Yazı Detayı
05 Temmuz 2015 - Pazar 19:28
 
BAŞBAĞLAR
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

5 Temmuz… Aynen 2 Temmuz gibi hatırlanması, unutulmaması gereken bir gün…. Türkiye’nin karanlıklara sürüklendiği dönemin tab yaptığı 1993’yılında yaşanan bir olay… Aslında çok yakın tarihte bir dizi cinayetler silsilesinin yeni bir ayağı idi. Hemen bir çırpıda aklımıza gelenleri sıralayalım. Metin YÜKSEL (1979), Abdi İPEKÇİ(1979), Gün SAZAK (1980), Uğur MUMCU (1993), Çetin EMEÇ (1990), Bahriye ÜÇOK(1990), Muammer AKSOY (1990), Vedat AYDIN (1991), Eşref BİTLİS (1993), Ahmet Taner KIŞLALI (1999), Hrant DİNK (2007) bunlardan bazıları... Turgut ÖZAL'ın ve Muhsin YAZICIOĞLU'nun ölümleri de şüpheli... Bunlardan hiçbirisi de "aydınlatılamadı". Daha doğrusu aydınlatıldı da kamuoyu ile paylaşılmadı-paylaşılamadı. Zira bu cinayetler devlet içindeki devlet - derin devlet tarafından işlendi.

Olayın biraz gerisine gidelim. 1945 yılında II. Dünya Savaşı bitmiş, dünya yeniden şekillenmişti. Savaşın gerçek galibi aslında sadece iki ülke idi. II. Dünya Savaşında aynı ittifakta yer almalarına rağmen, neredeyse yarım asır devam eden soğuk savaşın baş aktörleri; ABD ve SSCB... Zira müttefik saflarındaki diğer büyük ülkelerden İngiltere savaş sonunda tükenmiş, rolünü Yalta konferansında ABD’ye devretmek zorunda kalmış, Fransa ittifak tarafından Almanya’nın işgalinden kurtarılmıştı. Dünya bu dönemde neredeyse tam ortasından ikiye bölünmüştü: Doğu ve Batı Bloku. Dünyadaki pek çok ülke bu iki blokun nüfuzu altında idi. Bağlantısızlar hareketi ise gerçekte etkili bir birlik değildi. Batı ittifakında yer almak isteyen Türkiye ise, Doğuya yayılma politikası güden SSCB'nin sınır komşusu idi. Üstelik bu ülke Türkiye'yi somut olarak tehdit de etmişti: Hem toprak talebinde bulunmuş, hem de Boğazlarda bir askeri üs istemişti. Doğal olarak Türkiye bunu reddetti. Ancak ne yapacağı belli olmayan Stalin'in politikalarına karşı tedbir alması da gerekiyordu.

Türkiye ilk somut sinyali II. Dünya Savaşı esnasında verdi. Savaşın bitiminde ve her şey belli olmuşken Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti (Bence çok küçük düşürücü). Daha sonra Avrupa Konseyi başta olmak üzere II. Dünya Savaşı sonrası yeniden şekillenen dünyada batı değerlerini temsil eden kurumlar içerisinde yer alma çabası içerisine girdi. 1946'da göstermelik ilk çok partili seçim yapıldı. İç ve dış etkenler 1950'deki seçimi göstermelik olmaktan çıkarmaya zorladı. Seçimle bir tür faşist yönetim olan Milli şefliğe-tek parti yönetimine son verildi. Daha da önemlisi, Doğu ile Batı Blokunu dolaylı olarak sıcak çatışmaya sürükleyen Kore Savaşına asker göndererek Batı Bloku yanındaki konumunu güçlendirdi.

Türkiye bu politikalarıyla samimiyet testini başarmıştı. Zira Avrupa'nın güvenliği için bir tampon ülke de olsa NATO'ya kabul edilmişti. Bir başka deyişle Türkiye NATO şemsiyesi altına girerek bir anlamda SSCB'ye karşı güvenliğini garanti altına almıştı. Çünkü ittifak anlaşması, herhangi bir üye ülkeye yapılan saldırının tüm ülkelere yapılmış gibi kabul edileceğini hüküm altına almıştı. SSCB saldırsaydı ne olurdu bilinmez ama, saldıramamış ya da saldırmamış olmasının altında Stalin'in ölümü (1953) yanında Türkiye'nin NATO şemsiyesi altında yer almış olmasının etkisinin olmadığını ileri sürmek doğru bir yaklaşım olmaz.

Sovyet yayılmacılığı sonucu Doğu Avrupa ülkeleri bir bir komünizme kayınca, ABD liderliğindeki NATO bir taraftan da Batı Bloku içerisindeki ülkeleri her ihtimale karşı sivil savaşa hazırlamayı ihmal etmedi. NATO bu adımıyla, SSCB'nin batı blokundaki ülkelere saldırması ve düzenli orduları devre dışı bırakması ihtimaline karşı, sivil direnişi organize etmek için, kendi kontrolünde gizli direniş teşkilatları kurdu. Bunun en bilineni sonraki süreçte İtalya'da deşifre olan Gladyo idi. Türkiye'dekinin adı ise kontrgerilla idi. İşte derin devletin kısa hikâyesi böyle oluştu.

Komunist tehlike zamanında ne kadar amaca hizmet etti bilinmez ama, 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla bu yapılanmaların işlevleri-gerekçeleri de ortadan kalktı. Ancak NATO da tasfiye edilmedi, bu yapılanmalar da süreç içerisindeki kazanımlarını terk etmek istemediler. Bir başka deyişle devlet içerisinde devlet olmaya devam etmek istediler. Sürekli meşru hükümetleri tehdit ettiler. "İktidar olmak ama muktedir olamamak" deyimi de bu süreçte literatüre dahil oldu. Zira hükümetler, işlevsiz kalan bu kurumlar üzerinde söz-güç sahibi değildi. Hükümetler herhangi bir tasarrufta bulunmak isterlerse derhal Osmanlı'daki yeniçeriler gibi kazan kaldırıyorlardı. Hükümetlerin stratejik karar almalarına hiçbir şekilde izin vermiyorlardı. Hükümetler ne zaman böyle bir adım atmaya kalksa, derhal toplumsal ses getirecek eylemler yapıyorlar, hükümetler de devlet içerisinde olan bu çeteyi, çok iyi bilmesine rağmen deşifre etmeye cesaret edemiyordu. Hala da edebilmiş değil. Zira örgütün medya, iş dünyası, yargı, askeriye gibi ayakları da vardı.

 Aslında gerçek iktidar da onlardı. Hükümetler ise göstermelik... Bir kampanya başlattılar mı hükümetlerin ayakta kalması söz konusu bile olamazdı. Bir direnç gösterirse yapılacak olan belliydi. Eğer uyarılar hükümetleri te'dip etmezse, yeni bir darbe, muhtıra, tehdit, basın açıklamaları, sivil toplum protestoları ve nihayet cinayetler... Zira toplum nezdinde belli bir misyonu olan kişiler profesyonelce ortadan kaldırmaktaydılar. Olayı açıklamakta zorlanan hükümetler de çaresiz hizaya gelmekte idi.

Bu cinayet şebekelerinin kullandıkları diğer bir yöntem ise, dışarıdaki işbirlikçileri ile birlikte organize ettikleri ve toplumdaki bir takım doğal farklılıkları kullanarak uzun vadeli düşmanlıklar oluşturmaktı. Nitekim sağ-sol, Laik-Şeriatçi, Türk-Kürt ya da Alevi-Sünni gibi farklılıklar kaşınarak hem içerdeki hem de dışarıdaki ülke düşmanları hedeflerine bir adım daha yaklaşmakta idiler. Zaman zaman mızrağın çuvala sığmadığı durumlar yaşansa da bu çevrelerce kamufle edilmesi hiç de güç olmamıştı.

Size iki örnek: Yürütülen gizli görüşmelerde tam çözüm aşamasına gelmişken, Bingöl'de silahsız 33 erin katledilmesi böyle bir provakasyondu. Süreç içerisinde kangren halini almış olan olayların maliyeti Türkiye tarafından hala ödenmektedir. Benzer provakasyonlar hali hazırdaki çözüm sürecinde de yapılmadı mı... Habur'un ya da hava saldırısı sonucu ölen sivillerin tesadüf olduğunu mu düşünüyordunuz...

Ve Eşref BİTLİS'in ölümü... Çözüm iradesi olan Jandarma Genel Komutanının bir uçak kazasında öldüğüne kimse inanmıyor. Derin devletin politikalarına karşı gelen komutan bedelini işte böyle ödedi. ÖZAL'a düzenlenen suikast ve daha sonraki ani ölümü de olağan şüpheliyi hatırlatıyor.

Sivas olaylarını herkesin bildiğini, ancak Başbağlar'ı çok az duyarlı kesim dışında kimsenin bilmediğini düşünüyorum. Evet Başbağlar... Ya da bölgede bilinen adıyla, Borasar… Erzincan (Kemaliye) sınırları içerisindeki bu köyde tam 33 kişi bir akşam ezanı vakti camiden çıkartılarak kurşuna dizildi ve köy yakılarak yok edildi. Olay olup bitene kadar kimsecikler gözükmedi ortalarda... Telsizle alınan talimat çerçevesinde Sivas olaylarında yakılarak öldürülen 33 Alevi vatandaşa karşılık üç gün sonra 33 Sünni camiden çıkartılarak köy meydanında katledildi. Hiç kimse katillerin resmi ağızdan ifade edildiği gibi PKK'lı olduğuna inanmadı. PKK da reddetti zaten...

Benzer cinayetlerde olduğu gibi, bu da “aydınlatılamadı”, failleri bulunamadı. Göstermelik yargılama kimseyi tatmin etmedi. Zira aslında herkes biliyordu ki; iki cinayeti de işleyen odak aynıydı. Amaç; bölgede nisbi çoğunluğu olan bu iki kesimi karşı karşıya getirip, iktidarın devamını sağlamaktı. Öyle de oldu. Kimse hesap vermedi. Ama yine aynı çevrelerce galeyana getirilip sokağa dökülen halk hala hapislerde çürümekte… Bu ülkede darbe planladıklarına şüphe olmayanlar, sudan gerekçelerle kesinleşmiş hapis cezalarına rağmen özgürlüğüne kavuşurken, kim bilir hangi yalan beyana dayalı olduğu bilinmeyen şahit ifadeleri ile 20 yılı aşkındır özgürlüğü elinden alınanlar kimseden hesap soramamakta…

Çok açık silahla ölümlerin varlığına ve kimin silah kullandığına dair şahit ifadelerine rağmen, Sivas olaylarında yaşanan ölümler belli kesimler üzerine yıkılmakta toplumsal hafıza üzerinde böyle kalması arzulanmaktadır. İşte Türkiye'nin hali hazırdaki mücadelesi bu derin çevrelerle. Türkiye'yi çeşitli entrikalarla tökezletseler de kendileri de sonlarının geldiğini gördü. Hırçınlıkları ve en gelişmiş silahlarını devreye sokmaları bu yüzden.

Elbette yeni bir yıl dönümünde bize düşen olayın en masum mağduru olan Başbağlar kurbanları başta olmak üzere, belki de organizasyondan haberi olmayan bir kısım Madımak mağdurlarına başsağlığı dilemek olmalı. Vesselam…

 
Etiketler: BAŞBAĞLAR,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı