Yazı Detayı
10 Ağustos 2015 - Pazartesi 09:39
 
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Din insanlık hayatının her döneminde önemini korumuş bir müessesedir. Teknolojinin gelişmesiyle özellikle 20. yüzyılda din algısında bir gerileme olsa da çok geçmeden dinin aslında bireysel ve toplumsal bir ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır. Batı toplumlarında görülen psikolojik rahatsızlıklar daha çok bu ihtiyacın giderilememesinden kaynaklanmaktadır. Zira insanın yeme, içme, uyuma, çalışma.... gibi fizyolojik ihtiyaçlarının yanında, var olduğu kabul edilen insan ruhunun da "gıda" ihtiyaçları vardır. Bir başka deyişle ruh da bir doygunluğa ulaştırılmalıdır. Kişisel kanaatimce insan için daha önemli olan şey beden (donanım) değil ruhtur (yazılım). Zira günümüz insanının aşırı önem verdiği bedenleri ölümle birlikte anlamını yitirmekte, hatta kokmasın-çürümesin, etrafı rahatsız etmesin diye "gömülmekte...” İnsanlar kabir ziyaretine gittiğinde bir süre sonra çürüyen ve toprağa karışan bedene değil, var olduğunu kabul ettiği ruha Fatiha okumaktadır.İnsanı hayvandan ayıran da yine bedeni değil ruhu, aklıdır.

Ortaçağda Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan hareket, egemenliğin “gökten yere indirilmesi” olarak algılandı. Gerçekten bilimsel gerçeklere karşı çıkan, hakkı olmayan bir otorite oluşturan, insanları baskı altında tutan kiliseye (skolastik düşünce)karşı Almanya’da Martin Luther’in başlattığı eylem Protestan anlayışı doğurdu ve süreç içerisinde kilisenin devlet yönetimindeki egemenliği giderek kırıldı. 1700’lü yıllardaki gelişmeler ve arkasından Fransız devrimiyle birlikte kilisenin devlet, dolayısıyla egemenlik üzerindeki bütün yetkileri sonlandırıldı. Laiklik ve seküler düşünce de bu şekilde doğdu. Dinle devlet ilişkileri ayrıldı, “tanrının” devlet işleyişine dair hâkimiyetine son verildi. Yani bir anlamda “tanrıya” karşı zafer kazanılmıştı.

Süreç; zaman içerisinde insanların din algısını da değiştirdi. Daha açık deyimle din “insanların bireyseli” (iç dünyaya ilişkin) kabul edildi ve toplumu düzenleme işlevi sadece sosyolojik anlama indirgendi. Daha açık deyimle, Avrupalı insan bu süreç içerisinde dinden uzaklaştı. Kapitalizmin de etkinlik kazanmasıyla insanlara materyalist bir zihniyethakim oldu. Kiliseler bütün imkân ve teşviklerine rağmen, ciddi bir başarı elde edemediler. İnsanların önemli bir kısmı yine bu süreç içerisinde Hıristiyanlıkla bağını kopardı ve din onlar için sadece kültürel bir ritüel haline geldi. Sömürgeciliğin de başladığı bu dönem, Avrupa’da güçlü devletlerin oluşmasına yardımcı oldu. Yani Avrupa Ortaçağın karanlıklarından bu şekilde kurtulmuş oldu.

Demokrasinin tarihi Eski Yunana, Aristo’ya kadar götürülse de günümüzdeki anlamda demokrasi 1700’lü yıllarda özellikle Fransız düşünürlerin katkısıyla gelişti. Jean Jacques Rousseau,Montesquieu, Voltaire, Diderot, Thomas Hobbes, John Locke gibi siyaset bilimci ve filozoflar,“aklı esas alan” ve daha çok çoğunlukçu demokrasiyi öne çıkaran görüşlerini bu dönemde paylaştılar. Süreç içerisinde bunun bazı sakıncaları ortaya çıkınca hem çoğulcu demokrasiye, hem de yarı doğrudan demokrasiye dönük kurumlar birer birer devreye girdi. Ekonomik gelişmişlik, eğitim düzeyinin yükselmesi, sivil toplum örgütleri ve medya gücünün de artmasıyla demokrasi daha katılımcı hale geldi. Buda iyi oldu elbet…

Batıdaki dönüşüm zaman içerisinde Doğuya, daha doğrusu İslam dünyasına da sirayet etti. Osmanlı’da batılılaşmanın tarihi biraz daha geriye götürülebilirse de 1839 Tanzimat Fermanı milat kabul edilir. Osmanlının durdurulamayan geri gidişine çare arayan dönemin ileri gelenleri, Tanzimatı ilan ederek batı tarzı bir yönetime geçmenin ilk adımını atmış oldular. Sonraki süreçte (1856) Islahat Fermanıyla güçlenen batılılaşma, 1876’da kabul edilen Teşkilat-ı Esasi ve meşruti monarşi (seçimler olduğu için) demokrasiye atılan ilk somut adım olarak kabul edilebilir. Başarısız olan süreç 1909 yılında yapılan bir darbeyle demokrasi “ikinci” kez hayata geçirildi. Bu sürece Jön Türklerin katkısını da görmezlikten gelmemek lazım… Sürece direnen II. Abdülhamit’e amansız bir muhalefet yürüttüler. İttihatçıların yönettiği süreç tam bir fecaat oldu. Zira süreç, “bozuk para gibi harcanan” (kavram Merhum Turgut Özal’a aittir) Osmanlının tarihe gömülmesiyle neticelendi.

Ve Türkiye Cumhuriyeti: Artık tamamen yepyeni bir dönem başladı. Padişah ve halifenin olmadığı bir ortamda Cumhuriyet ilan edilerek “demokrasiye” geçişin ilk adımı atıldı. Bir-iki deneme başarısız olunca, çok partili hayata geçiş 1950’ye kadar ertelendi. 1950’de bir taraftan dünyadaki konjonktürün zorlaması, bir taraftan da halkın baskılardan bıkıp usanmasından kaynaklanan endişeleri bertaraf etmek için Osmanlı-Türk tarihindeilk defa özgür bir seçim yapıldı. Demokrasi denince ilk akla gelen seçim olduğundan, 1876’daki kısa deneyim bir tarafa bırakılırsa, demokrasiye gerçek anlamda ilk örnek olarak nitelendirilebilir bu dönem...

Bu tarihten sonra demokrasi insanların ağzında pelesenk oldu Türkiye’de... Herkes demokrasi diyordu ama, herkes de başka şey anlıyordu. Halkın iradesi bir türlü meclislere gerçek anlamda yansımıyordu. Zira her bir seçim değişik yöntemlerle doğrudan ya da dolaylı, içerden veya dışardanmanipüle edilmekteydi. Darbelerin gerekçesi bile demokrasi oldu (12 Eylül darbe gerekçesini hatırlayın). Demokrasinin çok önemli bir vazgeçilmezi olansiyasi partiler yine aynı gerekçeyle kapatıldı. Yani sürekli “demoklesin kılıcı” siyasi partilerin tepesinde sallandırıldı. Darbeler, muhtıralar birbirini kovaladı. Süreç 2007’ye kadar devam etti. Bundan sonra olmayacağı ümit ediliyordu, ancak bu “ümit” 28 Şubat sürecinden önce de 27 Nisan 2007 e-muhtırasından önce de vardı, ama Türkiye 2013’te hayata geçirilen yeni bir darbe girişimiyle mücadele etmek zorunda kaldı.

Kimi çevreler demokrasinininsanlığın keşfettiği “en iyi yönetim biçimi” olduğunu iddia eder. Bir kere iyi ya da kötü denen şey subjektiftir. Kime ve neye göre iyi diye sormak gerek… Düşünsenize Çini… Demokrasi olsaydı bugünkü Çin olur muydu? Nesi var Çin’in derseniz, Çin iç çatışmaların yaşanmadığı, kendi açısından önemli bir refah seviyesini yakalamış, ekonomik olarak dünyanın en büyük ikinci gücü olan bir “dünya” devletidir… ABD Çini nasıl durduracağı konusunda kara kara düşünüyor. 2001’de Dünya Ticaret Örgütüne kabul etti kontrol etmek içinama, Çin daha da büyüdü. Şimdi Çin’in ekonomik olarak ABD’yi hangi tarihte geçeceğine dair tahminler yapılıyor. Batı1989’da; Çin’e de “demokrasiyi” getirmeyi denedi ama, bu çok kanlı bir şekilde bastırıldı. “Demokrasi” gelseydi hala bir ve bütün bir Çin olur muydu, şüpheliyim… Bunları Çin yönetimini övmek için yazmıyorum elbette… Çin yönetiminin sicili ortadadır. Her ülkeye has farklı bir yönetim anlayışı olabileceğini ortaya koymak için ifade ediyorum.

Gelelim demokrasinin neden dinimiz olmaması gerektiğine… Zaten Türkiye’de kime sorsanız, demokrasinin bir din olmadığını, kendisinin de Müslüman olduğunu söyler… Ancak Müslümanlık kendi ilkelerinden başkasını kabul etmez. Yani payandaya ihtiyacı yoktur. Müslüman olan kişi için asıl öncelikliolan, dinini doğru ve “güncel” bir şekilde anlamaktır. İslam, demokrasi veya diğer herhangi bir ideoloji ya da anlayışın sınırları içerisine hapsedilemez. Bu durum dinin demokrasiyle örtüşen tarafının olmadığı anlamına gelmez. Örtüşen ve örtüşmeyen taraflarıolabilir. Ama bunun sosyalizmle örtüşen-örtüşmeyen tarafından farklı, ondan üstün ve öncelikli bir yanı yoktur. Örtüşmeyen tarafların göz ardı edileceği anlamı çıkmaz buradan… Ayrıca çakışan yerleri iyi, çakışmayan yerleri kötü de değildir. (Belki bu demokrasinin İslam’la çakışan yerleri için söylenebilir).

Doğal olarak demokrasinin Müslümanlara kazandıracağı, kazandırdığı şeyler de yok değildir. Zira batılılar büyük ve uzun mücadelelerle bugünkü haklarını elde etmişlerdir. Müslümanların sorunu ise dini “güncel” olarak anlayamamaktır. Maalesef İslam dünyası, Abbasiler dönemindeki Bağdat’ta olduğu gibi bilimin ve düşünce üretilen kurumların merkezi değildir. Kanaatimce Müslümanların düşünsel bazdaciddi bir yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bunun anlamı; dinin günün şartlarına göre yorumlanması, anlaşılmasıdır. Bu kişisel bir düşünce de değildir. Dinin bizatihi kendisidir. Zira temel iki kaynak (Kur’an ve Sünnet) genel bir çerçeve çizer. Bu iki kaynağa aykırı olmamak üzere icmaa yani içtihat müessesesi dinin günün koşullarına göre yorumlanmasına yardımcı olur. Meşhur bir Hadisi şerif vardır içtihat müessesesine dair: Ümmetimin ihtilafı rahmettir. (Konu içtihat müessesesi olmadığından bu konuda daha fazla bir şeypaylaşmak istemiyorum). Dolayısıyla dini günümüz koşullarında anlamamıza yarayan içtihat müessesesi işletilirken demokrasinin tecrübelerinden ve uygulamalarından yararlanılabilir. Bu İslam’ı demokrasinin sınırlarında yorumlama anlamına gelmez. Nitekim İslam’ın sosyalizmle çakışan tarafları da vardır. Bu nasıl ki İslam’ın sosyalizm olarak yorumlanmasını gerektirmiyorsa demokrasi olduğu anlamına da gelmez.

Demokrasi belki diktatörlüğe, belki oligarşiye, belki vesayetçi-jakoben anlayışa, belki faşizme… göre daha iyidir, ama o kadar… Demokrasi bizim inanç sistemimiz yerine geçemez. Kişi kendisini demokrat olarak tanımlıyor ve her eylemini demokratik olup olmamaya göre tasnif ediyorsa,bu, demokrasiye inanmaktan başka bir şey değildir... Mutlaka da, “ben İslam’dan vazgeçtim demokrasi dinine geçtim” demek gerekmez. Dinin sizin nezdinizdeki yeridir önemli olan… Hangisini daha öncelikliyorsunuz... Hangisi sizin davranışlarınızın belirleyicisi… Ya da demokrasi anlayışına uymayan din kurallarının sizin nezdinizdeki kabul edilebilirliği nedir? Eğer demokrasiye uymayan taraflar sizin kafanızda sorun teşkil ediyorsa dininizin hangisi olduğunu sorgulamakta fayda var. Eğer her ikisi de diyorsanız (bunun anlamı ben demokrasiye inanıyorum ama dinin demokrasiye uygun olan tarafları açısından benim için bir sorun yok demektir. Yani dine eksik inanmış olursunuz. Bunu da din kabul etmez) daha büyük bir sorun var demektir. Ama ben onun adının ne olduğunu bile zikretmek istemiyorum burada…İslam dininin temel dayanağı tevhit, “egemenliğin” kime ait olduğunu da içerir. Ama halaaynı noktadaysanız, ben İslam dininin kitabı Kur’an’ın ifadesiyle cevap vermek istiyorum: Sizin dininiz size, benim dinim bana… Vesselam…

 
Etiketler: DEMOKRASİ, DİNİMİZ, OLMAMALI, ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı