Haber Detayı
24 Ekim 2014 - Cuma 13:36
 
BAŞKAN KALKAN’DAN AHİLİK AÇILIMI
BAŞKAN KALKAN’DAN AHİLİK AÇILIMI
Kültür Haberi
BAŞKAN KALKAN’DAN AHİLİK AÇILIMI

ÖZET: Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Recep Kalkan: “Ahilikte esas olan helal kazançtır. Ahiliğin doğru olması ve hak ettiğinden fazlasını isteme yoluna sapmaması ahlak kaidesi haline getirilmiştir. Ahilik Kültürünün kurucusu Ahi Evran esnafın denetlenmesine çok önem verir, her fırsatta işyerlerini gezer, yapılan işlerin temizliğini ve sağlamlığını kontrol ederdi.

Ahiler çalışmayı ibadet saymışlardır. Onun için Ahiler işyerlerine ibadet yeri gibi titizlikte değer verirlerdi. Ahilikte işyerleri, tekke ve zaviyelerden daha önemli kabul edilirdi. İşyeri kapısından hürmetle girilir, saygı ve samimiyetle çalışılır, helalinden kazanılır, helal yerlere ve kararınca harcanır. Ahi ahlakında doğruluk ekonomik bir öz taşımakta, eşyanın bilinen biçimde imal edilmesi ve belirli bir fiyata satılması anlamına gelir.” dedi.

ANAHTAR KELİMELER: Recep Kalkan, Ahilik, temizlik, ibadet, sancak.

 

BAŞKAN KALKAN’DAN AHİLİK AÇILIMI

Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Recep Kalkan 27. Ahilik Haftası faaliyetleri içerisinde Ahilik Kültürünü tanıttı. Dergimizi ziyaret eden ve ziyaretinde Ahilik hakkında açıklamalarda bulunan Kalkan, ülke genelinde olduğu gibi Burdur’da da Ahilik Haftasını dolu dolu kutlandığını söyledi. Esnaf ve Sanatkârlar Odalar Birliği Başkanı Recep Kalkan, Aşçılar ve Kebapçılar Odası Başkanı Birol Kaval ve Elektrikçiler Odası Başkanı Osman Özen ile birlikte gerçekleştirdiği ziyaretinde Ahilik kültürünün geçmişten geleceğe taşınmasının önemine değindi. Haftanın anlamına yakışır bir şekilde kutlandığını ifade eden Başkan Kalkan, hafta boyunca çeşitli faaliyetler yapıldığını belirtti. Kalkan, esnafların Ahilik kültürüne uymasının önemini vurguladı.

Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Kalkan’ın Ahilik Kültürü hakkındaki açıklamaları şöyle:

BURDUR’UN AHİSİ MECDUT

Burdur’da Ahi Mecdut isimli kişinin mezarı Eski Vergi Dairesi Binasının arka giriş kapısının olduğu yerde mezarının olduğu söyleniyor. Aslında bu tür mezarlar buralarda var. Burası evliyalar yatağı bir yerleşim yeridir. Geçmişte Burdur bu yönleriyle hafife alınacak bir yer değil. Bizler de bu yönlerden birisi olan Ahilik Sistemini günümüze ve geleceğe taşıyoruz.

AHİ EVRAN KİMDİR

Ahilik denilince akla Ahi Evran gelmektedir, kimdir bu Ahi Evran: Asıl adı Mahmud Nureddin, takma adı Nimetullah olan Ahi Evran, 1236 yılında Horasan’da doğdu. Kösedağ Savaşından sonra Moğol Baskısı ile Anadolu’ya göç eden Oğuz Türkleri arasında Konya’ya yerleşen Ahi Evran ailesi, Konya’dan Denizli ve Kayseri’ye gitti, Ahi Evran daha sonra Kırşehir’e yerleşti. Fakir bir ailenin çocuğu olan Ahi Evran, önce bir demircinin yanında, daha sonra da debbağlık (deri işlemeciliği) işlerinde çalıştı. Bu meslekteki kabiliyeti sayesinde 2 yıl sonra kalfalığa geçti. Usta olduktan sonra Kırşehir’de debbağlık mesleğini geliştirip, Ali Baba’lığa yükselip, Ahi Birliklerini canlandırarak bütün Anadolu’da tanınan bir şahsiyet oldu. Ahi Evran esnafın denetlenmesine çok önem verir, her fırsatta işyerlerini gezer, yapılan işlerin temizliğini ve sağlamlığını kontrol ederdi. Bir defasında Ahi Evran’ın çırak olarak çalıştığı dükkâna topluca mal almak isteyen bir müşteri gelir. Ustası gelen tüccara onun istediği kadar derinin bulunmadığını söyleyince, Ahi Evran itiraz eder ve depolarında istenilen miktar kadar derinin bulunduğunu söyler. Depoya iner ve ‘Ya Allah’ diyerek derileri yukarıya atmaya başlar ve attığı deri sayısı 1.000’leri bulur. Hayretler içerisinde kalan ustası ‘Yeter oğlum!’ diye bağırınca depodaki deriler de kaybolur. Bu olaya seyirci olan esnaf, Ahi Evran ve ustasının bitişikteki dükkânlardan deri çaldığıyla suçlayıp mahkemeye verir. Kadı, diğerlerini dinledikten sonra sıra Ahi Evran’a gelir. Ahi Evran derilerin kendilerine ait olduğunu söyler. Kadı şahitlerinin nerede olduğunu sorunca ‘burada’ der. Hâlbuki mahkeme salonunda kendisi ve kadıdan başka kimse yoktur ve de kadı ‘Hani oğul, burada kimse yok’ dediğinde Ahi Evran tekrar ‘burada’ der. Boş sandalyeleri gösterir ve onlara dönerek ‘Buyurun ya sandalyeler, kadıya ifade verin’ der. Boş sandalyeler de el sürülmeden kendi hallerinde yürüyerek kadının huzuruna gelirler. Bunu gören kadı, derilerin Ahi Evran’ın ustasına ait olduğuna hükmeder. 

AHİLİĞİN KAİDE VE DEĞERLERİ

Ahilik esnafa özgü bir kavram olarak algılanıyor, Ahilik denilince esnaf, esnaf denilince Ahilik akla geliyor. Bununla birlikte Ahilik kavramının günümüze ve geleceğe ışık tutan derin ve geniş anlamları var.  Ahi, Arapçada ‘Kardeş’ anlamına gelen bir kelimedir. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk ansiklopedisinde ise Ahi kelimesi ‘Eli açık, cömert’ anlamında kullanılır. Tarihte Ahilik, Türklerin İslamiyet’i topluluk halinde kabul ettikleri yıllarda, Türk örf ve adetleri ile İslam inancını kaynaştırmak amacıyla geliştirilen bir düşünce sistemi ve yaşam tarzı olarak tanımlanabilir. Bu düşünceyi ve yaşam tarzını benimseyenlere de Ahi denilmektedir. Ahilikte esas olan helal kazançtır. Ahiliğin doğru olması ve hak ettiğinden fazlasını isteme yoluna sapmaması ahlak kaidesi haline getirilmiştir. Ahiler çalışmayı ibadet saymışlardır. Onun için Ahiler işyerlerine ibadet yeri gibi titizlikte değer verirlerdi. Ahilikte işyerleri, tekke ve zaviyelerden daha önemli kabul edilirdi. İşyeri kapısından hürmetle girilir, saygı ve samimiyetle çalışılır, helalinden kazanılır, helal yerlere ve kararınca harcanır. Ahi ahlakında doğruluk ekonomik bir öz taşımakta, eşyanın bilinen biçimde imal edilmesi ve belirli bir fiyata satılması anlamına gelir. Ahilik, hakkına razı olmayarak, malına değerinden fazla fiyat isteme, zenginleşme hırsıyla gömülü hazineler peşinde koşma, karanlık ve dolaşık kazanç yollarına müsaade etmez.  

Nedir bu Ahilik sistemindeki gaye, Ahiliğin asıl amacı insanların dünya ve ahirette huzur içinde olmalarını sağlamaktır. Bu anlayış da Ahilerin dünya için ahiretlerini, ahiretleri için de dünyasını terk etmeyen dengeli bir hayat tarzı geliştirmelerini sağlamıştır.  Böylelikle Ahilerde bazı genel özellikler oluşmuştur ki bu özellikler: Doğruluktan ayrılmamak, cömert olmak, alçak gönüllü olmak, iyi huylarını geliştirmek, kendisini halka adamak, misafirlerini sevmek, insanlara nasihat ederek onları iyi yollara yöneltmek, kudreti varken suçluyu affetmek, bir sanat veya iş sahibi olmak, dindar olmak, utanma duygusuna sahip olmak, hile yapmamak, yalan söylememek ve kusur aramamak, dedikodu yapmamak ve kusurları örtmek, içki içmemek, zina ve livata yapmamak, zenginlere karşı minnetsiz olmak, kimseye karşı düşmanlık ve de kin duymamak, büyüklere karşı hürmetkâr, küçüklere karşı da şefkatli olmak, bel bağlamamak, fütüvvet alamet ve elbiselerini taşımak, nefis adı verilen şeytanla mücadele etmektir.

Bu özellikler Ahilikte gelenekleşmiştir. Emek ve değer konusunda; üretilen her mal ve verilen her bir hizmetin bir değeri vardır, bu değer sadece satış fiyatıyla ölçülemez. Rekabet konusunda; günümüzdeki rekabet araçlarının çoğu yasaklanmış olup, fiyat düşürerek veya daha kalitesiz malzeme kullanılarak rekabet yapılmaz. Ahilik, kendini ve yakınlarını geçindirecek insaflı ve dürüst bir ticarete karşı değildir fakat mal biriktirme ve yığma peşinde koşan, haris ve istismarcı ticarete karşıdır. Buna karşın ferdin yaptığı iş ile bütünleşmesi teşvik edilmektedir. Bu sebeple üretilen eşya, sanatkâr için ekonomik değerinin üzerinde bir anlam taşımaktadır.

Ahilikte ahlak kaidelerinin dışında yemek yemekle ilgili kaideler de vardır: Sofrada büyüklerden evvel yemeğe başlamamak, yemekten önce ve yemekten sonra el yıkamak, kendi önünden yemek yemek, lokmaları küçük almak, ekmeği yemeğin suyuna batırmamak, yemek yenilen odaya ayakkabı ile girmemek, başkalarının yanında sümkürmemek ve kaşınmamak, ağzını şapırdatmamak, yediğinin helal olduğunu bilerek yemek gibi örneklerdir.

Ahi: vicdanını kendi üzerine gözcü koyan adamdır. Helalinden kazanan, yerine ve yeterince harcayan, ölçü- tartı ehli olan, yararlı şeyler üreten ve yardım edendir. Kalbi Allah’a, kapısı 70 millete açık olan, mürüvvet ve merhamet üzere olup, cömertliği esas alan, ahlakı ana sermaye edinip, akıl yolunda yürüyen, ilim isteyen ve ilmiyle amel edip yararlı çalışmayı elden bırakmayan kişiler ahilerdir.

AHİLİK PRENSİPLERİ

İyi huylu ve güzel ahlaklı olmak,

İşinde ve hayatında güvenilir olmak,

Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olmak,

Sözünü bilmek, sözünde durmak,

Güler yüzlü ve tatlı dilli olmak,

Hataları yüze vurmamak,

Dostluğa önem vermek, tevazu sahibi olmak,

Kötülük edenlere iyilikte bulunmak,

Mahiyetinde, hizmetindekileri korumak ve gözetmek,

Anaya ve ataya hürmet etmek,

Dedikoduyu terk etmek,

Komşularına iyilik etmek,

Başkasının malına hıyanet etmemek,

Cömert, ikram ve kerem sahibi olmak,

İçi, dışı, özü, sözü bir olmak,

Daima hakkı kullanmak, hakkı söylemek,

Sabır ehli olmak, öfkesine hakim olmak,

Yaptığı iyilikten karşılık beklememek.

HER ESNAFIN KENDİNE AİT BEDESTENİ VE SANCAĞI OLUR

Önceleri esnaf sistemi düzenli ve derli toplu idi. Mesela genellikle her esnafın adı ile anılan bir çarşısı vardı. ‘Bedesten’, ‘Arasta’, ‘Uzun Çarşı’ denilen bu işyerlerinde aynı meslek kolunda çalışanlar bir arada bulunurlardı. Çarşının uygun bir yerinde de büyük bir dükkânın üzerinde birlik idare kurulunun ve başkanın çalışacağı iki oda bulunurdu. Berber, fırıncı, nalbant gibi herkesin her zaman ihtiyaç duyacağı esnafa her çarşıda dükkân açma izni verilirdi. Her esnafın kendine has bir sancağı ve bir de alemdarı vardı. Genel olarak bu sancak yeşil atlastan olur, üzerinde ayetler yazılır, kırmızı- beyaz ipekten bir kordonun ucunda o esnafın alameti, amblemi bulunurdu. Mesela nalbantların alameti gümüş nal, kunduracıların alameti de bir çift patikti.  

Ahilikte bütün sanatların birer piri vardır. Ahilerin, sanatlarının pirlerinden kendi ustalarına kadar olan büyüklerine içten bağlanmaları istenirdi. Araya vasıta (şeyh, mürit) koymadan hakka ve hakikate varmak tarikat ahlakınca ne kadar imkânsız ise pir veya ustaya bağlanmadan sanatta olgunluğa ermek de o kadar imkânsız kabul edilirdi.

EN UFAK ŞÜPHE KALFALIĞA ENGEL OLUR

Bir gencin Ahiliğe kabulüne çok önem verilirdi. Üyeliğe kabul işlemleri genellikle 2 kademeden meydana gelirdi. Teşkilata girmeyi arzu eden bir genç kendisini kabul edecek bir asli azaya müracaat eder, buna talip, ustasına matlub denilirdi.  Talipde aranan vasıflar hakkında çok titiz davranırlardı. Çırak, kabulden önce uzun bir tetkik ve takibe tabi tutulurdu; bu iş bazen aylarca sürerdi. İlgili gencin en küçük bir şüphe uyandırması durumunda katiyen kabul edilmeme şartı bulunurdu. Bu konuda bilhassa eşrafın çocuklarına daha fazla dikkat edilirdi.

Ahilikte şet kuşatma çok önemli, Ahiliğin başlıca temellerinden birisidir. Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemleri bulunan bu sistemde çıraklıktan kalfalığa geçişte bir merasim vardır, kalfalıktan sonra usta olduğu zaman ustası ona kefil olur ve şedi kuşandıktan sonra işyeri açma şansına sahiptir ve kendi işyerini açabilir. Ustası kefil olur yani ekonomik, ,iktisadi ve sosyal olarak ona kefil olur. Dolayısıyla ustalar kefiller tarafından işyeri açar. Bu noktada eğer o insan işini hileli yaptı, yanlış yaptı, hatalı yaptı ise o esnaf oradan dışlanır. Bu konuda ayakkabıcıdan örnek verilmiştir, yaptığı ayakkabı hilelidir, hileli ayakkabısı dama atılmıştır, dolayısıyla pabucu dama atılmak terimi buradan gelmektedir. O hile yapan kişi için “İdare edelim, düzelir” toleransı yoktur. Kesinkes o kişi piyasadan silinir, Burdur’da Edirne’de, Kars’ta işyeri açamaz. 

O dönemde esnaflar sabahleyin siftah ettiyse, siftah eden kişi gelen müşterilerini siftah etmeyen esnaflara, komşusuna yönlendirirdi, yani “hepsi benim olsun” düşüncesi oluşmamıştı. Buna ek olarak şöyle bir sistem de uygulanmış; “marketler zinciri, alışveriş mağazaları zinciri” denilen uygulamaya izin verilmemiş. O zamanın esnafı bir tek işyeri açıyor, o işyeriyle kanaat ediyor, şube açamıyor, başka yerlerde başka işler de açamıyor. Herkes kendi işini yapmak zorunda, başka işlerle uğraşmak zorunda değildi. Liyakat orada, ehliyet orada. (Bugün doktorlara bakıyorsunuz mermercilik yapıyor, mermerciye bakıyorsunuz kamyonculuk yapıyor). İşin ehli olmayınca, insanlar bir şeylerle uğraşıyor ve o işi batırıyor. Ahi Ocakları gittiği yerlerde örnek olmuştur. Ünlü gezginlerden İbn-i Batuta’nın seyahatnamesinde Burdur- Denizli- Antalya çevresinde Yörükler incelenmiş, o seyahatnamede Ahilerden de bahsedilmiştir. Antalya’ya geldiğinde orada Ahi Ocağını ziyaret ediyor, orada konaklaması karşılanıyor ve ulaşım için Batuta’ya bir at veriyorlar, Antalya’dan Burdur’daki Ahi Ocağına geliyor. Buradaki Ahi Ocağı da kendisini ağırlıyor, kendisi Endülüs dili konuşmasına rağmen burada da ağırlanıyor, buradan Denizli, Aydın, Bilecik’e gidiyor. Kendisi Burdur’dan çok memnun kalmış, buradaki çok sayıda olan mektepleri ve medreseleri incelemiş ve Burdur’un gerçekten ilim- eğitim yuvası olduğunu yazmıştır.

HAFTANIN FİNALİ KIRŞEHİR’DE YAPILIR

Bu açıdan biz Burdur’daki Ahilik Haftası etkinliklerimizi tamamladıktan sonra cumartesi günü Kırşehir’deki finallerde yer alarak, merasimlere katılacağız. Ülke geneli olarak orada bir araya gelinecek. Ahilik bir hafta için ama biz yıl boyu Burdur’da yaşadığımız için Burdur’un en önemli özelliklerini ön plana çıkarıyoruz.

YILIN AHİLERİNE ÖDÜL

Bu yılki Ahilik Haftasında Burdur’da 3 kişiyi Yılın Ahisi seçtik. Bunlar Silah İmalatçısı Habib Yurtseven, Yöresel Ürün İmalatçısı Fahri Altıparmak ve pek çok kişiye iş ve işyeri imkânı sunulmasına vesile olan KOSGEB Müdürü Hamza Alper Doğru’dur. Kendilerine Ulucami Avlusunda düzenlediğimiz törende plaketlerini verdik. Yılın Ahisi seçilen kişiler de bu mutluluklarını aileleriyle birlikte paylaştılar. 

 

Kaynak: (bakayrıntı) - bakayrıntı Editör: Muhammet Teker
Etiketler: BAŞKAN, KALKAN’DAN, AHİLİK, AÇILIMI
Yorumlar
Haber Yazılımı