Yazı Detayı
22 Şubat 2016 - Pazartesi 15:55
 
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Ortaçağda Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan hareket, egemenliğin “gökten yere indirilmesi” olarak algılandı. Bilimsel gerçeklere karşı çıkan, hakkı olmayan bir otorite oluşturan, insanların kutsal duygularını sömüren skolastik düşünceye karşı Almanya’da Martin Luther’in başlattığı eylem, Protestan anlayışı doğurdu. Bu süreç kilisenin devlet ve toplum nezdindeki etkisini giderek azalttı. 1700’lü yıllardaki gelişmeler yüzyılın sonuna doğru (1789) devrimle sonuçlanınca kilisenin devlet, dolayısıyla egemenlik üzerindeki bütün yetkileri sonlandırıldı. Laiklik ve seküler düşünce bu şekilde doğdu ve “tanrının” devlet işleyişine dair hâkimiyetine son verildi. Yani bir anlamda “tanrıya” karşı bir zafer kazanılmıştı.

Süreç içerisinde din, “insanların bireyseli” (iç dünyaya ilişkin) haline dönüştürüldü. Kiliseler bütün imkân ve teşviklerine rağmen, kitleler üzerinde etkinliğini yitirdi. İnsanların önemli bir kısmı yine bu süreç içerisinde Hıristiyanlıkla bağını kopardı ve din onlar için sadece kültürel bir ritüel haline dönüştü. Sömürgeciliğin hız kazandığı bu dönem, Avrupa’da güçlü devletlerin oluşmasına yardımcı oldu. Avrupa Ortaçağın karanlıklarından bu şekilde kurtulmuş oldu.

Demokrasinin tarihi Eski Yunan’a, Aristo’ya, Eflatun’a, kadar götürülse de günümüzdeki anlamda demokrasi 1700’lü yıllarda özellikle Fransız düşünürlerin katkısıyla gelişti. Daha önce kanton düzeyinde ilgi gören ve o dönemde Yunan filozoflar tarafından "ayak takımının yönetimi" olarak nitelendirilen demokrasi Fransız devrimi ve Amerikan bağımsızlık bildirgesiyle ilk defa “kitlesel” olarak uygulanma zemini yakalamıştır.

Bununla birlikte demokrasiyi sınırlandıran etkenler de yok değildir. Abraham Lincoln tarafından yapılan “halkın halk için, halk tarafından yönetimi” şeklindeki demokrasi tanımı aslında demokrasinin gerçek yüzüdür. Ancak uygulamada bu bir “hayal” olmaktan öte gidememiştir. Günümüzde yaygın olarak uygulanan “temsili demokrasi” ise ilk uygulandığı şeklinden çok uzaktır. Jean Jacques Rousseau’nun ifadesiyle “gerçek demokrasi sadece bir idealdir.” Dolayısıyla temsili demokrasi ile gelen hiçbir siyasi iktidar halkın hür iradesini tam olarak yansıtamaz. Bu yüzden sınırsız yetkileri içeren bir yönetim vekâletnamesi de verilemez. Aksi halde monarşi, otarşi veya oligarşi ile demokrasinin bir farkı kalmaz. Sadece diktatörlük kendisine meşru bir yöntem bulmuş olur.

Yine çok çeşitli nedenlerden dolayı seçmenlerin bir kısmı yeterince ve doğru şekilde bilgilendirilemez. Okuma yazma oranının düşüklüğü, basının yanlış ve taraflı bilgilendirme yapması ya da bilgilendirmenin engellenmesi gibi sebeplerle seçmen tarafsız bir ortamda bilgilendirilmemekte ve manipülasyonlara açık olabilmektedir. Özellikle demokrasi kültürünün yeterince yerleşmediği ülkelerde bu sorunların daha fazla görüldüğü bir gerçektir. Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda yapılan seçimlerde toplumun geneline hitap eden basın yayın organlarının tarafsız davranmaması, 2000’li yıllarda yaşanan kutuplaşmalar seçmenleri manipüle etmiş ve halk iradesinin parlamentoya doğru bir şekilde yansımamıştır.

Batıdaki dönüşüm zaman içerisinde Doğu’ya, daha doğrusu İslam dünyasına da sirayet etmiştir. Osmanlı’da batılılaşmanın tarihi biraz daha geriye götürülebilirse de 1839 Tanzimat Fermanı milat kabul edilebilir. Osmanlı’nın durdurulamayan geri gidişine çare arayan dönemin ileri gelenleri, Tanzimat’ı ilan ederek batı tarzı bir yönetime geçmenin ilk adımını atmış oldular. Sonraki süreçte (1856) Islahat Fermanı’yla güçlenen yapı, 1876’da kabul edilen Teşkilat-ı Esasi ve meşruti monarşi (seçimler olduğu ve meclis oluşturulduğu için) demokrasiye atılan ilk somut adım olarak kabul edilebilir. Başarısız olan bu süreç 1909 yılında yapılan bir darbeyle “ikinci” kez hayata geçirildi. İttihatçıların yönettiği bu süreç ise tam bir fecaatle sonlandı. Zira süreç, “bozuk para gibi harcanan” (kavram merhum Turgut Özal’a aittir) Osmanlı’nın tarihe gömülmesiyle neticelendi.

Ve Türkiye Cumhuriyeti: Artık tamamen yepyeni bir dönem başladı. Padişah ve halifenin olmadığı bir ortamda Cumhuriyet ilan edilerek yeni bir yönetime geçildi. Bir-iki deneme başarısız olunca, çok partili hayata geçiş, yani demokrasi, 1950’ye kadar ertelendi. 1946’daki göstermelik seçimi saymazsak, 1950’de II. Dünya Savaşı sonrası yeniden kurulan dünya dengelerinin zorlaması ile Osmanlı-Türk tarihinde ilk defa özgür bir seçim yapıldı. Demokrasi denince ilk akla gelen seçim olduğundan, 1876’daki kısa deneyim bir tarafa bırakılırsa, bu dönem demokrasiye geçişte gerçek anlamda ilk örnek olarak nitelendirilebilir. Ancak demokrasi ilk defa 1961 anayasası ile kavramsal olarak hukuk sistemimize girmiştir.

Bu tarihten sonra demokrasi insanların ağzında pelesenk oldu Türkiye’de… Ancak sosyal demokratlar da, liberal çizgidekiler de, muhafazakârlar da demokrasiden farklı şeyler anladı. Faşizmin diğer bir adı olarak “militan demokrasi” bile dillendirildi. Halkın iradesi bir türlü meclislere gerçek anlamda yansıyamadı. Zira her bir seçim değişik yöntemlerle doğrudan ya da dolaylı, içerden veya dışardan manipüle edilmekteydi. Darbelerin gerekçesi bile demokrasi. Demokrasinin çok önemli bir vazgeçilmezi olan siyasi partiler yine aynı gerekçelerle kapatıldı. Yani “Demokles’in kılıcı” sürekli siyasi partilerin tepesinde sallandırıldı. Darbeler, muhtıralar birbirini kovaladı. Süreç 2002’ye kadar devam etti. 1999’daki gerçek deprem, 2001’deki derin ekonomik krizle perçinleşince 2002’deki siyasi deprem Türkiye için yeni dönemin başlangıcı oldu.

Şüphesiz demokrasi bir din değildir. Hatta demokrasi bir anlamda din kurumlarıyla (kiliseyle) mücadele ederek oluşturulmuştur. Ancak Müslümanlık açısından durum farklıdır. İslam, insan hayatını bütüncül olarak ele alan bir dindir. Kilisenin etkisinin kırıldığı dönem aynı zamanda Hıristiyanlığın “daraltıldığı” bir dönemdir. Bu girişim 20. yüzyılda İslam için de geçerli olmuş, din aynen Hıristiyanlıkta olduğu gibi “kişinin bireyseline” indirgenmek istenmiştir. Daha açık deyimle kişinin bireyselini ilgilendiren itikat ve ibadette bir mahsur görülmezken, sosyal hayatı ve devlet düzenini ilgilendiren “muamelat” ayağı yok farz edilmiştir.

Müslümanların günümüzdeki temel sorunlarından birisi, dini günümüz meselelerini yorumlayacak şekilde anlayamamaktır. Maalesef İslam dünyası, Abbasiler döneminin Bağdat’ında olduğu gibi bilimin ve düşünce üretilen kurumların merkezi değildir. Kanaatimce Müslümanların düşünsel bazda ciddi bir yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bunun anlamı bir reform ihtiyacı değil; dinin günün şartlarına göre yorumlanması, anlaşılmasıdır. Bu, kişisel-keyfi yorumlama anlamına gelmemelidir, kişisel bir düşünce de değildir. Dinin bizatihi kendisi zaten bunu öngörmektedir. Zira temel iki kaynak (Kur’an ve Sünnet) genel bir çerçeve çizer. Bu iki kaynağa aykırı olmamak şartıyla içtihat müessesesinin işletilmesi, dinin günün koşullarına göre yorumlanmasına yardımcı olur. İçtihat müessesesinin gereğine işaret eden bilindik bir Hadisi Şerif’in ifade ettiği gibi “ümmetin ihtilafı rahmettir.”

Demokrasi belki diktatörlüğe, belki oligarşiye, belki vesayetçi-jakoben anlayışa, belki faşizme göre daha iyidir, ama o kadar. Bu sıralama kendi kategorisi için geçerlidir. İslam bir dindir ve demokrasi bunun yerine ikame edilemez. İslam’ı bütünüyle demokrasi sınırları içerisinde yorumlamak, dini değil demokrasiyi esas almaktır. Bir başka deyişle demokrasiye uymayan din kurallarının sizin nezdinizdeki kabul edilebilirliği nedir? Eğer dinin demokrasiye uymayan taraflar sizin kafanızda sorun teşkil ediyorsa burada din açısından bir sorun var demektir. Türkiye’de Cumhuriyet’le birlikte İslam dininin devlete ve topluma dönük ayağı (muamelat) insanların inanç sistemlerinin bir parçası olmaktan çıkarılmıştır. İslam dininin temel dayanağı tevhid, “egemenliğin” kime ait olduğunu da içerir. Bu konu Müslümanların ezici bir çoğunluğu tarafından hiçbir şekilde dile getirilemez.

 

 
Etiketler: DEMOKRASİ-, DİN, PARADOKSU,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı