Yazı Detayı
07 Temmuz 2020 - Salı 09:13
 
Çoklu Baro Düzenlemesi
Ahmet Yaşar Zengin
ahmetyasarzengin61@gmail.com
 
 

Değerli okuyucularım, bugünkü konumuz “Barolar

Baroların görev tanımı:

Açık oturumlarda akademisyen hukukçuların söylediklerinden yola çıkarak, baroların görev tanımlarını sizler ile paylaşıyorum.

Baro, güçlü devlete karşı veya güçlü bireylere karşı, zayıf bireyin hakkını savunmasına aracı olur. Bu anlayış ile din, dil, mezhep, ırk ve ideoloji ayrımı yapmadan baro, zayıf konuma düşen yani mağdur olan birey, kurum veya devletin hakkını savunmak için avukatı belirler.  Örnekleri çoğaltarak açıklayalım:

Devlet, bireyin evini yıktı veya arazisini kamulaştırdı. Veya kılık kıyafet mazereti ile okuma hakkını elinden aldı. Birey öyle veya böyle bir yolsuzluğa karıştı. Veya rejim karşıtı bir konuma itildi. Veya devletin arazilerini işgal eden bireylere karşı devlet, mağdur duruma düştü… İşte bu durumda baro, zayıf konuma düşen herkesin hakkını savunmak için yardımcı olur.

Baro, ben avukat vermiyorum. Söz konusu vatandaşı savunmak isteyen avukatı, barodan çıkarırım diyemez, dediği zaman, siyasallaşır. Peki, mevcut baronun siyasallaştığı dönemler olmuş mudur? Evet, olmuştur. Açıklayalım:

Siyasallaşmaya giden süreçte birkaç örnek

27 Mayıs darbesinde Başbakan Adnan Menderes, sanık sandalyesine oturtulmuştur. Adnan Menderes, güçlü konumdan zayıf konuma geçmiştir. Baronun görevi nedir? Baro, güçlü devlete karşı, zayıf bireyin hakkını savunmak anlayışından hareket ederek, Adnan Menderes’e avukat vermesi gerekirdi. Bu şekilde olmadı. Adnan Menderesi savunacak avukata izin vermedi. Yani siyasallaştı… Nasıl siyasallaştı? Anlatalım:

Adnan Menderes’i savunacak avukata, savunamazsın veya savunursan barodan çıkarırız. İşte baronun bu tehdidi siyasallaşmanın bir uygulamasıdır.

Olaya başka bir açıdan bakalım: Baro şunu diyebilir mi? Geçmişte Adnan Menderes birçok haksızlık yapmıştır. Birçok insanın kanına girmiştir. Bugün 27 Mayısçıların karşı konumunda yer almıştır. Suçludur. Bu nedenlerden dolayı Andan Menderes’i savunmak için avukat veremeyiz veya Adnan Menderes’i savunan avukat olursa, barodan atarız gibi gayri demokrasi davranış sergileyebilir mi? Sergileyemez… Çünkü barolar kamu kuruluşudur.  Konuyu biraz açalım:

Adnan Menderes her ne kadar 27 Mayıs darbecilerine karşı ve suçlu konumunda ise de:

Adnan Menderes;

1. T.C.Devletinin bir vatandaşıdır.

2.  T.C. Devletinin tanıdığı bütün imkânlardan yararlanma özgürlüğüne sahiptir.

3. T.C Devletinde kurulan baroların güçlü devlete karşı vatandaşını savunma uygulamasından istifade etmek istemesi hakkıdır.

1980 darbesinde ise yargı, Kenan Evren’in ayağına kadar giderek brifing vermiş. Yani yargı,  siyasallaşmanın örneğini açık bir şekilde ortaya koydu. Ama baroların, bu konudaki tepki söylemlerine şahit olamadık… Bir başka örnek:

28 Şubat döneminde başörtü nedeniyle okuma özgürlüğü elinden alınan vatandaşları savunmak için baro, avukat vermemiştir. Biraz daha ileri gidelim: Baroya kayıtlı başörtülü avukatların savunmaya girmelerine engel olmuştur. Yani baro, baroya kayıtlı avukatların özgürlüklerini savunmak için gayret sarf etmemiştir, taraf olmuştur. Peki, ne yapabilirdi barolar?

Geçen hafta yaptıkları gibi 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinde Ankara’da adalet yürüyüşü yapabilirdi, özgürlük yürüyüşü yapabilirdi. Anıtkabire gidebilirdi… Barolar, söz konusu yürüyüşü geçmişte yapsaydılar geçen hafta Ankara’da demokrasiyi aramalarında samimi olduklarını kabul edecektik.

Yukarıdaki örneklerde bilgi eksikliği var ise yetkililer, bizi aydınlatırsalar seviniriz ve de özür dileriz…

Baro seçimine girmeyen Avukatlar:

Baro seçimine girmeyen avukatlar herhangi bir mazeret beyan edemezler: Neden mi? Açıklayalım:

İyi veya kötü barolarda bir seçim sistemi vardır. Barolarda temsilde adalet oluşturulana kadar ekibini kurarsın seçime katılırsın, meydanı boş bırakmazsın. Daha sonra da bu sistem, temsilde adaleti sağlamıyor diyebilirsin. “Zahmetsiz rahmet olmaz” Hiç zahmet çekmeyeceksin. Nasıl olsa benim dediğim olmayacak deyip seçime katılmayacaksın, meydanı boş bırakacaksın. Kusura bakmayın ama “Armut piş, ağzıma düş” cinsinden bir ortam, emek sarf etmeden olmaz.

Meşruluk anlayışı:

Devlet, baroları davet ediyor.

-   Gelin bu işi konuşalım.

-   Efendim biz, saraya gitmeyiz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tanımıyoruz.

“Efendim biz, saraya gitmeyiz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tanımıyoruz.” Bu cümleleri kim kurar? Muhalefet kurar. Yani siyasi muhalefet…

Barolar, siyasi parti değildir. Bir kamu kuruluşudur. Barolar, siyasi muhalifler gibi konuşamaz. Ama siyasi muhalifler gibi düşünebilir.  Örneklendirelim: bir bakan veya bir müsteşar veya bir emniyet genel müdürü cumhurbaşkanlık hükümet sistemini tasvip etmeyebilir. Ama problemleri çözmek için cumhurbaşkanının makamına çıkmak zorundadır. Neden çıkmalıdır? Çünkü halkın 52 oyunu almıştır. Yani ikinci bir seçime kadar problemlerin çözümü için cumhurbaşkanı hükümet sistemi ile iletişimi sağlıklı bir şekilde sürdürmek mecburiyeti vardır.

Baro da kamu kuruluşudur. Baro, problem çözmekle görevlidir. Baro, devlet organları ile iletişim kuracak ki problemler çözülsün. Siyasi muhalif partiler gibi, barolar davranamaz… Yani İstanbul’da seçime katılmayan 24.000 avukat ile İstanbul barosunun mevcut yönetiminin davranış biçimi arasında hiç bir fark yoktur. Konuyu biraz açalım:

İstanbul barosunda 24.000 avukat seçime katılmıyor. Bizim dediğimiz isimler seçilmediği için avukatlar baro seçimine katılmayarak bir nevi boykot ediyor. İstanbul baro yönetimi de saraya gitmiyor, cumhurbaşkanlık hükümet sistemini meşru kabul etmiyor. Dolayısıyla hükümet ile hiçbir problem çözmek istemiyor demektir. Bir nevi barolar, saraya gitmeyerek cumhurbaşkanlık hükümet sistemini boykot ediyor. Bu nedenle diyoruz ki baro seçimlerine katılmayan avukatlar ile baro yönetimlerinin boykot anlayışı arasında hiçbir fark yoktur.

 Barolar ne yapıyor?

1.  Barolar, bir proje de sunmuyor ama baroma dokunmayın diyor.

2.  Devlet, barolara proje sunuyor ama barolar, baroma dokunmayın diyor.

3. Cumhurbaşkanı davet ediyor ama “biz saraya gitmeyiz, cumhurbaşkanlık sistemini tanımıyoruz, meşru değildir.” Diyor…  Bu durumda barolara bir sorumuz vardır.

Baroların mevcut yönetimine diyoruz ki,

Demokratik bir seçim projesi sunun, barolarda uygulayın, devlete örnek olun… Biz de sizi alkışlayalım…

Sonuç itibarıyla baroların seçim sisteminde çok büyük bir sıkıntı olduğu aşikârdır.

Gelelim baroların çelişkili tutumuna:

Cumhurbaşkanı 52 oy ile seçilmesine meşru değildir diyeceksin, 19 ile seçilen baro yönetimine meşru diyeceksin…

Evet, barolarda hakkaniyet içinde temsil sistemi olmadığı için İstanbul Barosunda 24.000 avukatın katılmamasını düşünürsek barolarda seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair kamuoyunda bir anlayış oluştu. Yani barolara karşı güven sarsıldı…

Sadece barolarda değil meslek odaların hepsinde, seçim sistemleri yeniden ele alınmalıdır… Bu nedenle barolar, hükümete temsilde adaleti sağlayacak şekilde bir proje sunmalıydı veya devletin, davetine olumlu cevap vermeliydi…

Baroların mevcut yönetimi ve siyasi muhalefet, biz burayı kontrolümüz altına aldık. Ne pahasına olursa olsun biz burayı vermeyiz anlayışının egemen olduğunu görüyoruz. Yani biz “Osmanlı Bankasıyız”. Birisi de çıkar, biz de “Osmanlı Bankasıyız” der…

Kavgayı uzaktan izleyelim. Çünkü cebimize bir kuruş girmiyor veya girmeyecek… Ama baroların seçim sisteminde temsilde adalet sağlanır umuduyla… En azından gelecek sistem, mevcut sistemden daha adil olabilir…

Selam ve saygılarımla…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Çoklu, Baro, Düzenlemesi, ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
04 Ağustos 2020
“Din ve Atatürk” Gibi Ortak Değerler
27 Temmuz 2020
Ayasofya’nın Ardından Prof. Dr. Ali Erbaş
20 Temmuz 2020
Atatürk, Ayasofya’yı Neden Müze Yaptı?
16 Temmuz 2020
Milli Üretim, Milli Duruş
12 Temmuz 2020
İlhan Kesici ve İBB
25 Haziran 2020
Muhalefetin, Yine Projesi Yok…
17 Haziran 2020
Türkiye’nin, Libya’da Ne İşi Vardır?
07 Haziran 2020
Yargı Paketi
02 Haziran 2020
Öz Eleştiri
23 Mayıs 2020
Evrensel Hukuk
18 Mayıs 2020
Halkın Derdi, Din ve Laiklik Değildir!
11 Mayıs 2020
Darbe ve Tehdit İması
06 Mayıs 2020
Darbeye Hayır!
17 Nisan 2020
ABD, Bağımsızlığını İlan Etmiş…
08 Nisan 2020
Korona Virüs İle Hızlanan Savaş
02 Nisan 2020
Korona Virüs ve Charlotte kuralı
08 Mart 2020
Mağdur Ediliyor Algısı
24 Şubat 2020
“Papalık” Makamı Lağvedilsin! ve “Hristiyan Terörist” İfadesini Kullanalım...
22 Şubat 2020
Seni Yarattım Ya!
12 Şubat 2020
Boğaziçi aşireti ve Bugünkü Bürokratlar
08 Şubat 2020
Üçüncü Hava Limanını Kapatalım (!)
17 Ocak 2020
Arap Baharı Yazı Dizisi (3)
13 Ocak 2020
Arap Baharı Yazı Dizisi (2)
11 Ocak 2020
Tunus Arap Baharı
07 Ocak 2020
ABD öldürdüğü İçin Sevinemedim… Neden?
04 Ocak 2020
Algı Üretenlere Kızmayın, Belgeler ile Olumsuz Algıyı Çürütün
01 Ocak 2020
Sinan Aygün ve Mansur Yavaş Tartışması
30 Aralık 2019
Tank Palet Fabrikasını Doğru Anlayalım!..
27 Aralık 2019
Kanal İstanbul ve Batı
04 Aralık 2019
Kanal İstanbul ve CHP’ye Kumpas…
29 Kasım 2019
Siyasi Bürokratlar, Siyasi Liderlere Eksik Bilgi Veriyor…
14 Ekim 2019
YPG, PKK, DAEŞ ve Siyasal Meşruiyet
16 Eylül 2019
Saray, 'Aba Altından Sopayı Gösterdi'
22 Ağustos 2019
Terör Faaliyetleri Karşısında Demokrasi mi?
10 Temmuz 2019
AK Parti, Kan Kaybetti… Neden?
28 Mayıs 2019
Kushner’in Ekibinde, Türkiye’den Hangi İsimler Yer Alıyor?
18 Mayıs 2019
Reis Dönemini Bitirmek mi?
12 Nisan 2019
Her İki Başkan Adayı, Benim Gönlümde Meşru Başkan Olmayacak…
20 Mart 2019
AK Parti, Sizin Eseriniz Değil Midir?
11 Mart 2019
HDP, Kürt Vatandaşlarımızı Temsil Etmek İstemiyor…
18 Şubat 2019
AK Partinin Medyası Yoktur…
10 Şubat 2019
“Evangelist” ve “Evangelistler”
04 Şubat 2019
Allah, Siyasi Liderlere Sabır Versin…
17 Aralık 2018
AK Partinin Bürokrat Tipi Yerel Yöneticileri
20 Ekim 2018
ABD, CEMAL KAŞIKÇI’YI ÖLDÜRTMÜŞ OLABİLİR Mİ?
09 Ekim 2018
Moskova, Pekin, Ankara ve Tahran Hattı
26 Temmuz 2018
Sayın Milli Eğitim Bakanına;
18 Temmuz 2018
Gezi Olayları, Irak, Bölgesel ve Küresel Dinamikler
27 Haziran 2018
Hoş Geldin Yeni Sistem, Hedefimiz 2071
01 Haziran 2018
DOLAR, NEDEN AMERİKA'NIN PARASI DEĞİLDİR
14 Şubat 2018
Allah'ı Memnun Et, Gerisine Karışma Evladım!
06 Şubat 2018
15 Temmuzdan Sonra Türkiye'nin Ordusunda Komutan Kalmadı (!)
16 Ocak 2018
Araplar, Bizi Arkadan Vurdu…
25 Aralık 2017
Amerika’nın Hegemonya Krizi ve Karşı Hegemonya
20 Aralık 2017
İstanbul’a Sahip Çıkmak ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Barışçıl Kararları
09 Aralık 2017
ABD'nin Kudüs Konusundaki Kararını Kınıyorum
08 Kasım 2017
Dalkavuğun Lidere Baskısı
23 Ekim 2017
İsrail ve ABD’nin Tuzağı, Tuzağı Göremeyen Barzani…
09 Ekim 2017
Dünya, Yeniden Şekilleniyor veya Amerika, Kalp Krizi Geçiriyor…
05 Ekim 2017
Bireysel Özgürlükler
03 Ekim 2017
İnsan Sevdiğine Küser
07 Ağustos 2017
Batı ve Batı Hayranı Boğaziçi aşireti
26 Temmuz 2017
Neden CHP?
16 Temmuz 2017
Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Küçük Esnaflar
12 Temmuz 2017
Adalet Yürüyüşünün Amacı; Terör Örgütlerini Barışçı, Hükümeti Kavgacı Göstermek…
03 Temmuz 2017
Ortadoğu’da ABD’nin Ne İşi Vardır?
24 Nisan 2017
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve CHP
10 Nisan 2017
Okuma Yazma Bilmeyen Dışişleri Bakanı
05 Nisan 2017
Faşist Liderlerin Demokrasi Mazereti (!)
10 Mart 2017
Sayın Başbakanım ve Cumhurbaşkanım,
20 Şubat 2017
Referanduma Bir Adım Kala - 3
11 Şubat 2017
Referanduma Bir Adım Kala – (2)
27 Ocak 2017
Referanduma Bir Adım Kala – (1)
16 Ocak 2017
Galü Beladan Başlama ve Anayasa Değişikliği Teklifi
07 Ocak 2017
Batı’nın Derdi DAEŞ Değildir!
24 Aralık 2016
Birinci Dünya Savaşında Rusya Kışkırtıldı, Osmanlı Savaşa İtildi
07 Aralık 2016
Toplumda İnfial Yaratmak İsteyen Bazı Bürokratlar…
20 Kasım 2016
Donald Trump ve Derin Güçler…
09 Kasım 2016
Suç Duyurusunda Bulunuyorum…
03 Kasım 2016
Başkanlık Hükümeti
19 Ekim 2016
"İnce Eleyip Sık Dokumak"
03 Ekim 2016
Birlik ve Güç
22 Ağustos 2016
Amerika, Gülen’i Verir Ama…
20 Ağustos 2016
“HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR”
30 Temmuz 2016
Devlet “Kılı Kırk Yaran Bir Hassasiyet” Göstermelidir…
17 Temmuz 2016
Cumhurbaşkanı Benimdir!.. Devlet Benimdir!..
23 Haziran 2016
DAMAT FERİT PAŞA – SELADDİN DEMİRTAŞ
07 Mayıs 2016
Turgut Özal, Hilmi Özkök ve Ahmet Davutoğlu
19 Nisan 2016
Terörü, Destekleyenler de BEDEL Ödemelidir!
Haber Yazılımı