Yazı Detayı
27 Temmuz 2015 - Pazartesi 09:18
 
HUKUK GARABETİ
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Bugün size başımdan geçen bir dava sürecinden bahsetmek istiyorum. Biliyorum, Türkiye’nin gündemi çok yüklü, ama bu da benim gündemim işte… Şükürler olsun kırk yaşını aşmış birisi olarak mahkemeyle davayla işim olmadı. Sadece iki istisna var; bunlardan birisi arabama kırmızı ışıkta beklerken çarpan ve benimle herhangi bir anlaşma yapmadan olay yerinden ayrılan sürücüye karşı açtığım dava, bir diğeri de burada anlatacak olduğum süreç...

2009 yılında, alel-acele hazırlandığını sonradan anladığım; Farabi Programından yararlanmak üzere, bir öğretim üyesi olarak YÖK'e başvuruda bulunmuştum. Programın amacı parasal teşvik getirerek üniversiteler arasında "Hoca" değişimini sağlamaktı. Program öğrenci değişimini de içeriyordu. Amaç; AB ülkeleri içinde uygulanan ve Türkiye'nin de dahil olduğu Esasmus, Socrates gibi programların bir benzerini Türkiye'de uygulama düşüncesi idi. Süreç içerisinde programın "dostlar alış-verişte görsün" mantığı ile hazırlandığını farkettim. Ben de doğrusu, daha çok parasal imkânlarından faydalanmak için programa müracaat etmiştim. Zira normal ders ücretimin beş katını vereceklerdi. Bir başka deyişle ne kadar derse girersem o kadar ücreti, hem de kendi üniversitemde aldığımın tam beş katını üstelik maaş karşılığı ders yükü olmaksızın alacaktım. Müracaatta bulunduğum Uşak Üniversitesi ise öğretim üyesi eksiği olduğu için başvurumu memnuniyetle kabul etti.

Karşılıklı görüşmeler sonunda bütün dersler ayarlanmış, yazışmalar tamamlanmıştı. Ben de dersleri vermek üzere hazırlıklarımı sürdürürken, YÖK'ten bir yazı ulaştı elime. Yazının özeti şuydu: "Siz kaç saat girerseniz girin sadece 12 saat için ücret ödenecektir" Oysa ilk müracaat ettiğimde, "ders sınırı ve yükünün olmadığına dair" kesin ve açık bir yazılı beyan vardı. Doğal olarak moralim bozuldu, ama yapacak bir şey yoktu. Zira işlemler çoktan tamamlanmış, ben Uşak Üniversitesinin geçici personeli olmuştum bile... Vazgeçme talebim de kabul görmedi.

Anormallik silsilesi bununla da bitmemişti. Hatırladığım kadarıyla dönemin başlamasına bir hafta kadar bir süre kalmıştı. ,YÖK'ten yeni bir yazı ulaştı elime... Bu yeni yazı ile yeni bir şok yaşadım: Bu seferki içerik ise 12 saatin 6 saate indirildiği ve 10 saat maaş karşılığı yük getirildiği bilgisini içeriyordu. Ben ise toplam 12 saat derse girecektim. Dolayısıyla en az 16 saat derse girmek kaydıyla en fazla 6 saat ücret alabilecektim. Bir başka deyişle, 12 saat 6 saate inmişti ve ben sadece iki saat için Uşak Üniversitesine gidecektim. Dimyata Pirince giderken, evdeki bulgurdan olma deyimi benim için gerçek olmuştu.

Artık bu son bilgiyi gideceğim üniversitedeki yöneticilerle paylaşmadım. Zira ücret almamaya razı olmuştum. Ta ki; derslere girmek üzere Uşak'a gidinceye kadar... Arkadaşlar durumdan haberdar olunca, bana 4 saat daha takviyede bulundular ve en fazla ödenebilecek miktar olan altı saat ücret almaya hak kazandım ve dönemi bu şekilde bitirdim. Sıfır elde var sıfır olmamıştı.

Doğal olarak mağduriyeti gidermek maksadıyla hukuk yoluna başvurmak istedim. Aynı programdan yararlanan ve benzer durumla muhatap olan bir başka arkadaşımla birlikte, üniversitemizin avukatı vasıtasıyla bir dilekçe hazırladık ve idare mahkemesinin yolunu tuttuk. Tekrarlıyorum; dilekçeyi üniversitede çalıştığı için idari davalarda uzman olan üniversitemizin avukatı marifetiyle hazırladık. İkimizin dilekçesindeki tek fark, adres ve isim değişikliği idi. Bu kısım önemli... Zira dava işleyişi ve hukuk garabeti esasen bu noktada belirginleşiyor.

YÖK Ankara'da olduğu için avukatın da doğru şekilde yönlendirmesiyle davayı Ankara İdare Mahkemesine açtık. Bir süre sonra bir tebliğ geldi. Tebliğdeki bilgi, mahkemenin görevsizliğine dairdi. ilk garabet de buydu. Bakın; "İdari Davalarda Genel Yetki" başlığını taşıyan İdari Yargılama Usulünün 32. maddesi ne diyor: "Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir." Biz YÖK'ü mahkemeye vermiştik ve YÖK de Ankara'da idi. Ankara İdare Mahkemesi bunu bile görememişti. (Küçük bir not: Konu Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi...nin yetkili olma durumu ile ilgili olabilir. Bunu özellikle araştırmadım. Ancak sonraki süreçte ne kadar da özensiz davranıldığını gördüğümden buna ihtimal vermiyorum).

Hakkımızı almakta kararlı olduğumuzdan, yine avukatla görüştükten sonra, ben Uşak ili Afyon'daki yargı çevresinde olduğu için Afyon İdare Mahkemesine, Burdur'a giden diğer arkadaşım ise; Isparta İdare Mahkemesine dava açmıştı. Yaklaşık üç ay sonra tarafıma yeni bir tebliğ geldi. Tebliğde, avukatla hazırladığım dilekçemde hata olduğu, düzeltmem gerektiği, aksi halde davanın düşeceği bilgisi vardı. Çaresiz düzeltmeyi yaptım ve tekrar müracaat ettim. İsim ve adres gibi hususların dışında her şey aynı olmasına rağmen, diğer arkadaşımın dilekçesi reddedilmemişti. İkinci garabet de buydu.

Doğal olarak süreci beklemeye devam ettik. Yıl 2010 ve aylardan da Eylül... Arkadaşımdan telefon aldım. Haber iyiydi. Zira ilk derece mahkemesi sonucu gelmiş ve dava lehine sonuçlanmıştı. Bu durum beni memnun etti elbette. Zira benim davam için de emsal teşkil edecek bir sonuçtu bu... İlk fırsatta kendisinden mahkeme sonucunu aldım ve emsal göstermek üzere kendi dosyama koydurdum. Öyle ya, hakkında daha önce bir mahkeme kararı olmadığı için, zorunlu olmasa da uygulamada birlik sağlamak maksadıyla mahkeme tarafından dikkate alınabilirdi. Yaklaşık dört ay sonra benim davam da ilk derece mahkemesinde sonuçlanmıştı. Tebliği aldığımda üçüncü garabeti yaşadım. Zira emsal bir sonuç dosyamda olmasına rağmen, dava aleyhime sonuçlanmıştı. Kimbilir belki de hiç incelenmedi. Zira tebligatta buna dair bir bilgi kırıntısı yoktu. Sonuçla birlikte, yargı ve avukat giderlerinin de tarafımca ödenmesi gerektiğine dair bilgi notunun tebliğde yer aldığını bilmem hatırlatmama gerek var mı... Ben de gereğini yapmak zorundaydım elbette...

