Yazı Detayı
01 Aralık 2014 - Pazartesi 09:22
 
B.O.P.
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Dünyanın şekillendiği çeşitli dönemler vardır. Örneğin Birinci Dünya Savaşı sonrası, İkinci Dünya Savaşı sonrası gibi… 1990 sonrası, yani Doğu Blokunun çöküşünden sonra da dünya yeniden şekillendi. II. Dünya Savaşı sonrası şekillenen ve defacto olarak ikiye ayrılan dünya, Kore savaşı ve bazı bölgesel çatışmalar hariç tutulursa, sıcak bir savaşta karşı karşıya gelmedi. Kore Savaşında da Çin ile doğrudan ama SSCB ile de dolaylı bir savaş yaşandı. Zira bu ülke savaşa resmen girdiğini hiçbir zaman kabul etmedi ve herhangi bir savaş uçağı ele geçirilemedi. Savaşın resmen kazananı olmadı. Çinin karşı saldırısı ve SSCB'nin resmi olarak savaşa girmemesi, aynen şimdi Suriye'de olduğu gibi, ancak yoğun desteğiyle Kore ikiye ayrıldı ve ateşkes ilanıyla fiili halen devam ediyor. 1945 sonrası doğrudan bir sıcak savaş olmasa da çok ciddi bir “soğuk savaş” dönemi yaşandı. Bu daha çok uzay çalışmaları alanında bilimsel-psikolojik yarış-savaş, silahlanma-nüfuz alanı oluşturma yarışı ve propaganda yarışı şeklinde 1990'da Berlin duvarı yıkılıncaya kadar devam etti. Taraflar zaman zaman diğerine karşı üstünlük sağlasa da, nihai olarak Doğu Bloku soğuk savaşı kaybetti.

Sıcak savaş, daha doğrusu SSCB'nin özgür Avrupa'yı işgal etme ihtimaline karşı ise NATO ittifakı kuruldu. Zira SSCB gerçek bir tehlikeydi. Avrupa’da bir ittifak zorunluydu. Bu ittifak Avrupa’yı kurtaran ABD’siz olamazdı. Zira savaştan bitmiş-tükenmiş bir Avrupa, ABD'nin müdahalesi ile Nazi Almanya'sının işgalinden kurtulmuştu. ABD müdahalesi ve SSCB'nin Nazi Almanyası karşısındaki direnişi bu işgali önledi. Ancak, savaş sonrası yeni bir tehlike belirdi: Bu tehlike, savaşta müttefik olan ABD-Avrupa ile SSCB arasındaki nüfuz mücadelesi idi. Bu tehlikeyi Avrupalılar da görüyordu. Ancak bertaraf etme güçleri yoktu. Ne yenik Almanya, ne işgalden kurtarılan Fransa ve ne de artık tarihi gücünü ve misyonunu kaybetmiş olan İngiltere... Hiçbirisi ama hiç birisi birlik de olsalar Sovyet yayılmasını engelleyecek güçte değillerdi. Yani kısaca Avrupalı devletler kendilerini önce Nazi Almanya’sından kurtaran ABD'yi şimdi de SSCB'nin tehditlerinden kurtarmayı istiyorlardı. ABD bu şekilde yerleşti Avrupa'ya... Önce Marshall yardımlarıyla gönüllerini aldı. Arkasından AB'nin kurulmasına destek oldu... Daha sonra NATO vasıtasıyla SSCB'den gelebilecek tehlikeleri ortadan kaldırmak üzere ordusunu konuşlandırdı. Bu da yetmezmiş gibi her ihtimale karşı halk direnişini organize etmek üzere NATO ülkelerinde o ülkelerin yöneticilerinin yetkisi dışında gizli örgütler kurdu: Gladio gibi...

Türkiye'nin NATO'ya kabul süreci de böyle bir endişeden kaynaklanmaktadır. Zira Türkiye hür Avrupa ile komünist SSCB arasında tampon bir ülkeydi. Yani Avrupa'ya Doğudan gelecek bir tehdidi ilk göğüsleyecek ülke Türkiye olacaktı. Bir anlamda NATO da Türkiye'ye muhtaçtı. Elbet Türkiye'nin Kore'de yaptığı hizmetler ve kahramanlıklar göz ardı edilemezdi. Zira hiç bir ortak bağı ve tarihi olmayan Kore'ye özgürlüğü için Türkiye tam beşbin asker göndermiş olan Türkiye, özellikle Kunuri çatışmalarında Çin ordusunun ilerlemesini yavaşlatarak ABD ordusunu yok olmaktan kurtarmıştı. Böyle bir hizmet karşılıksız bırakılamazdı elbette…

Yıl 1991… Sovyet tehdidi ortadan kalktı. Sovyet tehdidinin kalkmasıyla birlikte NATO'nun da kuruluş gerekçesi kalmadı. Ama dünya yeniden şekilleniyordu. Bu yeni dünya düzenini dizayn edecek global bir güce ihtiyaç vardı. Üstelik artık çok daha rahat at oynatabilirdi. Zira Varşova Paktı dağılmıştı. Ama Türkiye'nin, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde, hiç bir hazırlığı yoktu. Orta Asya'da altı adet Türk-Müslüman kökenli ülke bağımsız olmuştu, ama Türkiye bir takım kucaklaşma- öpüşme dışında nerdeyse hiç bir şey yapamamıştı. Zira Türkiye, bir çok zaman olduğu gibi içerdeki ayak oyunlarından etrafına bakacak mecali yoktu. Üstelik plansız-programsızlık Orta Asya Cumhuriyetlerinde bir “güvensizlik” de oluşturmuştu. Bu ülkeler çok geçmeden Putin’le birlikte yeniden güçlenen Rusya’nın nüfuz alanına girdi. Azerbaycan gibi ülkelerdeki çıkışlar (Elçibey’in mücadelesi) ise, yine bölgesel ve iç güçler kullanılarak kısa sürede bastırıldı. Ama Almanya öyle yapmamıştı. Geçen 45 yıllık sürede bütün enerjisini bölünen Almanya'nın bütünleştirilmesine ayırmıştı. Bunu başardı da… Hem de SSCB dağılmadan... 1990 yılında...

Dünyanın tek jandarması olan ABD kimi zaman konsept değiştirip Somali'ye müdahale ediyor, kimi zaman Panamayı işgal ediyor, Afganistan iç savaşını yönlendirip orada kendine bağlı bir yönetim (Taliban) oluşturuyor, kimi zaman da İran'ı tehdit ediyor, bir bahaneyle Körfeze yerleşip, Irak üzerindeki uzun vadeli planlarını hayata geçiriyordu.

Dünyanın 1991 sonrası yeniden şekillenmesini önemli ölçüde tamamladıktan sonra, Çin ve güçlenen Rusya'nın tehditleri bir tarafa bırakılırsa, çok da kafası çalışmayan George W Bush 8 yıllık Demokrat Parti (Clinton Dönemi) iktidarının ardından Yahudi orijinli Neo-Conlar marifetiyle, ABD derin devletine has yöntemleri kullanarak daha fazla oy almış olan Demokratların adayı, Al Gore'u devre dışı bırakarak baba Bush'un yarım bıraktığı misyonu tamamlamak üzere ABD başkanlık koltuğuna oturuyordu. İlk iş Irak’ın işgali... Bu kadar medya gücü varken bahane bulmaya ne var... Arkasından hala nasıl olduğu belli olmayan bir saldırıyla Afganistan’ın işgali... Zira ABD derin devleti uzun vadeli tehlikeyi görmüştü: 1990 sonrası özellikle İslam ülkelerinde dine bir yöneliş, muhafazakarlaşma, bir uyanış süreci gözlemliyordu... Bölgede de ABD'nin gayri meşru çocuğu İsrail aynı endişeleri taşıyordu... Doğal olarak olayın önünün alınması gerekiyordu. Plan birer birer hayata geçirilip tehlike teker teker bertaraf ediliyordu. Bu arada İsrail elini sıcak sudan soğuk suya da değdirmiyordu. O, Filistinlileri öldürmekle meşguldü. Bölgede önceden kurulmuş kukla yönetimler vasıtasıyla bu ülkelerde oluşmaya başlayan ve din eksenli muhalefete kimi yerde darbe yaparak, kimi yerde iç savaş çıkararak, kimi yerde de parti kapatmak… gibi yöntemlerle nefes aldırılmıyordu.

ABD olayın “İslami” boyutunu da göz ardı etmiyordu. Bu ülkelerde kökü dışarıda geniş toplum kesimlerini etkileyen, İslami söylemi olan ve adına “ılımlı İslam” dedikleri ve kurallarını kendilerinin belirlediği, uzun vadede ABD emellerine hizmet eden gruplar oluşturmaya başladı. Böylece milyonlarla ifade edilen “Müslümanlar” bir ibadet aşkıyla, çoğu farkında olmadan, ABD’ye hizmet etmeye başlamıştı.

Öte yandan Ortadoğu’daki yaşlı diktatörlerin foyaları yavaş yavaş ortaya çıkmıştı. Bunlara da bir çare bulmak gerekiyordu. Ilımlı bir geçişle oğullarının yerlerini almasını tercih etseler de artık Ortadoğu halkı bu oyuna tekrar gelmeyi kabullenecek durumda değildi. İblis gibi yöntem değiştiriyorlardı. Biri deşifre oldu mu diğerini devreye sokuyorlardı. Oluşturdukları tek yanlı eğitim sistemiyle o ülkenin önemli bir kesimini zaten saflarına çekmişlerdi… Yani geniş bir taraftar grubu canla başla bunlar lehine çalışıyorlardu. Zira ekonomik ve sosyal gelişmişliğini tamamlamamış olan bu ülkelerde, seçim varsa bile genellikle manupile ediliyordu.

Global güçlerin bu ülkelerde kendilerine göbekten bağlı temsilcileri -ki bu bazen bir medya grubu, bazen bir parti, bazen asker, bazen işadamı dernekleri, sendika, lobi, baskı grubu, yasal-yasadışı örgütler.... olabilir- bu işte canhıraş çalışırlar... Bu onlar için adeta kutsal bir vazifedir. Büyük güçler esasen bunlar vasıtasıyla neredeyse her seçimde yeni bir olağanüstü gündemle seçmenin kafasını karıştırır, onların kutsallarını devreye sokarlar... Bu kutsal bazen bir dini kural bazen milliyetçilik, sağcılık solculuk...  Konjonktürel olarak hangisi gerekliyse devreye sokulur. (devam edecek…)

 
Etiketler: BOP
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Eylül 2019
KÜRESEL DÜŞÜN, YEREL ÇÖZ
19 Ağustos 2019
Mücahitlikten ‘Müsaitliğe’ Giden Yol
29 Temmuz 2019
BAŞKALARININ ACISI
22 Temmuz 2019
BATI(L) MEDENİYET(İ)…
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
27 Nisan 2016
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı