Haber Detayı
17 Nisan 2014 - Perşembe 16:18
 
Doğduğu Topraklarda Doyan Sanayici: Ercan Akın
Doğduğu Topraklarda Doyan Sanayici: Ercan Akın
Ekonomi Haberi
Doğduğu Topraklarda Doyan Sanayici: Ercan Akın

Eğitimci yapısı ve Burdur’a yaptığı yatırımlarla örnek bir işadamı olan Ercan Akın ile söyleşi yaptık. Kendisi doğduğu topraklarda doyan, Burdur’da kazandığını Burdur’da harcayan ve ayrıca mermer sektörüne çığır açan bir insan. Söyleşi için ön hazırlık yapsam da düşündüğüm ile gördüğüm arasında büyük fark oldu. Sorduğum her bir soruya 10- 15’er dakikalık cevaplar veren Ercan Akın, eğitimli işadamı ile eğitimsiz işadamı arasındaki farkları da uzun uzun anlattı.

Ercan Akın, bugünkü başarısının tesadüf olmadığını anlattı. İşadamlarıyla bugüne kadar yaptığım söyleşiler içerisinde en fazla keyif aldığım bir ziyarette bulundum. Dışarıdan gördüğüm ve araştırdığım kadarıyla Burdur’da kazandığını Burdur’da harcayan ve kentin müteşebbis ruhunun daha fazla ön plana çıkması gerektiğini savunan Ercan Akın, eğitim alanında yaptıkları ve yapacaklarıyla herkesin olduğu gibi benim de takdirimi kazandı. Burdur’a Fen Lisesi yaptırarak orta öğretime katkıda bulunan, üniversiteye de Tıp Fakültesi yaptırma sözü vererek yükseköğretime katkı koyan Ercan Akın, Burdur’dan eğitimli kişiler ve girişimcilerin çıkması için elinden gelen her bir fedakârlığı ortaya koymuş.

Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikasında bizi konuk eden Ercan Akın, odasını, geldiği yeri ve şu andaki yerini ve gelecekteki hedeflerini anlatan Akın;  yaptığımız söyleşi boyunca telefonları susmayan, akşamın ilerleyen saati olmasına rağmen işlerini takip eden Ercan Akın, kullandığı cümlenin birinde beni çok şaşırttı. Akın; “patron” kelimesini sevmediğini, işadamının hem şirketin yöneticisi hem işçisi, hem distribütörü, hem satıcısı hem de alıcısı olması gerektiğini söyledi.  Mermeri satan kişi kadar “müşteri memnuniyetini” de önemsediğini söyleyen Akın, başarısındaki diğer bir faktörün işçisiyle işçi olması, ekmek kapısı sağladığı kişilere tepeden bakmaması olduğunu aktardı.

Burdur’a yaptıkları hizmet ve yatırımları ile vefa borcunu ödemeye çalışan Ercan Akın, AR- GE çalışmalarının önemine de vurgu yaptı. Sorularımı yanıtlarken, mermerin fire oranını %8’e kadar düşürdüğünü söyleyen Akın, bunun, akademisyenlerin de katıldığı AR-GE çalışmalarıyla olduğunu belirtti.

Burdur’daki dağların delik- deşik olması, yeterli mermer rezervi olmayan ocakların açıldığı gibi öylece bırakılıp gidilmesi ve bunun da çevreci kesimden tepki gelmesini dikkate aldığını belirten Akın, şimdiye kadar bıraktığı ocakların her birinde rehabilitasyon çalışması yapıp, ağaçlandırarak, etrafını tel örgüyle çevirerek Orman İşletme Müdürlüğü yetkililerinden teşekkür aldığını da ekledi. Ercan Akın, mermer atıklarının değerlendirilmesi konusunda da AR GE çalışması yaptığını ve mermer atıklarının bina ana yapı malzemesi olarak kullanılacağını müjdeledi. Mermer atıklarının değerlendirilmesi konusunda Burdur’a yeni bir sanayi kolunun açılacağını söyleyen Ercan Akın, bu sanayi koluyla Burdur’da yüzlerce kişiye istihdam kapısı oluşacağını vurguladı. 


DOĞDUĞU TOPRAKLARDA DOYAN SANAYİCİ: ERCAN AKIN

DERGİ AYRINTI: Sayın Ercan Akın, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

ERCAN AKIN: 15 Haziran 1961 Burdur ‘un Yeşilova ilçesinin Gökçeyaka köyünde doğdum. İlkokulu Gökçeyaka köyünde, ortaokulu ise Yeşilova Akçaköy’de okudum ve liseyi Burdur Ticaret Lisesi’nde bitirdim. Üniversite sınavlarından sonra Burdur Eğitim Enstitüsü’nde yükseköğrenime başladım. 1980 yılında Ankara Eğitim Enstitüsü’nde yükseköğrenimimi tamamladım.

Nakliyeci bir ailenin çocuğu olarak okulların tatil olduğu dönemlerde babamla birlikte çalışıyordum. Öğrencilik hayatımı bu şekilde tamamlamış oldum.

5 Ocak 1981 tarihinde ilkokul öğretmeni olarak atandım. 8 ay kadar geçici olarak Isparta’da, 2,5 yıl kadar Mardin ilinin Midyat ilçesi Temelli köyünde, yaklaşık 5 yıl kadar Burdur ili Merkez ilçesi Yassıgüme köyünde öğretmenlik yaptıktan sonra 1988 yılında özel iş hayatıma geçmeye karar verdiğim için görevimden ayrılmak zorunda kaldım.

1988 yılından itibaren Burdur’da tarım hayvancılık sektörüne dayalı ticaret yaptım. Bu işimi sürdürürken 1995 yılında Burdur’un ilk tekstil fabrikasını kurdum. Uzun yıllar başarılı bir şekilde Avrupa’ya ihracat yaparak ülkeme döviz kazandırdım. İlimize istihdam sağladım. Ticaret yaparken halka yatırım yapma sözü vermiştim. Bu yatırım sözünü yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyordum.

1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nün tüm ülkelerle imzaladığı bir protokol olduğunu 2003 yılında öğrendim. Protokole göre 2005 yılında tekstilde kotaların kalkacak olması bizim için bir felaketti. 2003 yılında hiç vakit kaybetmeden bölgemiz için ileride önemli olacağını düşündüğüm mermer sektörüne girmeye karar verdim. 2004 yılında mermer sektörüne adım atarak ilimiz için yine döviz kazandırmaya, istihdam oluşturmaya devam ediyorum.

Eğitim kökenli olmam nedeni ile sosyal sorumluluk konusunda duyarlı bir kişiyim. Bu nedenle uzun zamandır düşündüğüm okul yaptırma fikrimi 21 Haziran 2011 tarihinde “Ercan Akın Fen Lisesi’nin temelini atarak bu hayalimi gerçekleştirdim. Söz verdiğim gibi inşaatı bir yıl içerisinde tamamlayarak okulumuzu 2012/2013 eğitim öğretim yılına yetiştirdim.

Hâlihazırda Aytaş Akın Mermer San. ve Tic. A.Ş. firmasının Yönetim Kurulu Başkanlığını sürdürmekteyim. 1982 yılında evlendim ve iki çocuk babasıyım.

AYRINTI: Efendim, öncelikle mermer sektörüne bakış açınızı öğrenebilir miyiz? Bu sektöre başlama gayeniz neydi ve nasıl başladınız?

AKIN: Benim için önemli olan unsur, mermer sektörünün doğa olarak çevreyle ilişkisi ve ekonomik olarak üretimde kazanılanların katkılarıdır.

Şirketimizin kuruluş tarihi 1985 yılındadır. Esas 1994 yılında oldu. O yıl tekstil sektörüyle başladım. Tekstil sektörüne milyon Dolarlarca yatırımım sürerken, orta ve uzun vadede düşündüm ve 2004 yılında da mermer sektörüne girdik.

 Ben 1995’te tekstille uğraşıyorken, Devlet Planlama Teşkilatına müracaat ettim ve dedim ki “Ben Burdur’da böyle bir yatırım yapacağım, tekstil yatırımı yapacağım, acaba benim düşüncem ne derece doğru ne derece rantabl?” dediler ki “Zaten tekstil Türkiye’nin lokomotif sektörü, yatırım yapabilirsin. Sıkıntı yok.”. Yani herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmadım. Yine o zaman ki sivil toplum örgütleriyle irtibata geçtim. Sonuçta yatırımımızı yaptık ama ne gariptir ki bu yatırımın tesadüfi bir yatırım olduğunu 2003 yılında anladım. O yılda bir ekonomi gazetesinin iç sayfalarında küçük bir haber okudum. Diyor ki: “Tekstilciler 2005 yılına çok iyi hazırlanmalı.” Altına da açıklama yapıp, kotaların kalkmasından ve Çin devletinden bahsetmiş. Kısa bir açıklama vardı. Anlayamadım, tatmin olmadım. Sonra o gazetenin genel merkezinden, o haberi yazan muhabirin telefon numarasını öğrendim. Ve o muhabiri aradım. İzmirli bir muhabir idi. Telefon açtım ve tekstilci olduğumu, uzun vadeli yatırımlar yaptığımı, varımı- yoğumu bu sektöre döktüğümü söyledim ve o haberin ayrıntısını sordum. Bana Çin’in 2005 yılında bana rakip olarak çıkacağını bilip bilmediğimi sordu. İhracat konusunda %90 ihracat yaptığımı söyledim. Avrupa’ya ihracat yaptığımı belirttim. Mükemmel bir tesiste, kaliteli ürün yaptığımı ifade ettim. Dedi ki: “1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye 180 tane ülke birlikte bir imza atarak bir karar aldı. 1995’ten 10 yıl sonrası, kotalar tüm dünyada kaldırılacak, isteyen, istediği yere, istediği miktarda mal satabilecek. Senin bundan haberin var mı?” Tabi, muhabir konuştukça benim kafamdan kaynar sular dökülmeye başladı ve bayılma noktasına geldim.  2005’te kotaların kalkmasıyla Çinlilerin kılıçlarını bilediklerini ve benim Avrupa’daki müşterilerimi azı dişi söker gibi birer birer elimden alacağını söyledi ve tedbirlerimiz almamız için bizi uyarmak maksadıyla o haberi yazdığını ifade etti. Ben tekstil makineleri siparişi vermiştim, firene bastım durdurdum, başka bir takım yatırımlarım vardı onları geri çektim. Kazık firen diye tabir edilen duruşu yaptım ve bir çivi bile çakmadım. Ne yapacağımı düşünürken, 1993 yılında mermer mi tekstil mi derken, 1994’te inşaata başlayıp, 1995’te fabrikayı üretime sokmuştum, tekstile girmiştim. 10 yıl sonra da hata yaptığımı anladım, 1993’teki kararıma geri döndüm. Çünkü ben 1993’te mermer üzerine fizibilite çalışmaları yapmıştım. Mermer sektörü ilgimde ve sürekli takip ettiğim bir sektördü, 2003 yılında artık kesinlikle mermer sektörüne girme kararı aldım. Ondan sonra bu sektörde nasıl bir avantaj olduğunu araştırdım, yani şunu söylemek istiyorum; Türkiye’de yatırım yapan sanayiciler tesadüfi yatırım yapıyorlar. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin ve özellikle devletin öncülük yapması gerekiyor. Bir kişi herhangi bir sektörde yatırım yapacaksa, onun artıları ve eksilerinin iç ve dış pazarda irdelenmesi gerekir. Bu olmazsa olmaz kuraldır.

 Şu anda Organize Sanayi Bölgesinde 30 bin metrekarelik alana oturan mermer fabrikamız mevcuttur. Ve yine şu anda mermer ocaklarım ve fabrikam bulunmaktadır. Bu sektörde tamamıyla para kazanmayı düşünmeyip, bunun yarattığı istihdamı, bu sektörden doğacak diğer sektörleri ve o sektörlerin AR GE çalışmalarını da göz önünde bulundurdum. 35 bin metrekare Burdur Beji üretip, pazarlıyor, aylık 1 milyon dolar ihracat yapıyorum.

2014’TE HEDEF 25 MİLYON DOLAR

AYRINTI: Sizi takip ettiğimiz kadarıyla Burdur’da ihracat ve istihdam rekorları kırıyorsunuz. Bu ocaklarınızdaki ve de fabrikanızdaki ihracat oranlarınız nedir, İleriye dönük ihracat hedefleriniz nelerdir, dış pazarda hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz ve istihdam sayısız nedir?

AKIN: Mermerin %80 ila %90’lık kısmını ihraç ediyoruz. Dış pazarımız genellikle Uzak Doğu ülkeleridir. Bu ülkelerin dışında Arap Ülkeleri, kısmen Avrupa ülkeleri, Amerika, Rusya ve Türki Cumhuriyetleri de bulunmaktadır.  Burdur Beji bugün dünyada marka oldu. Hatta Suudi Arabistan Kralının otelinde de bizim imzamız söz konusudur. Fabrikamızda Burdur Bejinin plaka, levha, fayans gibi her türlü ürünü üretilmektedir.  Çalışan sayımız da 208’dir.

Geçen yıl ihracat rakamımız 20 milyon dolardır. Bu yıl yani 2014 yılı için kendimize 25 milyon dolarlık ihracat rakamını hedef koyduk. Bu doğrultuda da 2014 yılında bir adet ocak daha açacağız. Mermer atıklarının değerlendirilmesi, bunun inşaat sektöründe kullanılması için bu yıl üretime geçecek olan ikinci bir fabrika kuracağız. Mevcut fabrikamızın yanına açacağımız ikinci fabrikamızda hem mermer atıkları değerlendirilip inşaat sektörüne ivme katacağız hem de ilimiz ekonomisine katkı sağlayıp, istihdam ve Pazar oranını artıracağız. Bunların yanında üretim kapasitemizi 2 katına katlayıp, daha fazla üretim yapacağız. 40 bin metrekare olan üretimimizi 70-80 bin metrekareye çıkartacağız. Bunları yaparken teknolojiyi de yakından takip ederek, robotlu sistemler kurup, bu sistemlerle çalışmak istiyoruz. Kısacası teknoloji harikası olan bir üretim hattı oluşturacağız.

Hedeflerimizden bir diğeri de enternasyon- inşaat- mermer sektörünün birleştirilmesidir. Mermerin kırığını, çamurunu, pasasını duvar yapı elemanlarına dönüştüreceğiz. Bu tamamen yeni bir proje ve yeni bir birleşimdir. Bildiğiniz üzere 2. Organize Sanayi Bölgesinde çalışmalar son aşamaya geldi. Ve biz de 2. Organize Sanayi Bölgesinde arsamızı alınca fabrikamızı kuracağız. Fabrikamızda mermer atıklarının değerlendirilmesini yapacağız. Bunun sonrasında Türkiye’de ve dünyada NOHAV anlaşması kapsamında geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu Türkiye’de ve dünyada uygulanan bir proje olacak. Böylelikle ülkemiz ekonomisine çok büyük bir katkıda bulunacağız. Mermer atıkları yalıtım odaklı ürün olacak. Günümüzde mantolama yerine kullanılabilen bir ürün olarak inşaat sektörüne girecektir.

GELECEK NESİLE KÖTÜ BİR ORTAM BIRAKMAYACAĞIZ

AYRINTI: Yakın zamana kadar çevreci kesim, mermer ocaklarının zararları hakkında tepki göstermişti. Bu açıdan ağaçlandırma konusunu biraz daha açabilir misiniz?

AKIN: Bakınız, mermer sektöründe veya diğer sanayi sektörlerinde eğitimin çok önemli olduğunu savunuyorum. Bizim alanımız olan mermerde eğitim, geri dönüşüm ve de ağaçlandırma çok önemlidir. Biz bu üç faktörde de sosyal sorumluluk duyuyoruz. Çalışan ocaklarımızda gerekli rehabilite ve düzenlemeyi yaptık, atıl durumdaki ocaklarımızı da kapatarak ağaçlandırdık. İşte bunlar sosyal sorumluluk bilincimizin göstergesidir. Çünkü gelecek nesillere kötü bir ortam bırakılmaması için atıl durumdaki ocaklarımızı rehabilite edip, ağaçlandırıp ve son işlem olarak tel örgüyle çevirerek Orman İşletme Müdürlüğüne teslim ettik. Ve inanıyorum ki ocakların, kıraç kayalıkların ve taşların olduğu yerlerde ve dağlarda 15- 20 yıl sonra yemyeşil ormanlar oluşacak. Ve umarım 20 yıl sonra bu ormanlardaki ağaçlar güzel mesire alanına dönüşecek.

 Biz AYTAŞ Akın Mermer olarak ocaklarımızın çevre ile olan ilişkisini önemsiyoruz. Toplamda 6 mermer ocağı vardı. Bunun 2 tanesini kapattık ve bugün itibarıyla 4 mermer ocağımız faaldir. Kapattığımız o iki mermer ocağında da gerekli rehabilitasyon işlerini yerine getirdik. Kapattığımız 2 ocağımızın verimli toprakla örtülmesi ve o toprağın üzerine ağaç dikilerek ormanlık alana çevrilmesi ve de alanın tel örgüyle çevrilerek gelecek nesillere ormanlar bırakılması konusunda hassasiyet gösterdik. Kapattığımız 2 ocağımızda rehabilitasyon çalışmalarını tamamlayarak, Orman İşletme Müdürlüğüne teslim ettik.

 Sosyal sorumluluk alanında adımlar attık. Örneğin fabrikamızda mermer kesiminde kullanılan su kapalı devredir. Yani kullanılan su ayrıştırıp, tekrar kullanılmaktadır.

Burdur’da yabancı firmalar veyahut Burdurlu olmayan mermer ocağı sahipleri çok. Ve maalesef çoğu firmanın çevreye duyarlı olmadığını görüyorum. Bazı yerlerde ise mermer ocağı çalıştırmaları kısa ve orta vadede olup, sonrasında ocağı bırakıp gidiyorlar. Bu açıdan Burdur’a dışardan gelen yatırımcı firmaların çevreye rahatsızlık verici çalışmaları olabilir. Bu firmaların biraz daha kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğine inanıyorum. Bu düzenleme de mermerciler işbirliği yapıp, AR- GE çalışmaları başlatıp, Burdur mermerini ve Burdur Bejini dünyaya daha fazla tanıtılmasına katkı sağlayabilirler. Bunlar için daha iyi çalışma ortamları sağlanıp, bu sektörün daha fazla gelişmesine katkı koyabilirler. Dünya mermer rezervinin %40’ı Türkiye’dir. Türkiye’den de Burdur en büyük parçalardan birisini oluşturmaktadır.

Bu noktada, yıllar öncesi mevzuat boşluklarından kaynaklanan problemler vardı. Sonradan bunlar fark edildi ve şu andaki uygulamalarda bu biraz daha daraltıldı. Eskiden vatandaş ocağı açıp, bir şey bulamıyorsa terk edip gidiyordu ve ocağın ruhsatı da şirkete veya kendine aitse kendinden düşüyordu, ondan sonra da o bölgeyi rehabilite etme işi devlete kalıyordu. Şimdi ise mevzuatlara baktığımız zaman kaba tabirle yedi sülalemizin kefil olacağı bir çalışma söz konusu. Örneğin daha dün notere gittiğimde, Orman İşletme Müdürlüğü’nün verdiği kayıtta kâğıtları imzalaya imzalaya baş edemedim. Bir dünya imza attım. Artık şimdi herkes bu işi yapmadan terk etmesi mümkün değil. Ne zaman yapmak zorunda, o artık biraz şirketin yönetiminin duyarlılığına bağlı. Şirket “Dursun, şimdilik masraf edemeyeceğim, 5-10 sene sonra yaparım” derse orası bir süre daha bekleyebiliyor. Yani bekletme şansı var. Ama bunun tersi o şirket herhangi bir ümidinin olmadığını ve rehabilite edip, Orman İşletmeye teslim etmeyi düşünürse bunu da yapma şansı var. Bizim, AYTAŞ Akın Mermer olarak tercihimiz, eğer bir ocağı terk edeceksek makinelerimizi oradan çekmeden, ağaçlandırmasını yapıp, tel örgüyle çevirip, öyle teslim ediyoruz.

 

TÜNEL YÖNTEMİ TÜRKİYE’DE MÜMKÜN DEĞİL

AYRINTI: Mermer sektöründe tünel sistemi de kullanılıyor. Siz de bu sistemi kullanıyor musunuz?

AKIN: Burada tepeden yani yüzeyde çalışma yapılıyor. Tünel yöntemi Türkiye’de mümkün değil. Biz mümkün olduğu kadar derli toplu çalışıyor, çevreye duyarlı oluyor ve makinelerimizi ocaktan çekmeden gerekli rehabilitasyon işlemlerini yapıyoruz.  Ülkemizde mermer rezervi üzerinde devasa ağaçların olduğu topraklarda yoktur. Çünkü devasa ağaçların olduğu topraklar su tutma özelliğindedir. Yani mermer kayaları yoktur. Bu açıdan biz bugüne kadar hiçbir orman alanında mermer arama işi yapmadık ve ocaklarımızı orman alanlarına kurmadık. Orman alanının altına mermer olmaz.

1 TON MERMER 1 TON PETROL

AYRINTI: Petrol ve mermer mukayesesinde bulundunuz. Şimdi bu konuyu biraz açabilir misiniz?

AKIN: Evet, doğru. Ortadoğu ülkelerinin petrolü varsa bizim de mermerimiz var. 1 ton ham petrol eşittir 1 ton mermer. O açıdan mermer sektörünün iyi yönetilmesi halinde geleceği parlak bir sektör olacaktır. Bölgemizin milliyetçiliği ve Burdur milliyetçiliği yapıyorum. Sektörün yönetilmesi ve geliştirilmesi konusunda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye söz veriyorum. Sonuçta aynı havayı soluyoruz ve Burdur’da yaşıyor, Burdur’a yatırım yapıyoruz. Benim için Bazı arkadaşların söylediği “Doğduğu yerde doyan sanayici” tanımını kabul ediyorum.

AYRINTI: Mermer kırıklarını ve diğer atık mermer malzemelerini değerlendirme çalışmalarınız var mı?

AKIN: Birincisi; bu enternasyon dediğimiz konu inşaat sektörüyle mermer sektörünün birbirine bağlantısıdır. Mermerin kırığını, çamurunu ve ocaktaki paşasını inşaat sektöründe kullanılmak üzere, yapı elemanı, duvar elamanı imalatı yapacağız. Bu tamamen yeni bir buluş olacak ve beş yıllık uğraşımızın sonucuydu.  Biz, az önce de kısaca söylediğim gibi İkinci Organize Sanayi Bölgesindeki arsaların teslimini bekliyoruz. 2. OSB arsasında derhal fabrika kurup, bu artıkları değerlendirerek yapı duvar elemanı imal edeceğiz. Mermer atığı bu sektörün en büyük problemidir ki böylelikle biz de bu problemi ortadan kaldırmış olacağız. Biz bu çalışmayı NOHAV (formülünü biz verip, onların uyguladığı) anlaşması yaparak Türkiye’de ve sonrasında dünyada geliştirmeyi düşünüyoruz. Yurt dışındaki müşterilerimiz de şu anda dört gözle bizim Burdur’daki ilk projemizin gerçekleşmesini bekliyorlar. İlimize uzak olan başka bölgelerde de yine yurt dışındaki uygulamamızı franchising anlaşması yaparak vereceğiz. Bu şekilde Türkiye ve dünyada uygulanabilecek olan bir projeyi hayata geçireceğiz. Ve Türkiye ekonomisine de çok büyük katkı sağlayacak tamamen yalıtım odaklı, uygulanması mecburi olan bir sistem için gerekli bir üründür. Üreteceğimiz ürünün yalıtım değeri çok yüksek olacak. Böylelikle mantolamaya ihtiyaç kalmadan bu artıkları değerlendirmiş oluyoruz. Mantolama zahmetini de ortadan kaldıracağız.

ARGE ‘YE ÇOK ÖNEM VERİYORUZ

AYRINTI: AR- GE çalışmalarınız hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

AKIN: Ben 2004’te bu sektöre adım attığımda, fabrikamı kurdum ve ilk blok satışı yapmadan önce kesip, biçmeye ve mermeri mamul haline getirmeye gayret ettim. Baktım ki kazın ayağı basit değil, imalata geçtiğim zaman ocaktan getirdiğimizde, kaliteli ürünü getirdiğinizde neredeyse %50 ve %60’lara varan fireler söz konusu idi ve bundan para kazanmak söz konusu mümkün değildi.  Baktım bu problemin herkes için geçerli olduğunu gördüm ve bunun için bir çalışma yapılması gerektiğini düşündüm. Bu malzemeyi, Burdur Bejini, kaliteli olan Burdur Bejini kasaya koyarken, bu fireleri ne kadar azaltabilirsek o kadar karlı olacağız, aklın yolu birdir. Bu fireyi ne kadar azaltabilmeyi araştırdım. Bir defasında deneme yanılma yöntemiyle başlangıç yaptım. Sonra da bilimsel çalışma yaptırdım. Öyle sonuçlar çıktı ki çok fırınlar yaptık bozduk attık, birçok taşlar telef ettik. Bu işin maliyeti tabi ki çok basit değil, ağır bir maliyeti var ve bu işi sonuçlandırmak on yılımızı aldı. Bu AR- GE çalışmamızı geliştiriyoruz, sonuçlanmadı ama asıl problemleri tamamladık. Araştırma, inceleme, deneme yanılma yöntemiyle oluşturulmuş bir çalışmadır ki inanılmaz sonuçlar elde ettik. Mesela şu anda %8- %10 firelerle çalışıyoruz. Bu inanılmaz bir rakam. Buna ne İtalyanlar inanıyor ne İspanyollar inanıyor. Biz gerçekten bu sonucu yakaladık. Bir de şirketimiz gerçekten son dönemlerde iyi bir ivme kazandı. Sebebi de her zaman söylüyorum: AR -GE.

%8- %10 FİRELERLE ÇALIŞIYORUZ

Burdur Beji mermerinin fire oranları çok yüksekti. Bunun için Araştırma ve Geliştirme (AR GE) çalıştırmaları yaptık. Sonucunda büyük gelişmeler kat ettik. Ve bu gelişmelerin sonucu olarak fire oranını %10’lara, %8’lere kadar çektik. Bu sayede de hem ülke kaynaklarımızı iyi değerlendiriyoruz, hem iyi para kazanıyoruz. Kazandığımız parayı tekrar ilimiz ve bölgemiz ekonomisine katarak yeni yeni sanayi alanları ve yeni istihdamlar oluşmasına destek veriyoruz.

DİSTRİBÜTÖRLÜK SAYESİNDE ÜRÜNÜ KORUMA ALTINA ALIYORUZ

AYRINTI: Bir ticari ürünün, örneğin bir gıda ürününün bir arabanın distribütörü olur. Mermerin distribütörü olması açısından siz ilksiniz. Bunu açıklayabilir misiniz?

AKIN: Sanayici olmak demek sadece masada oturup, bir fabrikanın sahibi olmak demek değildir. Ya da yönetim kurulu başkanı olup, burada masada oturmak demek değildir. Sanayici olmak hem şirketin sahibi olacaksınız, pek sevmem o kelimeyi ama patron olacaksınız, hem AR -GE’ci olacaksınız, yani bilimsel konularda bilgi edinmeye çalışıp, kendinizi geliştireceksiniz, hem eğitimci olacaksınız, hem tüccar olacaksınız hem de işçi olacaksınız. Bence bunların hepsi de olması gerekiyor. Benim asıl mesleğim öğretmenlik olmasına rağmen tüccarlık konusunda 12 yıllık bir deneyimim var. Benim 1980li, 1990lı yıllardan deneyimim var. Bu deneyimlerimi Türkiye’nin önemli şirketleriyle çalışarak kazandım. Önemli holdinglerin çalışmalarına baktığınız zaman hem tüccarlıklarına hem de fabrika- holding işlevine bakıyordum. Ben de eğer bir gün gelir de sanayici olursam aynı yöntemleri uygulayacağımı söyledim. 1995’te tekstil ile adım attım. Zaman geldi mermer sektörüne adım attık. Aynı yöntemi uygulamaya, uygulamak için çalışmaya başladım. Bayilik sistemini uyguladım. Müşteriler önce yadırgadı, mermer sektöründe böyle bir şeyin olmadığını söylediler.  Biz de olmayan bir şey başlattık. Hem mermer hem de blok satışımızda biz distribütörlük uygulaması yapıyoruz. Önemli ülkelerde, 10 yıldır distribütör olarak önemli müşterilerimiz var. Böyle bir dünya adamı ve pazarda çok önemli payı olan bir müşterim var. Dünyanın her tarafını gezen birisi var. Mamul satışı yaptığımız önemli ülkeler var, 7-8 distribütörümüz var, 30 yıldır bu sektörün içerisinde oldukları halde böyle bir şey görmediklerini söylediler. Ve hatta “Siz bizi kovsanız da bacadan gireriz” dediler. Onlar da kazanıyor biz de kazanıyoruz. Eğer bir ürünün distribütörlüğünü yapıyorsa onun olduğu ülkede o ürünü koruma altına alıyoruz. Onun müşteri kazanmalarını sağlıyoruz. 2008 yılında Türkiye’de sektör çok büyük bir sıkıntıya girdi, çok kişi fabrikasını küçülttü ya da fabrikasını kapattı, biz ise %50 büyüdük. Bu niye, çünkü bizim müşterilerimiz para kazanıyorlar. Para kazandıkları için biz büyüdük. Sıkıntıya giren ülke Amerika idi ve oradan mal alan veya Amerika’ya mal satan kişiler battılar. Biz o bölgedeki müşterilerimizin sıkıntıya gireceğini düşünerek, önceden o bölge için tedbirlerimizi aldık. O bölgeye verdiğimiz ürünün kapasitesini diğer ülkelere kaydırdık. Onlar da teşekkür ettiler. Biz başka firmaların kapanmasıyla o firmaların müşterileri de bize gelmiş oldu. Biz de baktık ki müşteriler sürekli bize doğru geliyor, biz de kapasitemizi sürekli artırarak, o müşterileri de portföyümüzün içerisine sokmuş olduk. Dolayısıyla ticari alandaki bu yöntem, benim 1986’dan beri bildiğim, inandığım ve de başarılı olabileceğim bir yöntemdir. Bunu artık o yıllardan beri yaşayıp, tecrübe edinerek gelmiş bir sanayiciyim. Bu konudan da son derece memnunum, başarılı olduğumuza da inanıyorum.

AYRINTI: Siz eğitimci birisisiniz ve başarının sınırı olmaz. Bir sanayici için 20 yıl büyük bir süre değil. Genellikle sanayiciler dededen babadan kalma fabrikalardan istifade eder. Acaba bu başarınızın sırrı eğitimci olmanız, AR GE çalışması yapmanız, işçilerinizi eğitmeniz midir?

AKIN: Doğrudur. Ben eğitime gönül verip, eğitime son derece fazla önem veren birisiyim. Bir örnek vereyim, 1986’da bayilik almak için bir genel müdürün karşısına çıktığımda, öğretmen kimliğimle çıktım. Takım elbisem, kravatım ve bir öğretmenin saygısı çerçevesinde çıktım. Bayilik istedim. O genel müdür önce benim duruşuma baktı, sonra oturduk ve benim konuşmalarımı dinledi. Eğer ben eğitilmemiş birisi olsaydım, eğitim görmemiş birisi olsaydım, o genel müdürün karşısında o bayiliği alamazdım. İlk bayiliği 1986 yılında aldım ver o bayilik sayesinde sıfırdan ticarete başladım ve para kazandım. O paraları kartopu gibi yuvarlaya yuvarlaya 1995 yılında tekstil yatırımına girene kadar biriktirdim. Bu da yine eğitimin başarısıdır. Niye, bir vatandaşı ikna edebilmek için onun kafasındaki soru işaretlerini giderebilmek için doğru cümleler kullanmak gerekir. Bir öğretmen veya bir eğitilmiş insan ne kadar yalan söyleyebilir, ne kadar hile yapabilir, ne kadar karşısındakini kandırmak için çaba sarf edebilir? Belki cahil bunların çoğunu yapar ama eğitilmiş bir insan, öğretmen olan bir insan bunlardan tamamen uzak durur. Ben aile terbiyemi de işin içine sokarak, disiplinli bir ailenin çocuğu olarak, düzgün cümleler kurarak, hile yapmadan dürüst tüccarlık kurallarıyla ticaretimi yaptım ve para kazandım. Bunun yegâne sebebi de eğitimdir. Her zaman şunu söylerim: Eğitimli bir annenin yetiştirdiği çocuk ile cahil bir annenin yetiştirdiği çocuk bir olmaz. Eğitimli bir çobanın yetiştirdiği koyunların kilosuyla, cahil bir çobanın yetiştirdiği koyunların kilosu da bir olmaz.

 

 

 

Kaynak: (bakayrıntı) - bakayrıntı Editör:
Etiketler: Doğduğu, Topraklarda, Doyan, Sanayici, Ercan, Akın
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
Doğduğu Topraklarda Doyan Sanayici: Ercan Akın
Doğduğu Topraklarda Doyan Sanayici: Ercan Akın
Yorumlar
Haber Yazılımı