kasım 2015
CİHANŞÜMUL OSMANLI DEVLETİ’NİN DAĞILMASININ TEK SEBEBİ
12 Kasım 2015
OSMANLI BEYLİĞİ, NASIL OSMANLI İMPARATORLUĞU OLDU?
Haber Yazılımı