Yazı Detayı
30 Mart 2015 - Pazartesi 10:18
 
GENOCIDE (SOYKIRIM)
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Kavram nisbeten yabancı ve açıklanma gereği söz konusu... Nereden gündeme geldiğini biliyorsunuz: 24 Nisan... İşte Nisan ayındayız ve Türkiye’nin başı bir kez daha ağaracak… Yüz yıldır olduğu gibi… Bu yazının konusu bizatihi kavramın kendisi, ama devam eden değerlendirmelerimde Ermeni soykırım iddiaları ve Türkiye'nin buna dönük geçmişte geliştirdiği ve güncel politikalarını analiz etmeye çalışacağım. Elbette Türkiye’nin geçen yılki ezber bozan çıkışı...

İnsanın en temel hakkı şüphesiz yaşama hakkıdır. Bu hak bugün özellikle Avrupa Birliği ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde hukuken bile sınırlandırılamamaktadır. Bir başka deyişle bu ülkelerde hiç bir eylemin karşılığı idam cezası değildir. İnsanlar ise birbirlerinden çeşitli şekillerde farklıdır. Kadın-erkek olma yanında, özellikle; dil, din, siyasi görüş, zeka düzeyi, ten rengi ya da ırksal farklılıklar böyledir. Örneğin aslında Amerikalı diye bir ulus yoktur. ABD'de yerleşik olanlar, orijin (köken) olarak birbirlerinden farklıdırlar. Şüphesiz bu durum, din, renk hatta dil olarak da böyledir. Ancak zaman içerisinde dominant olanlar, diğerlerini marjinalleştirmişlerdir. Yahudiler için de benzer bir durum söz konusudur. Bugün % 40 kadarının İsrail'de yaşadığı kabul edilen Yahudiler, çok az bir kısmı hariç, Filistin'e başka başka yerlerden göç etmişlerdir. Aslında Yahudi diye bir millet de yoktur. Zira Yahudilik/Musevilik bir dindir. Bizde ayrı ayrı imiş gibi zannedilen bu kavram İngilizcede tek bir kelime ile ifade edilir: Jewish... Ama Yahudilikte din ve millet kavramları öylesine bütünleşmiştir ki, şimdi sadece Türk Yahudi'si, Afrika kökenli Yahudiler ya da Rus Yahudiler gibi ayırım kalmıştır.

Soykırım ya da uluslar arası hukuk literatüründeki adıyla, genocide (jenosit) işte bütün bu doğal farklılıklar nedeniyle tek tek değil topluca; bir başka deyişle, bir toplumun "ortak farklılıkları" nedeniyle en temel hak olan yaşama haklarının ellerinden alınmasıdır. Devlet eliyle yürütülen ya da göz yumulan toplu ve sistematik katliamın adıdır yani... Soykırım, değişik sistematik ayırımcı politikaları içerse de asıl ve özel anlamı budur. Bir önceki aşamasının adı ise şovenizm, (ırkçılıktır). Bir başka açıdan baktığınızda da adı faşizmdir. Yani üstün ırk anlayışı... Faşizme kurban giden bir kısım Yahudilerin bizatihi bu anlayışın olduğunu unutmamak lazım. Bunlara “Siyonist” denir ama, Yahudi devleti olan İsrail’e hakim düşünce de budur. Aslında sadece bir kısım Yahudi Siyonizmi kabul etmez desek daha isabetli olur. Onlar için daha masum olan ve“ Türkçede Musevi” olarak ifade edilen kavramı kullanmak isabetli olacaktır kanaatimce…

Bir grubun yok edilmesi niyetiyle grubun vazgeçilmez yaşam kaynaklarının ortadan kaldırılması düşüncesini içeren çeşitli örgütlü planlar da bu kavram kapsamı içerisinde değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle bir ulusa ait siyasi ve toplumsal kurumların, kültürün, dilin, milli hislerin, dinin ve iktisadi varlığının tahrip edilmesi ve bu gruplara dahil kişilerin bireysel güvenlik, özgürlük, sağlık ve milli onurlarının yok edilmesini de kapsam içerisine alan görüşler vardır. Ancak böyle bir politikayı, soykırıma göre daha hafif bir insanlık suçu olan "asimilasyon" kavramıyla ifade etmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Ne yazık ki, bu insanlık suçu tarihin çeşitli evrelerinde işlenmiştir. En bilineni Yahudi soykırımıdır. En bilinenidir ama aslında en büyüğü değildir. Zira sorun biraz da ne kadar güçlü olduğunuz ve kendinizi ne kadar ifade edebildiğinizle ilgilidir. Somutlaştıralım: Avrupalılar, Amerika kıtasını keşfettiklerinde buradaki yerlilerin yani Kızılderililerin süreç içerisinde kökünü kazıdılar. Ama kimse onları suçlamıyor. Ya da Birinci Dünya Savaşında Mısır Seydibeşir'de nasıl bir anda 15.000 Osmanlı askerinin kör edildiğinden çoğumuzun haberi bile yok. ABD II. Dünya Savaşında atom bombası kullanması da bir soykırım türü değil midir... Hem de sadece insanların ve sadece o neslin yok edilmesi değil. Bitki, hayvan ne varsa hepsi ve halen devam eden etkisi ile birlikte... Ama bunun üzerinde de durulmaz. Aynı şeyin Kafkasya’da Çerkezlere, Cezayir'de Fransızlar tarafından bu halka, Afganistan'da Sovyetler tarafından ya da Vietnam'da yine ABD tarafından yapıldığı üzerinde nedense hiç durulmaz. Daha yirmi yıl önce Ruanda ve Burundi’de Fransa ve Belçika gözetiminde 800 bin insanın hem de palalarla katledildiğinden de birçoğumuz habersiz…

Kızılderili soykırımını biraz açmak istiyorum. Zira, bu en “büyük soykırım” Avrupalılar tarafından Amerika kıtasında yapılmıştır. Amerika kıtasında kalıntıları halen varlığını devam ettiren, İnka ve Aztek"ler vardı. Bir devlet bir medeniyetti bir bunlar... Amerikalıların bize anlattığı gibi yamyamlar değillerdi yani... Bir hesaplamaya göre, eğer normal bir çoğalma süreci yaşansaydı, bugün Amerika kıtasında tam altıyüz milyon kızılderili yaşıyor olacaktı. Ama sonuç ortada... Amerika bunun için tarihin hiç bir evresinde özür dilemedi. Bugün tükenmesinler diye neredeyse nesilleri koruma altına alınmış durumda...

Maalesef egemen güçler bunu sürekli yapıyor. Ortada nesli tükenmiş bir Kızılderili toplumu söz konusu iken, kovboy filmlerine bakarsanız, vahşi ve saldırgan figürü temsil edenler sürekli kızılderili... Hatırlıyorum, 1980'li yıllarda bolca izlediğimiz (Neden TRT bu filmleri bize izletiyor idiyse) kovboy filmlerinde hayvan avına çıkar gibi kovboy avına çıkılır ve herkes birbirine karşı avladığı Kızılderili sayısıyla övünürdü. İspatı da kafatasları ve kafa derileri idi. Yamyamın kim olduğuna siz karar verin isterseniz...

Hayvanlara karşı da aynı muamelede bulunulmuyor mu... Hepimizin kafasında örneğin köpek balıklarının ne kadar da vahşi olduğu imajı yok mu... Oysa köpek balıklarının yıllık olarak öldürdüğü insan sayısı 10'u geçmezken, insanların öldürdüğü köpek balığı ya da insana hiçbir zararı olmayan balina sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Hali hazırda sayısı belirsiz hayvan ve bitki türünün soyu tükenmiş durumda veya türleri tükenmesin diye koruma altında tutulmakta.... Bu durum, insanların sürekli "vahşi tüketime" sevk edilmelerinin bir sonucu değil midir... Ya da bu da bir tür soykırım olarak değerlendirilemez mi... Kaynak; batı medeniyeti… (ne kadar “medeni” olduğuna da siz karar verin).

Benzer bir durum Avustralya yerlileri için de söz konusu... Avustralya yerlileri olan Aborjinler devlet zoruyla batı tarzı eğitime tabii tutuldu ve şimdi ne batılılaşabilmiş ve ne de Aborjin olarak kalmış bir nesil var bu ülkede... Avustralya Başbakanı geçtiğimiz yıllarda bu yüzden resmi olarak özür diledi. Doğal yaşam tarzını koruyan, devletin karışmadığı, oy kullanma vb gibi temel hakları olmayan küçük bir kesim kaldı sadece... O da turistlerin ilgisini çekmek için... Tahmin ettiğimizin aksine Kızılderililerde olduğu gibi, Aborjinlerde de bir "medeniyet" söz konusu... Egemen güçlerin bizde oluşturduğu algının tersine "ilkel" değiller yani... Merak edenler için dünyada bestseller arasında yer alan ve Türkçeye de çevrilen Marlo Morgan'ın "Bir Çift Yürek" adlı kitabını tavsiye ederim. Kalın değil merak etmeyin, 200 sayfa kadar... Bir hatırat, gözlem... Roman gibi anlatılmış... Gayret etseniz bir günde bile okuyabilirsiniz.

II. Dünya Savaşı esnasında kıyıma uğrayan toplumlardan birisi de "Çingenelerdir" ama, doğal yaşam kültürleri nedeniyle, hiçbir zaman devlet kuramamış ve neredeyse bütün ülkelerde şehirlerde bile olsa gettolarda soyutlanmış olarak yaşayan bu topluma uygulanan gerçek soykırımdan ne kadar haberimiz var... II. Dünya Savaşı esnasında zaten sayıları az olan Çingenelerden 1 milyona yakınının katledildiği bilinmektedir. Çingenelere yönelik vahşet, unutulan soykırımlardandır. Oysa Çingenelere yapılan muamelenin Yahudilere yapılandan bir farkı yoktu. Elbette Yahudilere karşı da bu suç işlenmiştir. Hitlerin dediği gibi öldürmediği her Yahudi için ona küfredecek değiliz. Ama Yahudi soykırımına gösterilen ilgi, eğer konu insansa, Çingene soykırımına, Kızılderili soykırımına, Aborjin soykırımına, Afrikalıların daha yüz yıl öncesine kadar köle ticaretinde mal gibi alınıp satılmasına da gösterilmelidir.

Çok yakın tarihte gerçekleşen, ancak insanlığın gözünden kaçırılmış diğer bir soykırım ise bir Afrika ülkesi ve geçmişte Belçika sömürgesi olan Ruanda da yaşanmıştır. Ancak herşey olup bittikten sonra olan-bitenden dünyanın haberi olmuştur. Belçika ve Fransa çok profesyonel bir şekilde katliamı dünyadan gizlemişlerdir. Elbette global güç ABD'nin katkısı olmadan olamaz. Dünyanın gözü önünde ve sadece 20 yıl önce yaşandı bu soykırım... Dikkatinizi çekmek istiyorum; Belçika'nın başkenti Brüksel aynı zamanda Avrupa Birliği'nin fiili başkenti. Demokrasilerin kutsal mabedi olan Avrupa Parlamentosu ise Strazburg'ta, Fransa'da yani...  Brüksel’in NATO merkezi olduğunu da unutmayalım.

1990'lı yıllarda Bosna'da yaşanan soykırım girişimini ve kısmi başarıyı da göz ardı etmemek gerek. Zira amaç Avrupa'da adı Müslüman olan bir avuç halkın devlet sahibi olmasının önüne geçmekti ama bu başarılamadılar... Bosna Hersek, Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülke olarak kuruldu ve şükürler olsun Osmanlının bir mirası olarak varlığını devam ettirmektedir.

Elbette bunlar dışında da yakın tarihte yaşanmış olan irili-ufaklı, bildiğimiz-bilmediğimiz bu tür vahşet ve soykırımlar yaşanmıştır. Ancak ben yıl dönümü 24 Nisan olarak kabul edilen ve Birinci Dünya Savaşı esnasında ülkemizde yaşanmış olan Ermeni Soykırım iddialarından bahsetmek istiyorum. Biz ne iddia edersek edelim, o küçücük Ermenistan dünya kamuoyu önünde ülkemizi mahkum etmiştir. Bugün neredeyse bütün batılı ülkelerde Ermeni soykırımı olmadı demek bile suçtur. 24 Nisan adeta ülkemizin kabusudur. Öyle oldu ya da olmadı, ama algı kesinlikle öyle olduğuna dair. Demoklesin kılıcı gibi sürekli tepemizde sallanıyor. Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgileri sonraki yazımızda ele alacağız inşaalah.

 
Etiketler: GENOCIDE, (SOYKIRIM),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Kasım 2019
BÜYÜK YANILGI
11 Kasım 2019
ZUHURAT...
04 Kasım 2019
ÖZGÜRLÜK YA DA HUZUR
21 Ekim 2019
ZOR OYUNU BOZAR MI
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı