Yazı Detayı
22 Haziran 2015 - Pazartesi 12:20
 
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Bir önceki yazımızda Türkiye'deki seçimlerle ilgili değerlendirmelerde bulunmuştum. Bu hafta da seçimin sonuçları ve muhtemel etkileri hakkındaki bilgilerimi, daha çok ekonomik yönüyle, sizinle paylaşacağım. Popülizm, 1990'lı yıllarda; sıradan insanın siyaset-seçim denince aklına gelen iki kavramdan birisiydi. Ama şükürler olsun ki, bu kavramı yeni nesil bilmiyor(du). Hiç öğrenmese de olur. 1990’lı yıllarda halk arasında bilinen ikinci kavram ise rant ekonomisi idi. Bunun da neredeyse unutulmuş olması memnuniyet verici...

Ekonominin ilkeleri vardır ve ekonomi bu ilkelere göre yönetilmelidir. Bunların ne olduğu ise o kadar da sır değildir. Hayata geçirildiğinde kimilerinin canı yanar ama ülke bir bütün olarak kazanır. Bir başka deyişle "rant" yani hak etmediği kazancı elde edenler kaybederken, ekonomik refah ülke geneline yayılır. Ancak musluğun başında bulunanlar bunu hiçbir zaman kabullenmek istemezler. Zira, onlar için ülkenin misyonunun ya da refahın ülke geneline yayılıp-yayılmamasının bir önemi yoktur. Öyle ya silah satıcıları için insanların ölmesinin ne sakıncası olabilir ki…?

Bazı teorilere göre, siyasetçilerin tek bir amacı vardır; o da tekrar seçilebilmek. Onlar için bu amaca dönük her yol meşrudur. En çok başvurdukları yöntem de; kendilerine emanet edilen kamu kaynakları ile ekonomik kalkınmayı planlamak yerine, bu kaynakları seçmenlerin hoşuna giden, ama ekonomiyi zora sokabilecek riskli alanlara yönlendirme, yani popülizmdir. Kısa vadede refah artışı gibi gözüken bu durumun orta ve uzun vadedeki etkisi; yeni bir ekonomik krizdir. Zira, plansızca dağıtılan fonların geri toplanması, bu suretle ekonomideki açıkların kapatılması ihtiyacı hasıl olmuştur. Olağan kaynaklarla karşılanamayan bu ihtiyaç, kriz bağlantılı olağanüstü düzenlemeleri gerektirir ve bedel yine halka, hem de katmerli bir şekilde ödettirilir.

Türkiye'de 1980'li yıllar bu açıdan nisbeten iyi geçti. Bunun bir sonucu olarak ülkemiz bu dönemde en iyi ekonomik performanslardan birisini yakalamıştır. Ancak Özal'dan sonra kurulan hükümetler Türkiye'ye 1990'lı yılları kaybettirdi. Zaten lider açısından zayıf olan bu hükümetler koalisyon hükümeti de olunca, ortaklar kısa sürede rant kavgasına başladılar. Kamu kurum ve kuruluşlarına, liyakatli-liyakatsiz, "kendi adamlarını" doldurdular. Özelleştirmeyi başaramadılar. Neredeyse yangından mal kaçırırcasına kamu kaynaklarını kelepirce-cömertçe yandaşlarına dağıttılar. Kim bilir, belki de bir daha asla iktidar olamayacaklarını sezinlemişlerdir. Böyle bir anlayışın bir daha iktidar olması beklenemez zaten, olmamalı da...

Demokrasinin zayıf taraflarından birisi de bu işte. Eğer bir ülkede kurumsal yapılanma yeterince oluşmamışsa, siyasiler hesap vermekten korkmamaktadırlar. Bu döneme ilişkin neredeyse kimse de hesap vermedi zaten. Kendileri iktidarlarını, rant çevreleri de bir kısım mal varlıklarını kaybettiler o kadar... Şimdi krallar gibi yaşıyorlar. Bedelini de yine doğal olarak halk ödedi. Siyasilerin neredeyse hiçbirisi hesap vermedi. Bir-ikisi "yüce divana" çıktıysa da her nasıl becerdilerse aklandılar. Menfaat ilişkisine girdikleri iş çevreleri ise, 2001 krizi gibi Türkiye'nin gelmiş-geçmiş en büyük ekonomik krizinin bedelini halka ödettiler. Bir kısmı 1-2 yıl hapis yattı, o kadar... Sadece doğrudan maliyeti 45 milyar dolar olarak tahmin edilen bu krizin zar-zor yarısı kadar bir kısmı tekrar tahsil edilebildi. Bu süreçte, "malı götürenler" işlerini kaybetse de, yedi nesillerine yetecek paralarını çoktan İsviçre bankalarına aktarmışlardı.

Popülizmin keşke sadece ekonomik sonucu olsa... Siyasi sonuç ondan çok daha katmerli... Düşünsenize 1990'lı yıllar Doğu Blok'unun dağıldığı yıllardı. Ve özellikle Sovyet coğrafyasında Türkiye nüfusu kadar soydaş-dindaş yaşıyordu. Ama Türkiye'nin buna dönük hiç bir politikası ve bu politikayı hayata geçirecek parasal kaynağı ya da beşeri sermayesi yoktu. Tarih her zaman şekillenmez. Şekillendiği zamandaki fırsatları da kaçırmamak buna hazır olmak gerekir.

Bu konuda sizlerle küçük bir hatıratımı paylaşmak isterim: Henüz çocuk yaşta o zaman ki Yugoslavya ile ilgili kitaplar okurken, bu ülke nüfusunun % 30 kadarının "müslüman" olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Zira bize hiç birşey öğretilmemişti bu konuda... Ne okulumda ne de ailemde... Daha sonra da öğretilmedi. Üniversite yıllarında ise Bosna'da savaş çıkınca, Bosna'yı ve Hersek'i bir çok kişi ilk defa duymuştu. Bu ülkedeki müslümanlara yardım toplayan bir görevlinin "Bosna-HesNekteki Vatandaşlarınıza..." diye bağırdığını hatırlıyorum. Oysa ne orası Bosna Hesnekti, ne de orada yaşayan insanlar bizim vatandaşımızdı.

Bir ülkenin savunması hiç bir zaman sınırından başlamaz. ABD taa 10.000 km ötede İran'da, Irak'ta, Suriye'de, Kırım'da... olan bir gelişmeyi kendi güvenliği için tehdit olarak algılıyor. O halde kafamızı kumdan çıkarıp etrafımıza biraz bakmamız lazım. Evet etkinlik geçmişte bir şekilde kaybedilmiş olabilir. Bunu geri kazanma düşüncesini nesilden nesile taşıyacak uzun vadeli projeleri hayata geçirmemiz gerekir. Baksanıza Ermenilere... 1991 yılına kadar bağımsız bir devletleri bile yokken, Türkiye'yi dünya kamuoyu önünde her 24 Nisan'da ne kadar da zor durumda bırakıyorlar. Yunanistan Bizans'ın yeniden ihyası anlamına gelen "megola ideasını" neredeyse 500 yıl sonra tekrar hayata geçirmek istedi ve en zayıf anı kollayarak 1919'da Anadolu'yu işgale kalktı.

İşte bu popülizm, burada sadece bir kısmından bahsettiğim, telafisi imkansız sonuçlara yol açıyor. O halde basit siyasi çıkarları bir tarafa bırakarak uzun vadeli planlamalar yapmamız gerekir. Bunun kimin tarafından yapıldığı ise gerçekten birinci düzeyde önemli değil... Ancak siyasi kutuplaşmanın tavan yaptığı dönemlerde bunları görme imkanı yok maalesef...

Seçim ekonomisinin bir de pozitif tarafı vardır. Biraz da onun üzerinde duralım. Zira seçimin siyasi partilere bir maliyeti söz konusu... Onca kampanya, reklam, afiş, tabela, seçim büroları, mitingler, kiralanan vasıtalar... ekonomide bir canlanma, hareketlenme oluşturmakta ve sektörde faaliyet gösterenler de bundan nemalanmaktadır. Bu durum, geçici de olsa istihdama yansımakta, siyasi partilerin hazineden aldıkları yardımlar ya da gönüllülerin yaptığı bağışlar, canlı bir kampanyaların yapılmasına ortam sağlamakta, bu da piyasaların hareketlendirmektedir. Bir başka deyişle üç aylık süre içerisinde milyarlarca lira piyasada el değiştirmektedir. Her şeyin bir maliyeti olduğu gibi, ülkeyi yönetmeye talip olmanın da bir maliyetinin olması çok önemli olmasa gerek...

Elbette seçimin gerçek maliyeti yukarıda izah etmeye çalıştığımız popülist politikalardır. 2001 kriziyle dip yapan bu politikalar, yeni kurulan partilere de ilham kaynağı oldu ve gerek 2001 krizi sonrası alınan olağanüstü tedbirler, gerekse 2002'den sonra kurulan hükümetlerin popülizme gitmeme konusundaki hassasiyetleri ekonomimizin bünyesini güçlendirmiş, böylece benzer krizler tekrar yaşanmamıştır. 2007 sonrası yaşanan küresel kriz elbette ekonomimizi etkilemiş, ancak Avrupa ülkelerinde görülen derin etki hiç bir zaman gözlemlenmemiş, yaygın iflaslar yaşanmamıştır.

Tabii daha da önemlisi alınan bu köklü tedbirler, elbette başka unsurların da etkisiyle, geçmiştekinin aksine iktidarların oy kaybetmesine değil, oylarını hem sayısal, hem de oransal olarak artırmasına yardımcı olmuştur. Zira uygulanan politikalar, ekonominin gerekleri çerçevesinde olunca, önce enflasyon kontrol altına alınmış, arkasından paradan sıfır atılarak TL'ye itibar kazandırılmış, borçlanma rakamsal olarak olmasa da oransal olarak azaltılmış, bütçe açıkları minimum düzeye indirilmiş ve halkın genelini ilgilendiren konular önceliğe alınarak, refah artışı tabana yayılmış ve bu da ilgili siyasi partinin oylarının sürekli yükselmesini sağlamıştır. Kazanç iki türlü yani... Popülizmin aksine hem ekonomi, hem ilgili parti kazanmaktadır. Ama maalesef bu son seçimde muhalefetin başlattığı popülizme iktidar partisi de cevap verdi ve kazanamadı. 

 
Etiketler: BİR, SEÇİMİN, ARDINDAN,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Aralık 2019
MASUMİYET Mİ ZAAFİYET Mİ…
01 Aralık 2019
POLİTİK BAKIŞTAKİ SAKATLIK
25 Kasım 2019
YERLİ VE MİLLİ DURUŞ
18 Kasım 2019
BÜYÜK YANILGI
11 Kasım 2019
ZUHURAT...
04 Kasım 2019
ÖZGÜRLÜK YA DA HUZUR
21 Ekim 2019
ZOR OYUNU BOZAR MI
14 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK
07 Ekim 2019
‘OKU’MA…
01 Ekim 2019
Haraç mı Azaldı Yoksa Bağımsızlık mı Arttı
23 Eylül 2019
PAYLAŞMANIN GÜCÜ
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı