Haber Detayı
23 Ocak 2014 - Perşembe 16:54
 
ÇOCUK GÖZ SAĞLIĞI
Göz hastalıkları ile ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan ihmaller sonucu çocuklarımız ileri yaşlarda tedavisi oldukça zorlaşan özellikle göz tembelliği gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Pek çok önemli göz hastalığı küçük yaşlarda ortaya çıkar. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir.
Sağlık Haberi
ÇOCUK GÖZ SAĞLIĞI

Göz hastalıkları ile ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan ihmaller sonucu çocuklarımız ileri yaşlarda tedavisi oldukça zorlaşan özellikle göz tembelliği gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Pek çok önemli göz hastalığı küçük yaşlarda ortaya çıkar. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir. 0-16 yaş grubundaki çocukların gözlerini korumak için belli aralılarla düzenli göz muayenesi önerilir;
* İlk 1 yaşında
* Okula başlamadan önce,
* Okul süresince düzenli göz muayenesi yapılması gereklidir.
Ancak aşağıdaki belirtilerde vakit kaybetmeden çocuk göz hastalıkları alanında uzman bir göz hekimine (pediatrik oftalmolog) gidilmelidir. 
Özellikle okul öncesi çocuklarda aşağıdaki bulgular varsa alanındaki hekimine gidilmelidir.
* Bir gözü kısma ya da kapatma
* Siyah görünmesi gereken göz bebeğinde beyaz ya da puslu renk
* Cisimleri sürekli gözüne yakın tutma
* Başını bir yana eğerek bakma
* Gözlerini sık sık ovuşturma
* Bir veya iki gözün içe veya dışa kayması
* Prematüre doğum
* Ailede göz tembelliği teşhisi
* Ailede göz bozukluğu
Çocuk Göz Hastalıkları Tedavisi Süreçleri
Düzenli muayeneler sayesinde bir veya her iki gözde görme azlığı, buna neden olan hastalıklar ve şaşılık erken tespit edilebilir.
İlk muayeneyi 1 yaşında yaptırmak oldukça önemlidir;
 Düşük göz kapağı, Nistagmus adı verilen istem dışı göz hareketleri de bu dönemde erken teşhis edilerek tedaviye başlanabilir.
Katarakt, göz tansiyonu, retina problemleri gibi hastalıklara bu dönemde tanı konulması, geri dönüşü olmayan görme kayıplarını engelleyecektir. Katarakt veya gözün ağ tabakasındaki rahatsızlıklar 2-3 ay içinde kalıcı görme kaybı ve sonrasında yaşam boyu düzelmeyen göz titremelerine (nistagmus) neden olmaktadır.
6 ay -1 yaş arası muayene özellikle şaşılığın tespit ve tedavisi için son derece önemlidir. 6 aydan sonra devam eden kaymalar mutlaka tedavi gerektirir. Bu dönemde burun kökünün henüz gelişmemesine bağlı olarak gözlerde yalancı kayma denilen durum da görülebilir.
KIRMA KUSURLARI
Normal kırma kusuru olmayan kişilerde; göze paralel gelen ışınlar retina tabakası üzerinde odaklanır. Bu duruma emetropi denmektedir. Bu durumun sağlanamadığı, yani göze paralel gelen ışınların retina üzerine odaklanamaması durumuna ametropi (kırma kusuru) denilir.
Kırma kusurları temelde dört çeşittir:
Miyopi: 
Göze paralel gelen ışınların retina önünde odaklanması durumudur. Bu nedenle miyoplar uzağı net göremezler. Ancak yakın görmeleri iyidir. Miyopik gözlerde genelde kornea tabakası normalden daha dik veya gözün ön arka çapı normalden daha uzundur. 6 dereceye kadar olan miyopiler basit miyopi, daha yüksek olanlar yüksek miyopi olarak adlandırılır. Yüksek miyopiler (dejeneratif miyopi) 20 yaştan sonra da artmaya devam eder ve retina tabakasında incelme, görme azalması ile sonuçlanır. Miyopi büyük oranda genetik yapı ile ilişkilidir. Genellikle 8-12 yaş arasında çocukluk döneminde fark edilir. Aile bireyleri arasında miyopi açısından benzerlik bulunmayabilir. 
Hipermetropi: 
Göze paralel gelen ışınların, retinanın arkasında odaklanması durumudur. Bu nedenle hipermetroplar özellikle yakın görmede zorlanırlar. Hipermetropinin derecesi yükseldikçe hastalar yakınla beraber uzağı görmede de zorlanmaya başlarlar. Hipermetropide miyopinin tersine kornea tabakası normalden daha düzdür veya gözün ön arka çapı daha kısadır. Hipermetropi gelişimi büyük oranda kalıtımsaldır.
Astigmatizma: 
Gözün değişik meridyenlerde ışınları farklı kırmasına bağlı olarak tek bir odak noktasının oluşmadığı durumdur. Bu hastalar hem uzak hem de yakın görmede problem yaşarlar. Astiğmatizmada genellikle kornea tabakasının farklı eksenleri farklı eğriliktedir. Astigmatizma miyopi ve hipermetropi ile beraber görülebilir. Astigmatizma da büyük oranda genetik yapıyla ilgilidir.
Presbiyopi:
  Göz lensi gençlerde şeklini kolayca değiştirip uzaktaki ve yakındaki objelere odaklanmamıza olanak sağlayacak şekilde esnektir. Ancak göz lensi 40 yaşından sonra sertleşir ve esnekliğini kaybeder. Esneklik kaybından dolayı yakını görmek ve okuma zorlaşmaktadır. Bu normal durum presbiyopi olarak adlandırılır. 
Kırma Kusurlarının Tedavisi 
Gözlükler ve kontakt lensler kırma kusurlarını düzeltmek için en sık kullanılan yöntemlerdir. Bunlar  ışınları retina üzerinde yeniden odaklayarak iş görürler. Gözlük veya kontakt lens kullanamayan, kullanmak istemeyenler için refraktif cerrahi (Excimer lazerle görmeyi düzeltmek veya arttırmak) diğer bir seçenektir. Bu cerrahi yöntemlerde, gözün odaklanma yeteneğini yeniden ayarlamak için, öndeki kornea tabakası yeniden şekillendirilir. Göz egzersizlerinin, vitaminlerin veya ilaçların kırma kusurlarını önlediğine ya da tedavi edebildiğine dair herhangi bir bilimsel delil yoktur. 
Gözlükler: 
Gözlük takmak, kırma kusurlarının en basit tedavisidir. Gözlük takmak göz kusurunu artırmaz, azaltmaz, sadece görüntüyü düzeltir ve dolayısıyla hayat kalitesini artırır. Ayrıca gözlükler gözlerimizi ultraviyole gibi zararlı ışınlardan korumaktadır. Kırma kusurları bedensel büyümenin de hızlı olduğu 0-20 yaş arasında hızlı değişim gösterir. Bu nedenle, 6 ay- 1 yıllık aralıklarla muayene, gerekirse numara değişimi tavsiye edilir. 40 yaşından sonra ortaya çıkan presbiyopi tedavisinde, 40-60 yaş arasında yakın gözlüklerinin zaman zaman (genellikle 2-3 yıl gibi) değiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü lensin esnekliği zaman içinde değişmektedir. 
Kontakt Lensler: 
Kırma kusurunu gözlük ile aynı prensipte düzeltir. Ancak göze daha yakın durduğundan ve korneayı tamamen kapladığından gözlüğe göre daha konforlu bir görüntü sunar. Bunun yanında bakımı daha zordur ve dikkat gerektirir. Halen çok çeşitli kontakt lens tipleri vardır. Renkli veya numaralı, çeşitli ürünler vardır. Size en uygun lens, zevkinize, kırma kusurunun tipine ve hayat tarzınıza göre değişmektedir. Eğer kontakt lens takmak istiyorsanız, farklı seçenekleri göz doktorunuzla görüşmelisiniz. 
Refraktif Cerrahi 
Kırma kusurlarının, cerrahi olarak düzeltildiği yöntemlere refraktif cerrahi denmektedir. Refraktif cerrahi, günümüzde en çok uygulanan cerrahi müdahalelerin başında gelir. Son on yılda, iki yüz milyonu aşan insana uygulanmıştır. 
Güncel refraktif cerrahi teknikleri:
PRK (Fotorefraktif Keratektomi): İlk çıkan yöntemdir. Önce alkol yardımıyla korneanın ön yüzünü örten epitel tabakası kaldırılır. Takiben yüksek enerjili ve görünmez lazer ışınları yardımıyla korneanın ön yüzeyi tıraşlanır. Bu teknikte miyopi, hipermetropi ve astigmatı küçültmek veya düzeltmek mümkün olabilmektedir. Ancak cerrahi sonrası ilk 24-48 saatte ağrı duyusu olabilmektedir.
LASİK (Laser in situ keratomileusis): LASİK miyopi, hipermetropi ve astigmatı düzeltmek için uygulanan kombine bir yöntemdir. Keratom adı verilen özel bir bıçak yardımıyla ve yine farklı bir laser yöntemi ile korneadan bir zar-kapak kaldırılıp, geriye doğru katlanır. Daha sonra kalan yatağa excimer lazer uygulanır. Zar-kapak tekrar yerine oturtulur. Güncel ve çok yapılan bir işlemdir. 
LASEK (Laser subepitelial keratomileusis): Bu teknikte, epitel tabakası korunarak kaldırılır. Excimer lazer uygulaması sonrası, kornea üzerine geri kapatılır. 
Fakik göz içi lensleri: Kırma kusurlarının düzeltilmesi amacıyla, normal göz merceği alınmadan göz içine yapay merceklerin konulduğu bir tekniktir. Genellikle çok yüksek kırma kusurlarının tedavisinde kullanılmaktadır. Refraktif cerrahi işlemleri adından anlaşıldığı gibi bir cerrahi işlemdir ve hastaların, olası yan etkiler yönünden bilgilendirilmesi gereklidir. Bütün bu cerrahi işlemler sonrasında, birtakım yan etkiler, komplikasyonlar görülebilmektedir. 
Bu komplikasyonlar: 
-Geçici rahatsızlık hissi 
-Bulanık görme 
-Enfeksiyon 
-Işıkların etrafında halolar görme 
-Fazla veya az düzeltme –
Gece görme güçlüğü –
Düzensiz astigmat –
Korneal nedbe oluşumu –
Retina dekolmanı ve kalıcı görme kaybı 
KATARAKT
Katarakt, görmeyi sağlayan doğal göz merceğinin saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır. Bu görmenin buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuşçasına bozulmasıdır.
Katarakt, genellikle orta yaş üstü kişilerde görülen bir göz hastalığı olmakla beraber;
* Yeni doğan bebeklerde,
* Şeker hastalarında,
* Göze gelen fiziksel darbeler sonrasında,
* Uzun süreli kortizonlu ilaç kullananlarda görülebilen bir göz hastalığıdır.
Kataraktın belirtileri 
Katarak değişik şekillerde belirtilerle karşımıza çıkabilir
* Görmede yavaş yavaş azalma
* Işığa hassasiyet (göz kamaşması)
* Çift görme
* Okuma zorluğu
* Gece görüşünde bozulma
* Renklerde soluklaşma veya sararma
* Gözlük numaralarının sık değişmesi ve buna rağmen az görme
Katarakt, ilaçla veya gözlükle tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. Bu nedenle kataraktın ilerlemesini durdurabilecek etkili bir yöntem yoktur ve oluşmuş bir kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Modern tekniklerin gelişimi ile günümüzde katarakt operasyonları iğnesiz, narkozsuz,(sadece gözü damla ile uyuşturarak) ağrısız yapılarak hasta aynı gün evine dönmektedir. 
Katarakt ameliyatında dikkat edilmesi gereken bazı önemli unsurlar vardır. Hekimin tecrübesi yanında; göz içine konulan merceğin kalitesi, ameliyatın başarısını doğrudan etkiler. Bazı ameliyatlarda ameliyat sonrasında gözde enfeksiyon ve farklı komplikasyonlar gelişebilir. Bu durum kısa bir süre sonra hastanın ikinci kez ameliyat olma riskini de beraberinde getirir. Bu da hasta için ayrı bir ameliyat riski ve maddi külfet anlamına gelir.
Doğumsal Katarakt
Doğumsal katarakt (konjenital katarakt) doğumdan itibaren görülen, göz merceğinin tek veya çift taraflı olarak saydamlığını kaybetmesi ve opaklaşmasıdır. Doğuştan olan kataraktlar, annenin gebelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlara, kullanılan ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi, hiçbir nedene bağlı olmadan da oluşabilmektedir. Genellikle ilk bulgular bir göz bebeğinin diğerinden farklı renkte (beyaz) olması (lökokori) veya gözde kayma (şaşılık) olması, doğumsal kataraktın belirtisi olabilir. Bebeklerde bu belirtiler görüldüğü zaman, hiç zaman kaybetmeden göz uzmanına başvurulmalıdır.
 Doğumsal katarakt, görmeyi engelliyorsa ve özellikle tek taraflıysa, tanı konulur konulmaz hemen ameliyat edilmelidir. Bunun en önemli nedeni doğumsal kataraktlı gözde göz tembelliğinin (ambliyobi) çok hızlı gelişmesi  ve kalıcı olarak ağır görme kaybınayol açabilmesidir.. Göz tembelliğini yenebilmek için ameliyat, göz doktorunun önerisi doğrultusunda mümkün olan en kısa zamanda yapılmalıdır.
Tedavi Seçenekleri
Genellikle ameliyat esnasında göz damla yardımıyla bölgesel (tropikal anestezi) olarak uyuşturulur, bu şekilde ameliyat narkozsuz, iğnesiz, bıçaksız ve ağrısız olarak gerçekleştirilir. Çocuklarda ve mental geriliği bulunan bazı hasta gruplarında nadiren genel anestezi gerebilir.
FAKO Yöntemi (Fakoemülsifikasyon Tekniği)
Katarakt tedavisinde kullanılan en sık teknik FAKO tekniğidir. Bu teknik ile göz içine 2,2 mm'lik kesiden girilir. Saydamlığını yitirmiş göz içi merceği ultrasonik ses dalgaları yayan özel bir cihazla göz içinde parçalanarak emilir. Katarakt ameliyatı sırasında özel bir sıvı olan "Viscoelastik jel" kullanılır. "Viscoelastik jel" ile doğal merceğin gözün diğer tabakalarından zarar verilmeden ayrılması sağlanır ve tek kullanımlıktır. Yapay, katlanabilir bir mercek göze yerleştirilir. Kesi küçük olduğundan dikişe gerek duyulmaz. Bu derece küçük bir kesiden ancak çok deneyimli katarakt hekimleri ameliyat yapabilir Enfeksiyon ihtimali sebebiyle iki gözün ameliyatı aynı gün yapılmaz. İki gözün ameliyatı arasındaki sürenin en erken 1 hafta olması önerilir.
RETİNA HASTALIKLARI
Retina, göz küresinin arka duvarını bir duvar kâğıdı gibi kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabakasıdır. Retinada oluşan hastalıklar doğrudan görme duyumuzu tehdit eder.
Retina hastalıklarına aşağıdaki hastalıklar örnek verilebilir:
* Şeker ve hipertansiyon hastalığına bağlı kanamalar
* Retina damar tıkanmaları
* Retina dekolmanları / yırtıkları
* Sarı nokta hastalığı
* Doğumsal retina hastalıkları
* Retina altında sıvı birikmesi, retina ödemi
* Göz içine giren yabancı cisimler
* Makula delikleri
* Vitreoretinal yüzey bozuklukları
* Retina tümörleri
Retina hastalığının belirtileri:
* Ani veya yavaş görme kaybı
* Kırık-eğri görme
* Işık çakmaları
* Göz önünde uçuşan koyu cisimler (uçuşan sinekler)
* Görüşün perdelenmesi
* Gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı
* Görüş alanında karanlık bölgeler oluşması
Retina hastalıkları arasında en sık karşımıza diyabet (Şeker Hastalığı) ve hipertansiyona bağlı hastalıklar çıktığında özellikle onlardan bahsetmekte fayda var 
Diyabet ve hipertansiyonun retinaya olumsuz etkileri
Diyabet ve hipertansiyon hastalıkları vücudun tüm sistemlerini olumsuz etkiler ve ilk olarak en büyük olumsuz etkiyi gözde meydana getirir. Bu hastalıklar sonucu retinada damar genişlemeleri ve geçirgenlik bozuklukları ortaya çıkar.
Diyabetik Retinopati
Retina, göz küremizin en arkasında yer alan ve görüntüyü alıp beynimize ileten çok özelleşmiş bir sinir tabakasıdır. Retina beslenmesini sağlayan özel yapıdaki damar sistemi ve bunun kılcal dalları diyabet nedeniyle hasar gördüğünde, retina tabakasında kanama, sıvı toplanması ve kılcal damar tıkanıklığı sonucu beslenemeyen alanlar oluşur. Bu alanlardan salgılanan bazı özel moleküller ileri safhada anormal damar dokusunun gelişimine neden olarak, tüm göz içini doldurabilen yoğun kanamalar, ağrılı ve tedavisi mümkün olamayabilen glokom (neovasküler glokom), retina tabakasının yerinden ayrılması (retina dekolmanı) ve yırtılmasına yol açabilir. 
Tüm bu değişiklikler çoğunlukla retinanın görmemizi sağlayan makula (sarı nokta) bölgesinde oluşarak, kalıcı görme kaybı veya tam körlüğe neden olabilir. Diyabetik retinopati ülkemizde ve dünyada en önemli ve tedavi edilebilir körlük nedenlerindendir. Uzun süren ve düzenli tedavi edilmemiş diyabetik hastalık, genç hastaların insüline bağımlı diyabeti, hamilelik, diyabete bağlı böbrek hasarı ve hipertansiyon diyabetik retinopati açısından en önemli risk faktörlerini oluşturmaktadır. 
Bununla birlikte, diyabetik hastaların akılda tutmaları gereken en önemli bilgi, retina hastalıkları konusunda deneyimli göz hekimlerinin rehberliğinde, modern cihazlarla yapılacak erken teşhis ve tedavinin, ciddi görme azalmasına karşı etkili bir korunma yöntemi olduğudur. Bu nedenle, diyabet teşhisi almış hastaların erken dönemde retina muayenesi için başvurmaları hayati önem taşımaktadır. 
Teşhis 
Diyabetik retinopatiye ait erken bulgular, görme azalması olmadan aylar öncesinde ortaya çıktığından dolayı, erken retina muayenesi ilk adımdır.Teşhis için göz bebeğinin büyütülmesini takiben, “indirekt oftalmoskopi” ve gerektiğinde “floresein an jiyografi” ile retinanın (göz dibi)  incelenmesi yeterlidir. 
Tedavi 
Laser tedavisi: Asıl amacı ciddi görme azalması ve körlüğün önlenmesidir. Diyabetik retinopatinin erken döneminde makula ödemi ve geç dönemde anormal damar çoğalmasının önlenmesi veya varsa köreltilmesi amacıyla; sıvı kaçağı olan kılcal retina damarlarına, hasarlı ve kanlanmayan retina dokusuna uygulanır. Laser tedavisinin planlanmasında ve etkinliğinin değerlendirilmesinde çekilecek Fundus Floresein Angiografisinin (FFA-Göz Anjiyosu) önemi büyüktür.  Retinopatinin seyrine göre bazen laser tedavisini tekrarlamak gerekebilir. Zamanında ve deneyimli uzman göz hekimince yapılan laser tedavisiyle görme azalması durdurulabilir ve bazen görmede iyileşme sağlanabilir. 
Vitrektomi: İyileşmeyen yoğun göz içi kanamaları, anormal damar çoğalmasına bağlı çekintilerle retinanın ayrılması, laserle geçmeyen ciddi makula ödemi veya laser uygulanamayan bazı durumlarda, laser uygulayabilmek ve görmeyi artırmak için yapılır. Modern alet ve cihazlarla yapılan çok özellikli bir göz cerrahisi olup, hastaların önemli bir kısmında görme artışı sağlar veya gözün küçülmesi ve ağrılı glokomu engeller.
Fundus Flourosine Anjiografi (FFA)
Anjiyografi, basit, kısa zamanda uygulanan tanıda yardımcı bir yöntemdir. Bu test gözünüzün kan dolaşımı ve özellikle retina olmak üzere gözün bazı dokularının yapısal değişiklikleri hakkında bilgi verilir. Retinanın damarını etkileyen hastalıklarda (damar tıkanıklıkları, şeker hastalığı gibi) ve yaşa bağlı makula dejenerasyonunda membran tipini belirlemek başta olmak üzere, retinanın doğuştan gelen yapısal hastalıklarında ve tümörlerde de anjiyografi uygulanabilir. Damardan verilen ilacın, genelde çok ciddi bir yan etkisi yoktur. Flouresine enjeksiyonundan sonra cildiniz 24 saat boyunca sarı renkte olur. Boya böbrekler yoluyla atıldığından, idrar bu dönemde turuncu renk alabilir. Enjeksiyon sırasında bazı hastalarda geçici bulantı meydana gelebilir. Çoğunlukla bu durum saniyeler içinde geçer. Boyanın enjeksiyon sırasında damar dışına sızması durumunda cildin o bölgesini geçici olarak sarıya boyanabilir. Allerjik reaksiyonlar oldukça nadir olarak gelişir. Ciltte kaşıntı, kızarıklık gibi semptomlar gelişebilir. Anaflaksi gelişmesi çok nadir bir durumdur.
 
Kaynak: (bakayrıntı) - bakayrıntı Editör:
Etiketler: Göz, hastalıkları, bilgi, eksikliğinden, kaynaklanan, ihmaller, sonucu, çocuklar
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
ÇOCUK GÖZ SAĞLIĞI
Yorumlar
Haber Yazılımı