Hukuka güvenmek istiyordum. Zira bu garabetin Danıştay tarafından görüleceği ve gerekli düzeltmenin yapılacağı inancıyla Danıştay'a temyiz başvurusunda bulundum. O sırada 2011 yılının başlarındaydık. Avukatımıza sorduğumda davanın 6 ay ile bir yıl içerisinde sonuçlanabileceğini, ortalama sürenin bu kadar olduğunu söylemişti. Ben de sabırla sonucu bekliyor, zaman zaman mahkemeyi arayarak, zaman zaman da internetten dosya sorgulama linki yardımıyla Danıştay ya da e-devlet üzerinden sonucu takip ediyordum. Ama her seferinde gördüğüm şey aynıydı: "İlk incelemeden geldi." Uzun aramalardan sonra Danıştay'a da ulaştım. Bana henüz 2011'e ait dosyaların incelemeye girmediği, ama sıranın 2011'e ait dosyalarda olduğu söylendi. Bu sırada yıl 2012 idi ve bana 2013 yılı içerisinde mutlaka çözümleneceği söyleniyordu. Bana da doğal olarak sürenin dolmasını beklemek düşüyordu. Bir ümit bekliyordum.

2013'ün sonlarına geldiğimizde zaman zaman kendisiyle haberleştiğim arkadaşımdan konuyla ilgili yeni bir haber aldım. Bu haber de iyiydi. Zira YÖK ilk derece mahkemesinde davayı kaybettiği için Danıştay'a gitmiş ve Danıştay da yerel mahkemenin kararını onaylamıştı. Yani mahkeme kendisi açısından lehine sonuçlanmıştı. Ümidim bir kez daha yeşerdi. Zira, benim davam da Danıştay'da idi. İlk fırsatta kendisini ziyaret edip sonucun bir kopyasını almış, Danıştay'daki dosyama eklenmesi için idare mahkemesinin yolunu tutmuştum. Gereğini yaptım ve beklemeye koyuldum. Her zaman olduğu gibi... Ve tarih 16 Nisan 2014... Yani doğum günüm. Danıştay bana sürpriz mi yapmak istemiş, yoksa öyle mi denk gelmiş, onu sizin takdirinize bırakıyorum. Heyecanla açtığım tebligatta şu yazıyordu :".........İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına ve yargılama giderlerinin temyiz isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına......" karar verilmişti. Yine emsal karara ilişkin bir bilgi notu yoktu. İddialarımın hiçbirisine de cevap verilmemişti. Sonraki süreçte bu tür tebligatların “matbu” olduğu kanaati hasıl oldu bende… Bilmem doğru mudur? Neyse ki bir hakkım daha vardı; bir beklentim olmasa da kanun yollarını tüketmek gerekiyordu. Ben de gereğini yaptım ve yeni bir harç ödeyerek kararın düzeltilme yoluna gittim. İki aynı dava ve iki ayrı sonuç= Ben "hukuk garabeti..." diyorum, siz isterseniz hukuk cinayeti diyebilirsiniz.

Ve Temmuz 2015… Bir yılı aşkın bir süre sonra o da geldi, ama emsal gösterdiğim ve arkadaşımın lehine sonuçlanan “karar düzeltme” tebliğinden bir farkı yoktu. Dört emsal karar da mahkemeyi ve hakimleri hiç etkilememişti. “Matbu” düşüncesi ben de daha da güçlendi. Onun lehine benim aleyhime olan karar, yine hiçbir iddia dikkate alınmaksızın “onaylanmıştı.” Hak mücadelesini sürdürme kanaatinde olan ben, şimdi de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkımı kullanma hazırlığındayım. Belki tarihe bir not düşme fırsatı doğar.

Bu elbette benim için küçük ama hukuk sistemimiz için büyük bir sonuç. Asıl sorun elbette ben değilim. Bunun binlercesinin yaşandığını düşünebiliyor musunuz? Hukuk sistemimizin ne kadar laçka olduğu hep söylenirdi de inanmazdım. Koca Danıştay Nasrettin Hoca misali sen de haklısın sen de haklısın demişti. Tek haksız olan ise hakkı gasbedilen ben... Vesselam…

 
Etiketler: HUKUK, GARABETİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Aralık 2019
MASUMİYET Mİ ZAAFİYET Mİ…
01 Aralık 2019
POLİTİK BAKIŞTAKİ SAKATLIK
25 Kasım 2019
YERLİ VE MİLLİ DURUŞ
18 Kasım 2019
BÜYÜK YANILGI
11 Kasım 2019
ZUHURAT...
04 Kasım 2019
ÖZGÜRLÜK YA DA HUZUR
21 Ekim 2019
ZOR OYUNU BOZAR MI
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı