Yazı Detayı
27 Nisan 2016 - Çarşamba 12:10
 
24 NİSAN SOYKIRIM İDDİALARIN DAİR BİR DEĞERLENDİRME
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
gungor72@hotmail.com
 
 

Belleğimize kazınmış tarihler vardır; 23 Nisan, 19 Mayıs, 12 Eylül, 29 Ekim, 10 Kasım gibi… 24 Nisan da öyle… Ermeniler için bir anma günü olan tarih, Türkiye’de de neredeyse sıradan insanın zihninde yer edinmiştir. İnsanın en temel hakkı şüphesiz yaşama hakkıdır. İddia; bu temel hakkın, üstelik de topluca yok edilmesi girişimine dairdir. Bu öylesine taraftar kazanmıştır ki; günümüzde neredeyse Yahudi soykırımı gibi uluslararası kabul görmüştür. Ermeniler belki benzer nedenlerle konuyu gündeme getirdi ama, Ortadoğu’da bir İsrail olmayı başaramadı. Zira sefaletten ülkeyi terk edenlerin sayısındaki artış bir yana, Azeri ordusunu dengeleyecek bir gücü de yoktur. Şimdilik Rusya’nın fiili mandası olarak varlığını sürdürüyor. Ama son çatışmalar da göstermiştir ki; Ermenistan’ın Karabağ’da kalıcı olması söz konusu değildir. Ancak soykırım ya da uluslararası literatürdeki ismiyle genocide (jenosid) iddiaları konusunda benzer bir sefilliği Türkiye’nin yaşadığı söylenebilir.

Kavramı biraz açalım. Soykırım; doğal farklılıklar nedeniyle tek tek değil topluca; bir başka deyişle, bir toplumun ya da toplum içindeki bir grubun "ortak farklılıkları" nedeniyle en temel insan hakkı olan yaşama haklarının ellerinden alınmasıdır. Kavram, değişik sistematik ayırımcı politikaları içerse de asıl ve özel anlamı budur. Bir başka deyişle soykırım, devlet eliyle yürütülen (Hitler Almanya’sında olduğu gibi) ya da göz yumulan (Arakan- Patani'de olduğu gibi) toplu ve sistematik katliamın adıdır.

1990'larda literatüre giren "etnik temizlik" (ethnic cleaning- ethnic purification) ise yine aynı kategoride yer alır. Yine "ortak farklılıklar" nedeniyle insanların belli bir bölgeden zorla çıkarılması, aksi halde toplu katliam riskiyle karşı karşıya kalınmasını ifade eden kavram, belirgin olarak Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Boşnak Müslümanlara karşı uygulanmıştır.

Şovenizm (ırkçılık) ise soykırımın bir önceki aşamasıdır. Bir başka açıdan baktığınızda da bunun adı faşizmdir. Yahudiliğin siyasal anlayışını temsil eden Siyonizm böyledir. Siyonizmin ırkçılık olduğu Birleşmiş Milletler kararlarıyla tescillidir. Ancak bütün Yahudilerin siyonizmi kabul etmediğini de not etmek gereklidir. Taliban-El-Kaide, IŞİD benzeri tek tip İslam anlayışının dayatılması da benzer özellikler taşır.

Bir grubun yok edilmesi niyetiyle grubun vazgeçilmez yaşam kaynaklarının ortadan kaldırılması düşüncesini içeren çeşitli örgütlü planlar da bu kapsam içerisinde değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle bir ulusa ait siyasi ve toplumsal kurumların, kültürün, dilin, milli hislerin, dinin ve iktisadi varlığının tahrip edilmesi ve bu gruplara dâhil kişilerin bireysel güvenlik, özgürlük, sağlık ve milli onurlarının yok edilmesini de kapsam içerisine alan görüşler vardır. Ancak böyle bir politikayı, diğer bir insanlık suçu olan "asimilasyon" kavramıyla ifade etmek daha doğrudur.

Anadolu birçok medeniyete-topluma ev sahipliği yapmıştır. Fakat bu medeniyetlerin yine pek çoğundan, geriye sadece bazı kalıntılar kalmıştır. Frigler, Urartular, Hititler, Lidyalılar gibi… Bunlar zaman içerisinde bu bölgelere egemen olan devletlerin içerisinde erimişlerdir. Devam eden az sayıda toplumlardan birisi de Ermenilerdir. Ermenilerin varlıklarını devam ettirmelerinin iki temel nedeni vardır: Bunlardan birisi egemenliği altında bulundukları devletlerle "barışçıl" bir ilişki kurmaları, diğeri ve pek bilinmeyeni ise, Ermenilerin ilk Hıristiyan toplumlardan birisi olmalarıdır. Zira tarihi kayıtlara göre Ermeni Toplumu, MS 301 yılında Aziz Krikor'un öncülüğünde Hıristiyan dinini kabul etmiş ilk millettir. Dil ve kültür konusunda sahip oldukları yüksek hassasiyetleri sayesinde sayıca az ve dağınık olmamalarına rağmen, varlıklarını günümüze kadar devam ettirmişlerdir.

Düvel-i Muazzamanın, Osmanlı’nın denge politikası gütmesi nedeniyle, zaman zaman müdahil oldukları Ermeni sorunu, 1890'dan itibaren somutlaştı ve çeşitli isyanlarla Osmanlı'yı meşgul etti. II. Abdülhamit, yerel bir kuvvet olan Hamidiye Alaylarını bu isyanları bastırmak için kurmuş ve kullanmıştır. Birinci Dünya Savaşı esnasında Büyük Ermenistan devletini kurmanın zamanı geldiğine inandırılan Ermeniler, özellikle Doğu Anadolu'da silahlanıp, bu bölgedeki Müslümanların kanının kendilerine mübah olduğu düşüncesinden hareketle katliama, yani hukuki deyimle “etnik temizliğe” başlayınca, sorun içinden çıkılmaz bir hal aldı. Zira dönemin üç kudretli Paşasından birisi olan Talat Paşa'nın emriyle, tehcir (zorunlu göç) süreci başlatıldı.

Osmanlı Devleti de “geçici bir önlem” olarak lojistik destek verdiklerini kabul ettiği Ermeni nüfusu, o dönemde bir Osmanlı toprağı olan Suriye'ye zorunlu göçe (tehcir) tabii tutmuştur. Tehcire sadece bu bölgede savaşa destek veren Ermeniler tabi tutulmamış, Anadolu'nun batısında yaşayan ve isyanla doğrudan hiç bir ilişkisi olmayan Ermeniler de dâhil edilmiştir. Osmanlı kendi tebaası olan Ermenileri savaşın olağanüstü şartlarında olağanüstü muameleye tabii tutmuştur ama güvenliklerini sağlamak için on binlerce asker görevlendirmeyi de ihmal etmemiştir. Hatta Ermeni çetecilerin bu süreçte yaptığı saldırıda askeri kayıplara uğramıştır.

Tanzimat’la başlayan sürecin Ermeniler açısından çıkan en önemli sonucu; özellikle 1870'li yıllardan itibaren yavaş yavaş oluşturulan milliyetçilik ve Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan bu acı dolu günlerdir. Etkileri artan bir şekilde hissedilen olaylar bu sürecin bir sonucudur. Bir başka deyişle kendi halinde ticaretle uğraşan bu halk dış güçlerin zorlaması ve Tanzimat’la devlet hayatına giren "eşit vatandaşlık" düzenlemeleriyle siyasetle tanıştırılmış ve milli uyanışlarının zemini hazırlanmıştır. Bu süreçte Ermeni toplumu arasından aralarında Osmanlıda hizmet veren paşalar ve bakanlar da çıkmıştır. Zira ittihatçıların öncüleri Jön Türkler gibi onlar da batıda eğitim almaya başlamışlardı. Sürece etki eden diğer bir husus ise Berlin Anlaşmasında yer alan hükümlerdir. Batılılar bu anlaşmada Osmanlıya Ermenilerle ilgili bazı düzenlemeler yapılması konusunda baskı yapmak amacıyla hükümler koydurmuşlardır.

Bir var olma yok olma savaşı olan Birinci Dünya Savaşı hem Osmanlılar hem de Ruslar tarafından kaybedilince, Ruslar tarafından kullanılan Ermeniler sahipsiz kalmışlardı. Zira Rusya'da 1917'de Bolşevik Devrimi yaşanınca bu ülke savaştan çekilmiş ve Doğu Anadolu Osmanlının kontrolüne geçmiştir. Hatta Osmanlı bu süreçte Kafkaslara da harekât düzenlemiş, Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Bakü'ye kadar gidip, Ermeni komitacıları burada da bertaraf etmiştir.

1918 yılında Osmanlı yenilgiyi kabul edip savaştan çekilince, fiilen varlığı da sona ermiştir. Otorite boşluğu nedeniyle yerel çete ve asker kaçaklarına terk edilen Anadolu'da bir taraftan Ermenilerle bir taraftan da Rumlarla yapılan çete savaşları, devlet otoritesi dışında gerçekleşmiştir. Devlet otoritesinin olmadığı dönemde Ruslardan ve Yunanlılardan aldıkları desteklerle Ermeniler Büyük Ermenistan ve Rumlar da Megola Idea'nın yeniden ihyası için Anadolu'da büyük katliamlar yapmışlardı.

Türkiye için her yıl adeta kâbusa dönen 24 Nisan ve Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili resmi bir görüş vardı ve ülke olarak bu tezi uzun yıllar savunmaya devam ettik. Biz her ne kadar tezimizi soykırım olmadığı üzerine oturtsak da; büyük ve küresel güçler çoktan politikalarını oluşturmuşlar ve konu, bir soykırımın olup-olmadığı aşamasını geçip politik bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Gerçekte ne olduğundan ziyade, algının ne yönde olduğu önemlidir. Bir başka deyişle Ermenilerin algı operasyonu başarıya ulaşmıştır. Zira bu yüz yıllık süreç içerisinde, belki de azınlık olmalarının verdiği psikolojik etkiyle, bütün Ermeniler tek bir hedefe kilitlenmişlerdir. Sabırla yürüttükleri mücadelede 100. yılda neredeyse bütün dünyayı bu konuda ikna etmişlerdir.

Çok derinden faaliyetlerini yürüten Ermenistan ve diaspora, SSCB'nin dağılmaya başladığı 1980'li yıllarda Karabağ üzerinde hak iddia etmeye başladı. Daha büyük güç olan Türkiye üzerinde ise uluslararası yıpratma kampanyası başlattı. 1991'deki bağımsızlık bildirgesinde Kars Anlaşmasıyla çizilen sınırları tanımadıklarını beyan etmeleri yanında, mevcut Ermenistan Anayasası'nın "Batı Ermenistan" olarak ifade ettiği Doğu Anadolu'yu Büyük Ermenistan sınırları içerisinde göstermişler ve bu emel gizli olmaktan çıkmıştır.

Ermenistan'dan rahatlıkla izlenebilen Ağrı Dağı (Ararat) kadim Ermenistan'ın kutsal bir parçası, "Kaybedilen topraklar için doğal bir anıt" özelliği taşıyan Ararat ile ilgili figürler "devlet armasında" da yer almaktadır. Bu da Ermenistan'ın ülkemizin toprakları üzerindeki uzun vadeli planın simgesel ifadesidir. Köklü tedbirlerin alınmaması ülkemizi uzun vadede daha büyük sıkıntılara sokabilir.

Ermenistan'la ilişkiler konusunda henüz bu çözüm aşamasına geldiğimiz söylenemez. Ama Ermenistan'ın ısrarla sürdürdüğü politikası kendisi açısından sonuç vermiş gibi gözükse de, bölgedeki gelişmelere bağlı olarak aleyhine dönme ihtimali hala vardır. Bir taraftan Türkiye'nin her alanda güçlenmesi, bir taraftan Rusya'nın gerek Ukrayna gerek Kırım ve gerekse Suriye politikalarında Türkiye ve dünya kamuoyu ile ters düşmesi, Rusya'yı bir çıkış yolu aramaya itebilir.

Ermenistan'ın; diasporanın ekonomik ve siyasi, Rusya'nın da siyasi ve askeri gücüyle ayakta durduğu ortadadır. İsrail'in bile ayakta kalması önemli ölçüde ABD ile birlikte yürüttüğü politikalara bağlı olduğuna göre, bölgede dengelerin değişmesi, Ermenistan'ı yalnız bırakmayı gerektirirse, Ermenistan'ın tek başına işin içinden çıkması son derece güçtür.

Barışa dönük adımların atılmasına en fazla Ermenistan'ın ihtiyacı vardır. Türkiye'nin ihtiyacı ise bölgede Azerbaycan'la yapılabilecek bir barış ve uzun vadede dünya kamuoyunun Türkiye aleyhine dönmesinden kaynaklanabilecek sıkıntıları bertaraf etmiş olması olacaktır. Yoksa zaten nüfusu az, alım gücü düşük, küçük bir ekonomi olan bu ülkeden Türkiye'nin ekonomik anlamda kazanabileceği pek az şey vardır.

 
Etiketler: 24, NİSAN, SOYKIRIM, İDDİALARIN, DAİR, BİR, DEĞERLENDİRME,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
08 Temmuz 2019
KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
01 Temmuz 2019
MURSİ…
17 Haziran 2019
K.A.D.E.M.
10 Haziran 2019
İTİBAR SUİKASTI
20 Mayıs 2019
SEFERE TALİP OLMAK
13 Mayıs 2019
BÜYÜK YANILGI
08 Mayıs 2019
ÖFKE
29 Nisan 2019
SEFER…
15 Nisan 2019
SIĞ DÜŞÜNCE
08 Nisan 2019
ŞAH-MAT
01 Nisan 2019
‘OLAN’DAKİ HAYIR
25 Mart 2019
BEKAA
29 Ekim 2018
EĞİTİMDE ALGI YANILMASI
22 Ekim 2018
YUMUŞAK GÜÇ (GÖNÜL COĞRAFYAMIZ)
15 Ekim 2018
AJAN RAHİP
08 Ekim 2018
McKinsey
01 Ekim 2018
YERLİ-MİLLİ
24 Eylül 2018
KRİZ Mİ DEĞİL Mİ
17 Eylül 2018
YAHUDİLER (Küresel Haydut)
10 Eylül 2018
YAHUDİLER (Biz Bitti Demeden Bitmez)
27 Ağustos 2018
Yahudi Yerleşimciler-2
11 Ağustos 2018
DOLARIN ATEŞİ
30 Temmuz 2018
Yahudi Yerleşimciler
23 Temmuz 2018
YAMAN ÇELİŞKİ
16 Temmuz 2018
AHTAPOT
11 Haziran 2018
ALTI DEĞER
03 Haziran 2018
BÜYÜK ÜLKE REFLEKSİ
21 Mayıs 2018
SİYASET Mİ POLİTİKA MI?
15 Mayıs 2018
Piramit Medeniyeti
07 Mayıs 2018
ZOR ZAMANDA KONUŞMAK
30 Nisan 2018
Öğrenilmiş-Öğretilmiş Çaresizlik
25 Nisan 2018
BASKIN (SEÇİM)
09 Nisan 2018
BÜYÜK TEHLİKE
02 Nisan 2018
Oligarşinin Tunç Yasası
26 Mart 2018
KORKU EŞİĞİ
19 Mart 2018
Oltanın Ucundaki Solucan…
05 Mart 2018
28 ŞUBAT (İKİNCİ YAZI)
28 Şubat 2018
HESABI SORULAMAYAN 28 ŞUBAT
19 Şubat 2018
DERSHANELERİN KAPATILMASINA DAİR EKONOMİK BİR YORUM...
06 Şubat 2018
FAŞİZM – FANATİZM - 2
30 Ocak 2018
FAŞİZM - FANATİZM…
15 Ocak 2018
Medeniyet Perspektifi
08 Ocak 2018
KÖLELERİN ONURU
01 Ocak 2018
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-7
25 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-6
18 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER-5
11 Aralık 2017
HALİNDEN MEMNUN OLAN KÖLELER - 4
04 Aralık 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER-3
27 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN OLAN KÖLELER- 2
20 Kasım 2017
DURUMUNDAN MEMNUN KÖLELER
13 Kasım 2017
SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA…
06 Kasım 2017
Kapitalizmin Yok Etmekte Olduğu Aile
30 Ekim 2017
CUMHURİYETE BİR DE BÖYLE BAKIN…
23 Ekim 2017
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELDİ
02 Ekim 2017
DAHA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR Kİ…
25 Eylül 2017
15 TEMMUZ BAŞARISIZ MI OLDU
18 Eylül 2017
Bir Lokma Bir Hırka mı?
11 Eylül 2017
VİZYON VE FERASET
30 Ağustos 2017
ARAKAN NERESİ…
14 Ağustos 2017
Cola...
18 Temmuz 2017
Çember Türkiye için Daralıyor mu?
03 Temmuz 2017
BAŞBAĞLAR
20 Haziran 2017
O MU BU MU?
12 Haziran 2017
KUR'AN MÜSLÜMANLIĞI
05 Haziran 2017
ÖLÜM - ORUÇ
29 Mayıs 2017
AKILLI BESLENME...
22 Mayıs 2017
FANATİZM
08 Mayıs 2017
İHTİYAÇLARIMIZ SINIRSIZ MI…
24 Nisan 2017
FAİZ LOBİSİ VE SURİYELİ…
10 Nisan 2017
REFERANDUMDA SAADET PARTİSİ
02 Nisan 2017
VESAYET
27 Mart 2017
ÜÇ AYLAR GİRERKEN
20 Mart 2017
SİYASETTEKİ KAN DAVASI...
13 Mart 2017
İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER...
27 Şubat 2017
AKADEMİSYEN…
20 Şubat 2017
FETÖ VE İRAN...
13 Şubat 2017
SÖZ KONJONKTÜRE GÖRE DEĞİL "HAKİKAT" OLDUĞU İÇİN SÖYLENMELİDİR
06 Şubat 2017
GÖLGE OYUNLARI
30 Ocak 2017
Bakalım Başkanlık Sisteminde Bir Sorun Var mı?
23 Ocak 2017
BANANE AMERİKADAN...
10 Ocak 2017
İRAN’IN DEĞİŞ(MEY)EN ROLÜ
02 Ocak 2017
ET ÜZERİNDE YAPILAN TAĞŞİŞLER
26 Aralık 2016
PARANTEZ
19 Aralık 2016
Şİİ HİLALİ...
05 Aralık 2016
SAMİMİYET…
28 Kasım 2016
ÖĞRETMENLER GÜNÜ…
21 Kasım 2016
BİR EĞİTİM ELEŞTİRİSİ…
14 Kasım 2016
FAŞİZM MANİFESTOSU
07 Kasım 2016
FİLMİ İZLEDİM
31 Ekim 2016
NÜKLEER ENERJİ TÜRKİYEYE NEDEN GEREKLİDİR?
24 Ekim 2016
KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
17 Ekim 2016
ADALET BU OLMAMALI...
10 Ekim 2016
ÇÖKEN SIFIR SORUN POLİTİKASI
03 Ekim 2016
DAEŞ…
26 Eylül 2016
BEŞTEN KÜÇÜK OLAN DÜNYA KİME HİZMET EDER
19 Eylül 2016
GÖRECEKSİNİZ ÇOK UZAK OLMAYAN BİR GELECEKTE PKK MARJİNALLEŞECEK
05 Eylül 2016
HALKIN FARKINDA(SIZ)LIĞI
29 Ağustos 2016
CELLADINA ÂŞIK OLAN ÜLKE
22 Ağustos 2016
"AZ GELİŞMİŞ ÜLKELER KENDİ ORDUSUNUNU İŞGALİ ALTINDADIR"
15 Ağustos 2016
GELİYORUM DİYEN TEHLİKE...
19 Temmuz 2016
MÜRTED
04 Nisan 2016
BİRKAÇ GÖZLEM-4
28 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM-3
21 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM (2)
14 Mart 2016
BİR KAÇ GÖZLEM…
29 Şubat 2016
BU DA BENİM GÖZÜMDEN 28 ŞUBAT
22 Şubat 2016
DEMOKRASİ- DİN PARADOKSU
08 Şubat 2016
JÜRİSTOKRASİ
01 Şubat 2016
NASIL BİR ÜNİVERSİTE (DEĞİŞİM İHTİYACI)
18 Ocak 2016
TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ İHTİYACI
04 Ocak 2016
MONŞER DİPLOMASİSİ
21 Aralık 2015
BAŞKANLIK
14 Aralık 2015
RUSYA KRİZİ
02 Kasım 2015
1 KASIM
26 Ekim 2015
MUTLULUK YOLU
19 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKÂT (II)
12 Ekim 2015
SEÇİME ENDEKSLİ PSİKOLOJİK HAREKAT
21 Eylül 2015
PKK TERÖRÜ VE SEÇİMLER
31 Ağustos 2015
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ DERİN KOMPLO
17 Ağustos 2015
KAVRAMSAL YABANCILAŞMA
10 Ağustos 2015
DEMOKRASİ DİNİMİZ OLMAMALI
27 Temmuz 2015
HUKUK GARABETİ
05 Temmuz 2015
BAŞBAĞLAR
22 Haziran 2015
BİR SEÇİMİN ARDINDAN
08 Haziran 2015
SEÇİM ANALİZ
01 Haziran 2015
SEÇİM
18 Mayıs 2015
GENOCIDE-V (HÜKÜMETİN SOYKIRIM AÇIKLAMASI)
05 Mayıs 2015
GENOCIDE-IV (HÜKÜMETİN ÇIKIŞI)
27 Nisan 2015
GENOCIDE-III (GERÇEKTE NE OLDU)
20 Nisan 2015
GENOCIDE II (24 NİSAN)
30 Mart 2015
GENOCIDE (SOYKIRIM)
09 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE IV (YÖNETİŞİM-ÖZERKLİK)
02 Mart 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-III (GOVERNANCE-YÖNETİŞİM)
23 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE-II (SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA)
16 Şubat 2015
NASIL BİR ÜNİVERSİTE
12 Ocak 2015
B.O.P. (II)
01 Aralık 2014
B.O.P.
24 Kasım 2014
MEDENİYET
18 Kasım 2014
BEDELLİ ASKERLİK
10 Kasım 2014
SENİ BİR TÜRLÜ DOĞRU TANIYAMADIK…
03 Kasım 2014
ETİK ve ERDEM
27 Ekim 2014
APOLİTİK
Haber Yazılımı